13. “Doğrusu, “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” Muhsinler, “Rabbim Allah,” diyenlerdir. “Rabbimiz Allah’tır.” Tek bir söz, ama tüm hayatı içine alan çok kapsamlı bir sözdür bu. Rabb; kişinin hayat programını belirleyen varlık demektir. İnsanın hayat programını belirleyen kimse, onun Rabbi odur. İnsan ki-min arzularını gerçekleştiriyor, kimin dediği gibi yaşamaya çalışıyorsa onun Rabbi odur. Rabb; insanın yaptıklarını yaptıran, yapmadıklarını da yaptırmayan güçtür. Şöyle giyiniyor veya böyle giyinmemeye çalışıyoruz. Kim dedi bunu? Kimi razı etmek için böyle yapıyoruz? Yani öyle ya da böyle giyinirken bunun yaptırıcısı kimse, o konuda Rabbimiz odur. Moda mı? Toplum mu? Çevre mi? Âdetler mi? Töreler mi? Müdür mü? Âmir mi? Yönetmelikler mi? Yasalar mı? Yoksa Allah mı? Kim dedi böyle giyinin diye? Kimdir bize bunu yaptıran? Kişiye bunu yaptıran kimse, işte kişinin Rabbi odur. Birine küsüyoruz, yaptırıcısı kim? Allah mı? Yoksa para mı? Menfaat mı? Birini seviyoruz. Sevmemizi kim emretti? Birileriyle beraber olmaya çalışıyoruz. Kimi memnun etmek için? Filân mektepte okuyoruz. Kim emretti bunu? Evimizi şöyle şöyle tefriş ediyoruz. Kim dedi? Şu şu meslekleri seçiyoruz, kim dedi? Evet, yaptıklarımızın yaptırıcısı kimse bizim Rabbimiz odur. Öyleyse geçen ay neler yaptınız ve kim yaptırdı bunları size? Veya dün neler yaptınız? Bugün neler yaptınız ve kim yaptırdı? Bunları düşünmek zorundayız. İşte muhsinler, bunu düşünen ve yaptıklarını Allah dedi diye yapan, Allah kitabında böyle istiyor, Allah şu anda beni görüyor diye yapan ve yaptıklarının tümünü Allah’a lâyık olarak yapan kimselerdir. Allah bizim Rabbimizdir. Bizi yaratan, bizi büyütüp besleyen, bizi koruyup doyuran, bizim için yeryüzünde yasa belirleyendir. Onun tarafından getirildiğimiz şu dünya hayatında neler yapacağımızı, neler yapmayacağımızı, ona ait olan bu hayatımızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen Allah’tır. Bizim günlük hayat programımızı tespit eden Allah’tır. Bizim boynumuzdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve çektiği yere gitmemiz gereken Rabbimiz O’dur. Gece hayatımızın, gündüz hayatımızın, aile hayatımızın nasıl olacağını, sabah kaçta kalkacağımızı, soframızda nelerin bulunup nelerin asla bulunmayacağını, neleri yiyip neleri yemeyeceğimizi, nerelerden kazanıp nerelerde harcayacağımızı, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimizi, hanımlarımızla nasıl bir münâsebet kuracağımızı, onları nasıl giydireceğimizi, kılık-kıyafetimi-zin nasıl olacağını belirleyen Rabbimiz Allah’tır. Müslüman, Allah’ın seçimini kendisi için seçim kabul eden, se-çimini Allah’tan yana kullanan kişidir. Müslüman, iradesini Allah’a teslim eden kişidir. Müslümanım diyen birisinin gerek kendisi, gerek evi ve ev halkı, gerek malı ve işi hakkında söz söyleme ve hüküm beyan etme hakkı yoktur. “Bu benim mantığıma hoş geliyor, bu bana yakışıyor,” demeye hakkımız yoktur. Bunu Allah’a inanmayan bir kâfir diyebilir. Çünkü o Allah’a inanmamıştır. “Ben Allah filân tanımam, kendi hayatımı kendim belirlerim,” demiş ve dilediğini yapabileceğine inanmıştır. Ama bizler Allah’a iman etmiş, Allah’a teslim olmuş müslü-manlarız. Öyleyse, bizim kâfirler gibi seçme hakkımız yoktur. Allah’ın bizim adımıza seçtikleri ve beğendikleri güzeldir, gerisi boş ve bâtıldır. İşte böylece iman edip “Rabbim Allah’tır,” diyenler ve sonra da dosdoğru olanlar, “Rabbim Allah’tır” deyip de tüm hayatlarında Allah adına doğrulanlar, ya da Allah’ın diniyle, hayatlarının tümünde Allah’ın dinini doğrultanlar, dinle ayağa kalkıp dini yaşamaya çalışanlar, yaptıklarını Allah’ın kitabından ve Resûlü’nün sünnetinden alarak dinlerini, hayat programlarını doğrultanlar, imanlarını ayağa kaldıranlar, din-lerini, imanlarını ayağa kaldırıp hayatlarına hakim kılanlar, imanlarının eylemini gerçekleştirmek üzere doğrulanlar, imanlarını amele dönüştürme kavgası verenler, “Rabbim Allah” deyip iman ortaya koyanlar ve sonra da bu imanlarını söz planında bırakmayarak, inandım dedikleri konunun eylemini, amelini gerçekleştirmek üzere ayağa kalkanlar, işte muhsinler bunlardır. Sanki burada ki ifadesi bize Fâtiha’yı anlatır. diyorduk ya orada. İşte oradaki dosdoğru yol Kur’an’dı. “Ya Rabbi bizi sırat-ı müstakime, yani Kur’an yoluna hidâyet buyur,” diyorduk. O halde “Rabbim Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olmak demek, bu Kur’an’ın yolunda olmak demektir. Öyleyse muhsinler, “Rabbim Allah’tır” deyip sonra da o Rabbin kendisi adına gönderdiği hayat programı olan Kur’an’la beraber olanlar, Kur’an’ın kendilerine gösterdiği hayatı yaşamaya çalışanlardır. “Rabbim Allah” sözü, hayatın iman bölümünü anlatır. Dosdoğru olma sözü de hayatın cihad yönünü anlatır. Bu söz, hayatın tümünü içine alan bir sözdür. Zaten hayat, iman ve cihaddan ibarettir. Hayat, Allah’ın istediği biçimde iman ve bu imanı yaşama adına verilecek cihaddan, cehd ve gayretten ibarettir. Muhsin, inanan ve inancını yaşamanın kavgasını verenler, inanan ve inancı gereği eğilip bükülmeden istikâmet üzere olan, şeytanların ve tâğutların arzularına kapılmayan kimse demektir. Ama unutmayalım ki istikâmet üzere olmak, şeytansız bir hayat içinde yaşamak değildir. Şeytanlar bağlansın, tâğutlar uslansın, çevre anlayışlı olsun, anamız, babamız, ağamız, patronumuz, devletimiz, kanunlarımız, âmirimiz, müdürümüz bize karışmasın, işimiz aşı-mız iyi olsun, tıkırımız yerinde olsun demek değildir. Bunlar cennette olacaktır. Biz bunlara rağmen imanlarımızı yaşama kavgası verecek ve hayatımızın sonuna kadar cihadımızı sürdüreceğiz, bunu unutmamalıyız. İşte böylece inanan ve böylece yaşayanlar için korku yoktur ve onlar asla mahzun da olmayacaklardır. Geçmişe ait bir korku yoktur onlar için, ilerisi için de herhangi bir üzüntü yoktur. Geçmişte dinlerini yaşamak adına kâfirlerden bir takım sıkıntılar çekmişlerse de, artık âhiretteki mutluluk onların hepsini unutturacaktır. Dünyada imanını yaşama adına yüz yıl yüz üstü sürünmüş olsa bile ne gam, cennette Rabbinin onun için hazırladığı, gözlerin görmediği, kullukların duymadığı, hiçbir kalbin ihata edemeyeceği çeşit çeşit nimetler ona bunları unutturacaktır. Mü’minler için bu böyle olduğu gibi, kâfirler için de böyledir. Kâfirler yeryüzünde yüz yıl zevk ve sefa içinde bir hayat sür-müş olsalar da, cenneti kaybedip cehennemi boyladıklarında kahrolacak ve sanki dünyada hiç yaşamamış gibi olacaklardır. Evet, iman ettikleri O Rabbin kendileri için belirlediği sırat-ı müstakimde olanlar. O Rabbin kendilerine belirlediği kulluğu yaşayanlar. Rablerine verdikleri bu ikrarda sebat edenler. Bu ikrarı sadece sözde, söz planında bırakmayıp hayatlarını bu ikrara, bu imana bina edenler, bu imanı kendileri için hayat programı yapanlara, yani sözleriyle kavilleriyle dosdoğru yolda oldukları ve Rablerinin emirlerine teslim oldukları gibi amellerinde ve fiillerinde de dosdoğru yolda Allah’ın kitabı istikâmetinde bir hayat yaşayanlar. İşte imandan sonra ortaya konulan bu dosdoğru olma ifadesini böyle anlamaya çalışıyoruz. İmandan sonra dosdoğru olmak imanın gereği olan bir hayatı yaşamak denektir. Dosdoğru olmak sırat-ı müstakimi yaşamak demektir. Dünyada Allah’ın koyduğu Kur’an ve sünnet istikâmetinde bir hayat yaşamak denektir. Bir ömür boyu imanı hayatta görüntüleme kavgası vermektir. Hem kendini hem de çevresini bu imanla doğrultma çabasıdır dosdoğru olmak. Rabbunallah. Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlardır. Tek bir söz ama tüm hayatı içine alan çok kapsamlı bir sözdür bu. Rabbim Allah’tır demek sonra da bu söze sadakatle yaşamak. Bu çok önemlidir. Rab kişinin hayat programını belirleyen var-lık demektir. İnsanın hayat programını belirleyen kimse onun Rabbi odur. İnsan kimin arzularını gerçekleştiriyorsa, kimin dediği gibi yaşa-maya çalışıyorsa onun Rabbi odur. Bir başka deyişle Rab insanın yaptıklarını yaptıran yapmadıklarını da yaptırmayan güçtür. Şöyle gi-yiniyor veya böyle giyinmemeye çalışıyoruz. Kim dedi bunu? Kimi razı etmek için böyle yapıyoruz? Yani öyle ya da böyle giyinirken bunun yaptırıcısı kimse o konuda Rabbimiz odur. Moda mı? Toplum mu? Çevre mi? Âdetler mi? Töreler mi? Müdür mü? Amir mi? Yönetmelik-ler mi? Yasalar mı? Yoksa Allah mı? Kim dedi böyle giyinin diye? Kimdir bize bunu yaptıran? Kimse işte kişinin Rabbi odur. Birine küsüyoruz yaptırıcısı kim? Allah mı, yoksa para mı? Menfaat mı? Birini seviyoruz. Kim dedi diye? Birileriyle beraber olma-ya çalışıyoruz. Kimi memnun etmek için? Filan mektepte okuyoruz. Kim dedi bunu? Evimizi şöyle şöyle tefriş ediyoruz. Kim dedi diye? Şu şu meslekleri seçiyoruz kim dedi? Evet yaptıklarımızın yaptırıcısı kimse bizim Rabbimiz odur. Öyleyse geçen ay neler yaptınız ve kim yaptırdı bunları size? Veya dün neler yaptınız? Bugün neler yaptınız ve kim yaptırdı bunları size? bunu düşünmek zorundayız. İşte gerçek mü’minler, Allah’a Allah’ın istediği iman eden ve bu imanlarından sonra da dosdoğru olan mü’minler bunu düşünen ve yaptıklarını Allah dedi diye yapan, Allah kitabında böyle istiyor diye yapan, Allah şu anda beni görüyor diye yapan ve yaptıklarının tümünü Allah’a lâyık olarak yapan kimselerdir. İşte imandan sonra dos-doğru olmak budur. Çünkü Allah bizim Rabbimizdir. Bizi yaratan, bizi büyütüp bes-leyen, bizi koruyup doyuran, bizim için yeryüzünde yasa belirleyen Rabbimiz Allah’tır. Onun tarafından getirildiğimiz şu dünya hayatında neler yapacağımızı neler yapmayacağımızı, ona ait olan bu hayatı-mızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen Allah’tır. Bizim günlük hayat programımızı tespit eden Allah’tır. Bizim boynumuzdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve çektiği yere gitmemiz gereken Rabbimiz O’dur. Gece hayatımızın nasıl olacağını, gündüz hayatımızın nasıl olacağını, aile hayatımızın nasıl olacağını, sabah kaçta kalkacağımızı, soframızda nelerin bulunacağını nelerin asla bulunmayacağını, neleri yiyip neleri yemeyeceğimizi, nerelerden kazanıp nerelerde harcayacağı-mızı, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimizi, hanımlarımızla nasıl bir müna-sebet kuracağımızı, onları nasıl giydireceğimizi, kılık kıyafetimizin na-sıl olacağını belirleyen Rabbimiz Allah’tır. Müslüman Allah’ın seçimini kendisi için seçim kabul eden seçimini Allah’tan yana kullanan kişidir. Müslüman iradesini Allah’a teslim eden kişidir. Müslümanım diyen birisinin gerek kendisi hakkında, gerek evi ve ev halkı hakkında, gerek malı ve işi hakkında söz söyleme ve hüküm beyan etme hakkı yoktur. Bu benim mantığıma hoş geliyor, bu bana yakışıyor demeye hakkımız yoktur. Bunu Allah’a inanmayan bir kâfir diyebilir. Çünkü o Allah’a inanmamıştır. Ben Allah filan tanımam ben kendi hayatımı kendim belirlerim demiştir ve dilediğini yapabileceğine inanmıştır. Ama bizler Allah’a iman etmiş insanlarız. Allah’a teslim olmuş müslümanlarız. Öyleyse kâfirler gibi bizim muhayyerlik hakkımız, seçme hakkımız yoktur. Allah’ın bizim adımıza seçtikleri ve beğendikleri güzeldir gerisi boştur ve batıldır. Evet işte böylece iman edip Rabbim Allah’tır diyenler ve sonra da dosdoğru olanlar. Rabbim Allah’tır deyip de tüm hayatlarında Allah adına doğrulanlar. Ya da Allah’ın diniyle doğrulanlar. Hayatlarının tü-münde Allah’ın dinini doğrultanlar. Dinle ayağa kalkıp dini yaşamaya çalışanlar. Yaptıklarını Allah’ın kitabından ve Resûlünün sünnetinden alarak dinlerini, hayat programlarını doğrultanlar. İmanlarını ayağa kaldıranlar. Dinlerini imanlarını ayağa kaldırıp hayatlarına hakim kılanlar. İmanlarının eylemini gerçekleştirmek üzere doğrulanlar. İman-larını amele dönüştürme kavgası verenler. Rabbim Allah deyip iman ortaya koyanlar ve sonra da bu imanlarını söz planında bırakmayarak inandım dedikleri konunun eylemini, amelini gerçekleştirmek üzere ayağa kalkanlar, işte bunlar gerçek müslümanlardır diyor Allah’ın Re-sûlü.