14. “İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine bir kar-şılık olarak, içinde temelli kalacaklardır.” “Rabbimiz Allah’tır, bizim boyunlarımızdaki ipin ucu Allah’ın elindedir, biz sadece kendisini dinler ve sadece kendisinin çektiği yere gideriz,” diyenler, kendisine kulluk ettiğimiz, hayat programımızı kendisinden, kendi kitabından aldığımız ve hayatımızı kendisi adına yaşadığımız, hatırını her şeyin hatırından üstün tuttuğumuz ve sadece kendisi önünde eğildiğimiz Rabbimiz Allah’tır deyip de sonra da dosdoğru yolda yürüyenler… Bunu sözde bırakmayarak o Rabbin kendileri için belirlediği sırat-ı müstakimde olanlar, Rabblerine verdikleri bu ikrarda sebat edenler, hayatlarını bu ikrara, bu imana bina edenler, bu imanı kendileri için hayat programı yapanlar, sözleriyle, fiilleriyle dosdoğru yolda olanlar ve Rabblerinin emirlerine teslim oldukları gibi, amellerinde ve fiillerinde de Allah’ın kitabı istikâmetinde bir hayat yaşayanlar var ya, işte onlar cennetliktirler ve işledikleri bu güzel amellerine karşılık, onlar o cennette ebedî kalacaklardır. Önceki âyetle ve Fussilet sûresiyle birlikte düşünecek olursak, melekler bu mü’minlere bu cenneti müjdelemek için inerler. “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaadedilen cennetle sevinin! Biz dünya hayatında da, âhirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.” (Fussilet 30) Melekler o mü’minlere derler ki: “Ey mü’minler! Korkmayın! Üzülmeyin! Size vaadedilen cennetle sevinin! Rabbinizin mükafatlarıyla sevinip coşun! Bizler dünya hayatında da, âhirette de sizin dostlarınızız.” Yani biz melekler, siz mü’minlerin velîyy’ül emirleriyiz. İşlerinizi üstlenen, sizlere yardım eden, sizler adına iş yapan, sizleri koruyan, muhafaza eden varlıklarız. Peki acaba ne zaman iner bu melekler? Ya da melekler ne za-man bu müjdeyle gelir? Bazı alimler, bu meleklerin ölüm anında mü’-minlerin yanına ineceğini ve bu müjdeyi vereceğini söylemişlerdir. Ö-lüm anında mü’minlerin yanı başlarına gelecek ve diyecekler ki, “biz sizin dünyadayken dostlarınızdık. Sizi koruyor ve Allah’ın izniyle sizi hakta tutmaya, doğrultmaya çalışıyorduk. Sakın korkup üzülmeyin, aynı şekilde bundan sonra da sizinle beraber olacağız. Kabirde de, âhirette de sizinle beraber olacağız. Sizi kolayca sırattan geçirip cennete ulaştıracağız ve orada canlarınızın çektiği her şey vardır!” Bazı alimler, bu meleklerin mezardayken mü’minlerin yanına geleceğini, onları orada yalnız bırakmayacaklarını ve bir dediklerini iki etmeyeceklerini söylerler. Rasûlullah’ın bir hadisinden anladığımıza göre, kabirde iki melek mü’minin yanına gelir, onu hoş bir edayla karşılar ve derler ki: “Sakın üzülme, Allah’ın sana vaad ettiği cennetle se-vin.” Böylece Allah o mü’minin korkusunu emniyete, üzüntüsünü de sevince çevirir, onu, gözünü gönlünü aydın eder, buyurulmaktadır. Kimileri mü’minlerin yeniden dirilmeleri anında bu meleklerin gelip bu müjdeyi vereceklerini söylemişlerdir. Yani onlara gidecekleri yer konusunda hiç korkmamalarını söylerler. Tüm kötülüklerin sona erdiğini, tüm sıkıntıların, tüm meşakkatlerin bittiğini ve bundan sonra sonsuz hayırların başladığını haber verirler. “Arkada bıraktıklarınız konusunda da üzülmeyin, biz onları koruyacak halefler bıraktık,” derler. Kimileri de hem ölüm anında, hem mezardayken, hem de dirilme anında meleklerin geleceğini söylemişlerdir. Âyetin ifadesinin mutlak oluşuna bakılırsa, dünyada her an meleklerin mü’minlere geldiğini anlarız. Sürekli gelirler ve derler ki: “Korkmayın ey müslümanlar! Mahzun da olmayın! Ne geçmişiniz konusunda, ne de geleceğiniz hususunda endişe etmeyin! Sizler Allah yolunda olduktan sonra, hayatınızı Allah için yaşadıktan sonra, sırat-ı müstakimde olduktan sonra geçmişiniz konusunda da, geleceğiniz konusunda da, kabir konusunda da hiçbir endişeniz olmasın! Vaad o-lunduğunuz cennetle sevinip coşun!” Peki niçin sevinip coşacakmışız? Neymiş o cennet? Ya da ne varmış o cennette? Bakın melekler diyor ki: “O cennette sizin canınızın çektiği her şey vardır.” Yani ne arzu ederseniz hepsi vardır orada. Neyin gelmesini isterseniz mutlaka o size getirilecektir orada. Yani cennette acaba şu da var mı, bu da var mı, diye sormaya gerek yoktur. Orada ne arzu etmişseniz hepsi vardır. Orada yok yoktur. Oradaki fıtrata uygun her şey vardır. Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, hiç beşer kalbinin ihata edemeyeceği nimetler ve devletler vardır o cennette. Buraya kadar muhsinlerle alâkalı genel olarak söylenenler bundan sonra biraz daha özelleştirilecek. Bakın Rabbimiz şöyle buyuruyor: