38. “Andolsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir âyet getiremez. Her şeyin süresi yazılıdır.” Evet ey peygamberim, andolsun ki senden önce de pek çok peygamberler gönderdik ve onlara da zürriyetler, hanımlar ve çocuklar kıldık, verdik. Demek ki peygamberler, peygamberlik böyle olacakmış. Yeryüzünün en büyük makamı, peygamberlik makamı, peygamberlik müessesesi böyle takdir buyurulmuş. Peygamberlik hanımlarla beraber, hısım akrabalarla beraber yaşanan bir olgu verilen bir mücâdeledir. Demek ki ben evlenmeyeyim, benim beni meşgul edecek karım ve çocuklarım olmasın da rahat bir şekilde Allah’ın dinine hizmet edeyim mantığı yanlıştır. Demek ki başka hiç kimseye değil kendimi sadece Allah’ın dinine vakf edeyim mantığı peygamberi bir hayat anlayışına, peygamberi bir mücâdele yöntemine terstir. Bakın bunun tamamen aksine kendi dinine hizmet için seçtiği yeryüzünün en kutlu elçilerine bile Rabbimiz hanımlar, oğullar, kızlar, zürriyetler vermiş. Allah’ın elçileri toplumlarının yükünü omuzladıkları gibi bunun yanında hanımlarının ve çocuklarının sorumluluklarını da yüklenmiş ve bazıları onlarla beraber, bazıları da onlara rağmen başarıyla mücâdelelerini vermişlerdir. İşte örnek mücadeleler peygamberlerin mücâdeleleridir. Peygamberlerin dışındakiler kim olurlarsa olsunlar onların mücâdeleleri kesin örnek değildir. Bu ayetler mü’minleri evlenmeye ve çoluk çocuk sahibi olmaya teşvik eden âyetlerdir. Yine bu âyetler peygamberlerin bizim gibi birer insan olduklarını anlatan âyetlerdir. Her ne kadar Yahudi ve Hıristiyanlar peygamberlerini tanrılaştırma kavgası vermeye çalışsalar da Allah’ın elçileri bizim gibi yiyen, içen, evlenen, baba olan, koca olan, hasta olan, acıkan ve vefat eden insanlardır. Nitekim aynen Yahudi ve Hıristiyan mantığıyla hareket eden Mekke müşrikleri de peygamberimize böyle itiraz etmişlerdi. Bu ne biçim peygamber? Bizim gibi yiyip-içiyor, caddelerde yürüyor, çarşı pazarlarda dolaşıyor. Bizim gibi acıkıyor, susuyor, hasta oluyor, evleniyor. Biz şimdi bizim gibi bir beşere mi tabi olacağız? Hayır hayır biz böyle bizim gibi bir insana asla tabi olmayız. Bizim kendisini peygamber bilip tabi olacağımız kimsede olağanüstü bir takım vasıflar, bizden farklı bir takım özellikler olmalı diyorlardı da Rabbimiz işte bu ve benzeri âyetleriyle onlara cevap veriyordu. Onlara geçmiş toplumlara gönderdiği peygamberlerinden örnekler veriyordu. Sizler ey Mekkeliler, geçmiş peygamberleri bilmiyor musunuz? Onlar da aynen sizin gibi birer beşer değil miydi? Onların da hanımları, çocukları, babaları, anaları yok muydu? buyurarak buna onların akıllarını erdirmek istiyordu. Zaten Kur’an’ın hemen hemen pek çok yerinde ısrarla peygamberlerin ağzından bu konu vurgulanır. Tüm peygamberlerin ısrarla toplumlarına söylediği şey şudur: Dikkat edin ben bir beşerim. Ben sizin gibi bir insanım. Ben sadece size Rabb’imin mesajını getirdim. Bu din benden değil Allah’tandır. Sakın beni Allah’la karıştırmayın. Sakın Allah’tan istenmesi gereken şeyleri benden istemeye kalkışmayın diyerek kendilerini putlaştırmaya çalışan, kendilerini Allah’la karıştıran toplumlarını uyarmışlardır. Ama maalesef bütün bu uyarılara rağmen Yahudi ve Hıristiyanların peygamberlerini tanrılaştırmalarına karşılık, sanki onlara nazire olarak müslümanlardan kimi zavallılar da Rasûlullah efendimize, Onda