30,33. “Çocuk: “Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana ki-tap verdi ve beni peygamber yaptı; nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selâm olsun” dedi.” Dedi ki, ben Allah’ın kuluyum. İnnî Abdullah. İşte bu Hz. Îsâ’-nın insanlara söylediği ilk sözüydü. Ben Allah’ın kuluyum. Ben Rab değilim, ben İlâh değilim, ben Rabbin oğlu değilim, ben Rabbin yetkilerine sahip birisi değilim. Ben başka değil, sadece Allah’ın kuluyum. Îsâ (a.s) ilk sözünde yüce Rabbini evlât edinmekten tenzih ederek kendisinin O’nun bir kulu olduğunu ilân ederken sanki daha sonra biz Îsâ’nın (a.s) yoluna taabiyiz dedikleri halde, Onu insanlıktan, kulluktan çıkarıp tanrılık, ya da tanrının evlâtlığı makamına oturtarak küfre sapacak Hıristiyanlara en güzel mesajı sunuyordu. Ben Allah’ın kulu-yum ve Rabbim bana bir kitap verdi, bana bir kitap vermeyi hükmetti ve beni peygamber kıldı. Gelecekte peygamber olmama hükmetti. Ve yine Rabbim ben nerede olursam olayım beni mübârek kıldı. Beni bereketli kıldı. Berekete konu yaptı beni. İnsanlara bir rah-met kapısı olarak açtı beni ve insanların cennetine sebep kıldı. Ve yaşadığım müddetçe, hayatta olduğum sürece de namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti bana. Hayatım boyunca namaz kılarak bedenimde Rabbimin söz sahibi olduğunu ortaya koymamı, zekât vererek de malım konusunda, sahip olduğum şeyler konusunda O’nu söz sahibi bilmemi istedi benden. Bir de anneme karşı iyi davranmamı, kendisine ve anneme karşı bir bedbaht ve zorba kılmadı. Selâm olsun bana doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kalkacağım günde. Evet bakın sözlerinin sonunda Allah’ın mübârek elçisi yine aynı konuya ısrarla parmak basıyordu. Ben Allah’ın kuluyum dedikten sonra, doğan, yaşayan, ölen, Rabbine kulluk eden bir insan olarak asla Rab olmadığını, Rabbin sıfatlarına sahip olmadığını ortaya koyuyordu.