145. “Hiç bir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim âhiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.” Ey müslümanlar, savaşta ölümden korkmanızın hiçbir anlamı yoktur. Çünkü herkes için takdir edilmiş bir ecel vardır. Evet Kâinatta her ümmet için, her fert ve toplum için, her varlık için her şey için belli bir ecel tayin buyurulmuştur. Her şeyin takdir edilmiş bir eceli vardır. Eceli geldiği zaman yapraklar düşer, eceli geldiği zaman taşlar yuvarlanır, eceli geldiği zaman dipdiri bedenler düşer, eceli geldiği zaman ruhlar bedenlerden ayrılır, eceli geldiği zaman güneşin defteri dürülür, yıldızlar yerlerinden sökülüp sağa sola atılır, dağlar yürütülür, eceli geldiği zaman dünya durur, hayat biter ve her şey yok olup gider. Evet her şey için bir zaman, bir ecel belirlemiştir Rabbimiz. Kendisinden başka her şey fânidir. Her şey eceli geldiği zaman yok olmaya mahkûmdur. Bâkî olan sadece bu kâinatın yaratıcısı ve yarattığı varlıkların yasalarının ve ecellerinin tayin edicisi olan Rabbimizdir. Fertlerin eceli olduğu gibi toplumların da ecelleri vardır. Rasû-lullah’ın bir hadislerinden öğreniyoruz ki bireysel ecel, bireysel kıyâmet, toplumsal ecel ve kevnî ecel vardır. Bireysel ecel fertlerin ecelidir. Toplumsal ecel de toplumların hayat sahnesinden silinip gitmesidir. Herhangi bir şehrin, herhangi bir ülkenin, herhangi bir toplumun tarih sahnesinden silinip gitmesidir. Kevnî kıyâmet de kâinattaki varlıkların tümünün yok edilmesidir. İşte gerek fertler için, gerek toplumlar için gerekse kâinat için Allah tarafından takdir edilmiş ecel geldi mi artık ne bir saat geciktirilebilir, ne de bir saat ileri alınabilir. Ama ecel gelmedikçe de hiç kimse kimseyi öldüremez. Bu ve benzeri âyetlerinde Rabbimiz ecelin kendi elinde oldu-ğunu ve insanlar ölümden ne kadar da kaçarlarsa kaçsınlar, ölmemek için ne kadar da tedbir alırlarsa alsınlar Allah’ın takdirini bozamayacaklarını anlatıyor. Ölüm korkusuyla cihaddan kaçanları cihada teşvik ediyor Rabbimiz. Ey mü'minler! Allah yolunda savaşın ve sakın ölümden korkmayın! İyi bilin ki Allah yolunda savaşmak sizin ecellerinizi kesinlikle kısaltmaz. Kişinin ölüm sebebi ecelinin gelmiş olmasıdır. Eceliniz gelmediği sürece kimse kimsenin kılına bile dokunamaz. Öyleyse ey müslümanlar, kesinlikle bilesiniz ki Allah için bir savaşa katılmak, hattâ savaşın en ön saflarında bulunmak ölüm sebebi olmayacağı gibi, savaştan kaçmak da ölümden kurtuluş anlamına gelmeyecektir. Öyleyse bu korkunuz niye? Rabbinizin bu beyanlarına inanmıyor musunuz yoksa? Sûrenin ileride gelecek bir âyetinde de Rabbimiz şöyle buyuracak: "Deki evlerinizde dahi olsaydınız yine üzerlerine öldürülmeleri yazılmış olanlar mutlaka vurulup düşeceği yeri boylardı." (Âl-i İmrân: 154) Yine Nisâ sûresinde de bu hususu şöyle anlatacak: “Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size yetişecektir.” (Nisâ 78) Her nerede olursanız olun, hangi durumda, hangi konumda bulunursanız bulunun mutlaka ölüm size ulaşacaktır. Ölüm sizi idrak edecektir. Siz ölüme doğru yol alıyorsunuz. Velev ki sağlamlaştırmış kaleler içinde, tahkim edilmiş surlar içinde, güçlendirilmiş bürolarınızın içinde, şatolarınızın, villalarınızın içinde, fabrikalarınızda, sığınaklarınızın, zırhlarınızın içinde olsanız bile ecel geldi mi sizi mutlaka yakalayacaktır. Öyleyse niye korkuyorsunuz savaştan? Allah için bir savaş ortamında ölüm size yakın da evlerinizde iken uzak mı? Halbuki bu konuda savaşın en ön safında yer alanla evinde oturanın hiçbir farkı yoktur. Mesele ecelin dolup dolmaması meselesidir. Eceli gelen evinde de olsa ölecek, gelmeyen savaşın en ön safında da olsa ölmeye-cektir. Bunu hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın.