19. “Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet'tir. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.” Allah katında Allah’ın kabul edip razı olduğu bir tek din, bir tek yol var, o da teslimiyettir. Allah katında tek bir hayat tarzı var, o da müslümanlıktır. Dünyada pek çok yol, pek çok din, pek çok hayat programı, pek çok yaşam biçimi, pek çok sistem vardır. Allah bunlardan hiçbirisini kabul etmiyor. Bunların hiçbirisi müntesiplerini hidâyete ulaştırmıyor. Bunların hiçbirisi vatandaşlarını cennete götürmüyor. Bunların hiçbirisi bağlılarının aklını, kalbini, duyularını doyuramaz. Hiçbirisi kullarının, evini, ailesini, ülkesini mutluluğa ulaştıramaz. İşte görüyoruz, Allah dininin dışındaki dinler, Allah sisteminin, Allah programının dışındaki sistemler ve programların hiç birisi insanları huzura kavuşturamıyor. Çünkü Allah katında, Allah’ın razı olup kabul buyurduğu tek din İslâm’dır.”İslâm” ve “din” kelimelerine kısaca değinelim: Kul her işinde, tüm hayatında Allah’a tam teslim olacak. Her konuda müslüman olacak. Yaptığı her şeyi müslümanlığının gereği olarak yapacak, yapmadığı her şeyi yine kulluğunun gereği terk edecek. Yaptığı ve yapmayıp terk ettiği her şey Allah’a teslimiyetinden kaynaklanacak. Yâni kul önce Rabbini tanıyacak, Rabbi karşısında kendi mevkiini bilecek ve O’na teslim olacak. İşte İslâm, teslim, tesellüm bu mânâdadır. Eğer ortada bir teslimiyet varsa bunun üç unsuru vardır. İslam, teslim, müslüman deyin-ce şu üç şey akla gelir: Teslim eden, teslim alan, bir de teslim edilen şey vardır. Bunu da iki türlü anlamaya çalışıyoruz: 1-) Teslim eden kuldur, ondan teslim alan Allah’tır, teslim edilen şey de Kulun iradesidir. Yâni müslüman iradesini, boynundaki kulluk ipinin ucunu Allah’a teslim etmektedir. Allah’ın kendisi için seçtiğini, seçim kabul etmek üzere, sadece Onun çektiği yere gitmek, sa-dece Onu dinlemek, hayatını sadece Onun için yaşamak üzere hürriyetinden vazgeçerek, Onun hayat programına teslim olarak bir hayat yaşayan mü’min Allah’a teslim olmuş veya kendisini Ona teslim etmiş demektir. Kul olduğu için teslim eden mânâsına müslümandır o. 2-) İkinci bir anlayışa göre teslim eden Allah’tır, Allah’tan teslim alan da kuldur. Teslim edilen şey de dindir, imandır, Kur’andır, peygamberdir, haktır, hidâyettir. Ama birinci mânâ daha güzeldir. Zira teslim eden kuldur. Yâni müslüman olan kuldur. Allah’ın müslüman olması düşünülemeyeceği için böyle anlamak daha güzel olacaktır diyoruz Allahu âlem. İradesini, benliğini Allah’a teslim eden, hayatını Allah için yaşayan kişiye teslim eden anlamına müslüman denir. Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran kriter özelliği onun iradesidir. Ve biz biliyoruz ki iradesiz varlıklar mükellef değildirler. İnsanın sahip olduğu yegâne varlığı işte bu iradesidir. Onu Rabbine teslim etti mi artık müslümandır o. İşte iradesini Allah’a teslim edene müslüman diyoruz. Ya Rab-bi ben bilgimden, aklımdan,seçme hakkımdan,kendi hayatım adına karar verme özgürlüğümden vazgeçtim. Ben bu irademden, bu seçme hakkımdan vazgeçtim. Çünkü benim ilmim kıttır, ben menfaatimi zararımı senin kadar bilemem. Ben irademi sana teslim ettim, ben boynumdaki ipin ucunu senin eline verdim. Sen benim adıma neyi seçmişsen ben onu yapacağım. Sen benim adıma neleri beğendi, nelerden razı olduysan ben onlarla beraber olacağım. Senin benim adıma seçimini seçim bilip tüm hayatımı senin istediğin biçimde yaşayacağım. Ben irademi sana bağladım diyen kişi müslümandır. Ve işte bu teslimdir ki müslümanı müslüman yapar. Ve hayatın tümünde bu teslimiyet şarttır. Din bu teslimiyet dini olan İslâm’dır. Peki din ne demektir? Din takip edilen, gidilen yol demektir. Din insanın, insanların uyguladıkları hayat programıdır. Din bir yaşam biçimidir. Din bir toplumun uymak zorunda olduğu kanunlar, yasalar manzumesidir. Din kişinin kendisiyle, Rabbiyle ve insanlarla münâsebetlerinin tümünü düzenleyen kanunlar ve kurallar mecmuasıdır. Tüm bunları düzenlemek için kişi neye ve kime müracaat ediyorsa kişi onun dininde demektir. Bu mânâda kominizim de, kapitalizm de, sosyalizm de, demokrasi de bir dindir. Bunlar da insanların ortaya attıkları bâtıl dinlerdir ve sistemlerdir. Kâfirûn sûresindeki: "De ki Ey kâfirler! Sizin dininiz sizin benim ki de benim olsun!" Âyeti bunu anlatır. Dikkat ederseniz önce ey kafirler dedi Rabbimiz, sonra da sizin dininiz sizin olsun dedi. Demek ki kâfirin de bir dini, kâfirin de bir hayat programı vardır. Elbette yeryüzünde dinsiz, yâni kanunsuz, kuralsız, yolsuz sistemsiz bir toplum düşünmek mümkün değildir. Yine Yusuf sûresinde: "Kralın dinine göre kardeşini alıkoyması Yusuf’a yakışmazdı" (Yusuf 76) Âyet-i kerimesinde anlatılan kralın dininden maksat da kralın sistemi ve o toplumda yürürlükte bulunan kralın ceza kanunlarıdır. Öyleyse Allah kanunlarını, Allah yasasını, Allah’ın ceza kanunlarını uygulayan toplum Allah’ın dinindedir, başkalarının kanunlarını, başkalarının ceza yasalarını uygulayan toplum da kanunlarını uyguladığı kimselerin dininde ve onların kulu olmuştur. Allah katında tek din İslâm’dır. Allah’ın razı olduğu ve insanları dünyada huzura kavuşturacak, âhirette de Allah’ın rızasına ve cennetine ulaştıracak tek din İslâm’dır. Peki şu anda dünyada bu kadar insan var, bu insanların takip ettikleri bu kadar din var, hayat programı var, bu kadar sistem var. Öyle değil mi? Amerika’sında, Afrika’sında, doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde bir sürü insan ve bu insanların ve onların benimsedikleri bir sürü din var, yol var, inanç sistemi var. Yâni şu anda o kadar insan da yaşıyor, onların da bir dinleri, yolları, yaşantıları, bir hayat tarzları var. Peki şimdi acaba onlar yaşamıyorlar mı? onların hiçbirisi mutlu değil mi? onlar dünyada huzurlu değiller mi? Onlar âhirette kazanmayacaklar mı? Hayır hayır onlar yarın âhirette kazanmayacaklar ve dünyada da asla mutlu değiller. Dünyalarını da âhiretlerini de kaybetmişlerdir. Peki tüm dünyayı adım, adım gezmiş, dolaşmış ve tüm insanların hayatlarına muttali olmuş gibi bu kadar kesin nasıl söyledim? Bu kadar iki kere iki dört kadar kesin bir yargıya nasıl vardım? Eğer şu anda bunu ben kendi kafamdan söylemiş olsaydım, elbette birileri de çıkıp pekâlâ diyebilirdi ki kardeş kusura bakma, bu senin kendi düşüncen, bu senin kendi yargın. Herkese göre kendi dini iyidir, kendi yolu, kendi hayatı güzeldir. Sen kendi dininin doğruluğuna inanmışsan, ötekisi de kendi dininin, kendi yolunun güzelliğine inanmıştır diyebilir. Zaten, eğer Allah’ın Resûlü insanlara sunduğu bu dini kendi kafasından uydurmuş olsaydı, o günün Mekkelileri, ya da o günün yahudi ve hıristiyanlık dünyası, mecûsî ve putperest dünyası, müşrik ve ateist dünya, hâsılı o günün tüm insanlığı öyle pek fazla bir sıkıntı duymayacaklardı. Diyeceklerdi ki Allah’ın Resûlüne, tamam ey Muhammed, içimizden birisi olarak sen bir şeyler söylüyorsun. Bir dinden, bir yoldan, bir hayat programından söz ediyorsun. Bu senin dinin, bu senin anlayışın. Ama kusura bakma, senin bir dinin varsa bizim de bir dinimiz, bizim de bir yolumuz var. Seninki sana doğruysa bizimki de bize güzeldir derler ve işi baştan bitirirlerdi. Ama iş öyle değildi. Bu din peygamberden değil Allah’tandı. Göklerin ve yerin sahibi olan, göktekilerin ve yerdekilerin Rabbi olan Allah’tan gelme bir dindi bu din. Din Allah’tan olunca ve Allah katında din, sadece bu din olunca, din sadece bu teslimiyet dini olunca, Allah katında tek doğru din, tek doğru yol bu yol olunca, ötekilerin tamamı bâtıl ve geçersiz olunca, bunu da bu dinin sahibi söyleyince o zaman diyecekleri bir şey kalmıyordu. Çünkü o zaman din konusunda, hayat programı konu-sunda hiç kimsenin sözüne, hiç kimsenin anlayışına itibar edilmeye-cektir. Bu konuda hıristiyanlar şöyle söylüyorlar, Yahudiler böyle diyorlar, Brahmanlar şöyle diyorlar, Budistler böyle, proflar şöyle, siyasetçiler böyle söylüyorlar, askerler, paşalar, generaller şöyle düşünüyorlar, padişahlar, sultanlar, dünyanın egemen güçleri, başkanlar genel sekreterler böyle diyorlar. Bunlar böyle buyurduklarına göre şöyle de düşünsek olmaz mı? Tamam isteyen istediği gibi düşünebilir. İsteyen istediği gibi inanabilir. İsteyen istediği dini kabul edebilir. Herkesin kendi dini kendisine güzel ve doğru gelebilir, ama sana göre böyleyse bana göre de böyledir demeye hiç kimsenin hakkı ve selahiyeti yoktur. Herkesin bu konuda özgürlüğü vardır. Allah kullarına bu konuda seçim özgürlüğü tanımıştır. Bu dünyada dileyen dilediği dini, dilediği yolu seçebilir kendisine. Sonucuna kendisi katlanmak kayd u şartıyla dilediği hayat programını tercih edebilir insan. Seçme özgürlüğü vardır insanın, seçebilir ama hiçbir zaman haklı değildir. Seçme özgürlüğünün olması seçiminin doğru olması, seçiminde haklı olması anlamına gelmez. Yanlışı seçmişse elbette ondan sorumlu olacaktır. Çünkü yeryüzünde kul olarak hiç kimsenin şu doğrudur, bu eğridir deme hakkı ve yetkisi yoktur. Hiç kimsenin din belirleme, yol belirleme hakkı yoktur. Dini belirleme, yolu belirleme hakkı sadece yaratıcıya aittir. Ve yaratıcı da işte yarattığı kullarına dinini belirlemiştir. Bu dinin adı İslâm’dır. Allah sadece bu dinden razıdır, sadece bu dini kabul etmiştir. Bu dinin dışındaki bütün dinler, bütün yollar, bütün hayat tarzları merduttur, reddedilecektir. Madem ki hak din, hak yol Allah’ın yoludur, madem ki yaratıcı sadece kendi dinini kabul edecektir ve madem ki bu din bellidir, madem ki bu din ortadadır, o zaman acaba niye bu insanlar Allah dinini bırakarak başka dinlere tabi oluyorlar? Neden ayrı ayrı yollara gidiyorlar? Neden ayrı ayrı dinleri, ayrı ayrı yolları var bu insanların? Bakın âyetin devamında Rabbimiz bunun sebebini şöyle anlatıyor: Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, kitap geldikten sonra aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür. Kendilerine Allah’ın son kitabı gelmeden önce hayatları yerindeydi, hayatları tıkırındaydı. Herkes kendi hayatından mutmaindi. Herkes kendi yolunun doğruluğuna inanıyordu. Hattâ ehl-i kitap Allah’ın bu son kitabını, ahir zaman peygamberini bekliyor ve çevrelerindeki putperestlere onunla istifta edip hava atıyorlardı. Ama Allah’ın bu son kitabı gelince, Allah’ın son elçisi gelince, bu peygamber bizden çıkmadı, Allah onu bizim içimizden değil de ümmîlerden seçti diyerek sırf hasetlerinden, gayzlarından ötürü ihtilâfa düştüler. Kimileri eyvah bizim yaptığımız yanlışmış, bizim dinimiz, bizim hayat programımız, bizim yolumuz, bizim gidişimiz, bizim anlayışlarımız yanlışmış, bu peygamberin dediği doğrudur diyerek, önceki anlayışlarını, önceki dinlerini terk ederek, değişerek müslüman oldular. Kimileri de yok ya bunun dediği yanlış bizimki doğrudur diyerek eski dinlerini eski hayat programlarını devam ettirdiler. Kimileri Allah’ın dosdoğru dinine girerken kimileri de Allah dininden ayrılıp ihtilâf ettiler. Peki niye ayrılmışlar bu insanlar? Allah’ın dini dururken niye başka başka dinlerin peşine takılmışlar? Arlarında-ki azgınlıktan dolayı, samimi olmamalarından dolayı, birbirlerine düşmanlıklarından, kıskançlıklarından dolayı. Eğer bu insanlar gerçekten din konusunda samimi olsalardı, samimiyetle Allah’a kul olmak isteselerdi, samimiyetle yollarını, dinlerini Allah’a sormuş olsalardı niye ayrılsınlar böyle? İşte Allah’ın dini ortada. İşte Allah’ın kitabı ortada. İşte Resûlün tertemiz yolu ortada. Ama dünya menfaatleri kulluğun önüne geçmiş, ihtiraslar ön plana geçmiş, azgınlaşmışlar ve herkes ayrı ayrı yollar, ayrı ayrı dinler ortaya çıkarmışlar. Ama kim Allah’ın âyetlerini küfreder, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın dinini, Allah’ın yolunu örterek, örtbas ederek, görmezden gelerek bir hayat yaşarsa bilesiniz ki Allah hesabı çok çabuk görendir, defterlerinizi çok çabuk dürendir.