olmayan bir kısın İlâhî sıfatlar yüklemeye kalkıştılar. Meselâ Rasûlullah efendimizden mervî olmadığı halde: “Levlâke levlâk lema halâktul eflâk” “Habîbim sen olmasaydın ben bu eflaki yaratmazdım” gibi uydurma sözlerle peygamberi yüceltmeye çalışıyorlar. Halbuki hem Keşful’hafa’da hem de Aliyyül Karinin mevzuatında bunun hadis olmadığı, uydurma olduğu söylenir. Allah’ın Resûlü: “Kim bana benim demediğim bir sözü uydurup izafe ederse ateşteki yerini hazırlasın” Buyurmaktadır. Meselâ yine Kur’an’ın ve sünnetin ifadesine göre Allah’ın Resûlü topraktan yaratılmış olduğu halde, sadece melekler nûrdan yaratılmış oldukları halde Onun nûr olduğunu, nûrdan yaratıldığını ve hiçbir şey yaratılmadan önce Onun yaratıldığını iddia edenlerin durumu da aynen böyledir. Ve Allah izin vermedikçe, Allah’ın izni ve yardımı olmadan peygamber için hiçbir âyet, hiçbir mûcize indirmesi, getirmesi mümkün değildir. Bir kul ve beşer olarak peygamberin böyle bir gücü ve yetkisi yoktur. Allah peygamberlerine böyle bir güç vermemiştir. Çevresindekiler önceki peygamberlerin toplumları gibi Ondan da bir kısım âyetler, bir kısım mûcizeler, harikalar istiyorlardı da Rabbimiz buyurdu ki: Hiç bir peygamber Allah’ın izni olmaksızın bir mûcize bir harika getiremez. Bunu peygamber değil, ancak Allah yapar. Kaldı ki Allah’ın bu tür inkârı mümkün olmayan mûcizeler göndermesi de o toplumun hayrınadır. Onlara merhametinden dolayı Rabbimiz bu tür âyetler göndermemektedir. Evet bu âyetiyle Rabbimiz hem peygamberine, hem de bizlere bu tür kâfirler karşısındaki tavrımızı belirliyor. Ey peygamberim sen Rabb’inden istenmesi gerekenleri senden isteyen bu cahillere de ki tüm âyetler Allah’tandır. Sizin gibi bir kul olan bizler size nasıl bir âyet gösterebileceğiz de? Yâni ey peygamberlerim! Ve ey müslümanlar! Sizler bu tür cahiller karşısında kendinizi yormayın, onlara bu tür âyetler getireceğiz de onları ikna edeceğiz diye. Tüm kâinat âyet kesilse de bunların dertleri o değildir. Bunlar yine de inanmayacaklar. Siz üzülmeyin! Siz bu konuda kendinizi sorumlu zannetmeyin. Dilerler iman ederler cennete giderler, dilerler küfrederler cehennemi boylarlar. Cennet de cehennem de açıktır onlar için. Bir müslümanın onları razı edebilmek için yeni deliller, yeni âyetler peşinde koşmasına da gerek yoktur. Allah’ın elçileri hiçbir zaman onları memnun edecek bir âyet getiremediler ki bizler getirsek. Hattâ bakın En’âm sûresinde Rasûlullah efendimizin şöyle demesi anlatılır: "De ki: Sizin acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu." Allah zulmedenleri en iyi bilendir." (En’âm 58) Eğer sizin acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, bende bir güç ve yetki bulunsaydı çoktan sizin işinizi bitirmiş olurdum. Burada Rabbimiz risâletle ulûhiyeti ayırıveriyor. Allah kendisiyle Peygam-berini ayırıyor. Peygamber sizin gibi bir beşerdir, binaenaleyh Peygamberi Allah makamında görmeye ve Allah’tan istemeniz gereken bir şeyi sakın peygamberden istemeye kalkışmayın diyor. Rabbimiz Peygamberden bile bir şey istenmemesi gerektiğini anlatıyor. Sonra da: Her ecelin bir kitabı vardır. Her ecelin bir yazgısı vardır. Her ecel için Allah tarafından tespit edilmiş bir hüküm, bir zaman, bir süre vardır. Veya her bir dönem için o dönem insanlığının uygulayacağı bir kitap gönderir Allah. Sonra da bu kitaplardan: