14. “Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyâmet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber veremez.” O Allah berisinde tapındıklarınızı, Allah berisinde kendilerinde güç kuvvet görüp sığındıklarınızı çağırsanız, sizin çağrınızı işitmezler, işitemezler. İşitseler bile size icabet edemezler. Bu insanlar Allah’ı bırakıp da kendilerine cevap veremeyecek, dualarına ve çağrılarına icabet edemeyecek aciz varlıklara kulluk yapmaktadırlar. Yeryüzünde hiçbir şey yaratmaya ve yapmaya güç yetiremeyen, hiçbir şeye mâlik olmayan, kendi varlıkları konusunda bile Allah’a muhtaç olan, yoku var etmeye, varı yok etmeye, fayda sağlamaya ve zararı def etmeye kâdir olmayan bir kısım âciz varlıklara kulluk eden, onlara dua eden, onları yardıma çağıran kimselerden daha akılsız ve daha zalim kim vardır!? Allah’ı bırakıp da böyle dualarını bile duyamayacak, kendilerine asla icabet edemeyecek, kendilerinin imdadına yetişemeyecek varlıklara dua eden kimselerden daha şaşkın, daha sapık kim vardır? Çünkü onlar onların dualarından, çığırtkanlıklarından gafildirler. Onlar ne hakkıyla işitebilirler, ne de icabet edebilirler. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve bilen sadece Allah’tır. Peki, ne demektir hakkıyla işitmek? Hakkıyla işitmek, işittiğine icabet edebilmek demektir. Hakkıyla işitmek, işittiğinin derdine derman olabilmek, onun imdadına yetişmek demektir. Allah işittiklerini icabet etmek üzere işitir. Çağıranın elinden tutup onun derdine der- olmak üzere işitir. Başka şeyler de işitir, başkaları da işitir ama hiç bi-risi icabet edemez. Allah’tan başka hiç kimse işittiklerinin imdadına yetişemez. Hadi çağırın bakalım imdadınıza yetişen birilerini bulabilecek misiniz? Bu akılsız, bu zalim insanların Allah’ı bırakıp da kendilerine dua edip yardım bekledikleri varlıkların hiç birisi onları ne işitebilecek, ne de onların imdadına yetişebileceklerdir. Kapılarını dövdükleri bu aciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları da, onlara yol göstermeleri de, onlara reçeteler sunup problemlerini çözmeleri de mümkün değildir. Onları Hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler, istedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı istesinler, “aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın!” diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar, onların bunlara bir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de za-yıf, isteneler de âcizdir. Onların Hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır. Öyle değil mi? Hani şu ana kadar kendilerine tapınılan bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükûna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi, âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi, âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz bu âcizlerin elinde dünyamızın nasıl kan gölüne döndüğünü! Allah diyor ki, bu kendilerine tapınılan, kendilerine dua edilen, kendilerinin arzuları yerine getirilen varlıklar kıyâmet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler, inkâr edecekler, reddedecekler. Evet kıyâmet günü Allah berisinde bu tapındığınız varlıklar, sizin kendilerine yaptığınız tapınılarınızı, kendilerine yaptığınız dualarınızı, kendilerini Allah’a ortak koşmalarınızı tanımayacaklar. Diyecekler ki, “vallahi ya Rabbi, sen şâhitsin ki biz bunları kendimize kulluğa çağırmadık. Allah’ı bırakın da bize kulluk edin, bize dua edin, bize sığının, bizim arzularımızı yerine getirin, bizi dinleyin, bizim dediklerimizden çıkmayın demedik. Vallahi ya Rabbi, bizim bu zalimlerin yaptıklarından haberimiz yoktu. Nitekim onların duaları, kullukları bize ulaşmamıştır,” diyecekler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber ve-remez, seni kimse haberdar edemez. Her şeyi bilen, bilgi kendisinden olan Allah gibi hiçbir kimse seni ayıktıramaz, sana gözünü, görüşünü açtıramaz, sana yol gösteremez, seni hidâyete ulaştıramaz, aklını ba-şına getiremez. Hiç kimse, hiçbir şey seni doğru yola ulaştıracak haberler veremez. Her şeyden haberdar olan Allah’ın verdiği haberleri sana kim verebilecek? Yarının bilgisini kim verebilecek? Yarın Allah mahkemesinde Allah berisinde kulluk edilen bu âciz varlıkların kendilerine yapılan şirkleri reddedeceklerini, tanımayacaklarını kim haber verebilir? Her şeyi bilen sadece Allah’tır.