16. “İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür.” Rabbimiz, “İşte böyle olan, böyle yaşayan muhsinlerin işlemiş oldukları amellerin en güzelini kabul ederiz. Onları işlemiş oldukları amellerinin en güzeliyle değerlendirir, ona göre onlara mükafat takdir ederiz. Onların günâhlarından da vazgeçer, onları kendilerine vaa-dedilen cennetler içinde kılarız,” diyor. İşte muhsin olmanın, ihsan içinde bir hayat yaşamanın, Allah’ı görüyormuşçasına ona kulluk yapmanın, sâlih amellere koşmanın ve sâlih ameller konusunda Allah’tan yardım istemenin, ana-babaya karşı ihsan içinde bulunmanın, zürriyetlerinin ıslahı konusunda kavga verip Allah’tan yardım istemenin karşılığı budur. Rabbimiz, onların amellerinin en güzeliyle onlara mükafat vereceğiz, diyor. Nasıl anlayacağız bu amellerin en güzeliyle mükafatı? Rabbimiz, Fussilet sûresinde kâfirlerin cezalandırılmalarıyla alâkalı bir katsayı anlatıyordu: “Biz mutlaka inkâr edenlere şiddetli bir azap tattıracağız. Ve onlara yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz.” (Fussilet 27) Âyetin oradaki konumuyla, yani sûrede anlatıldığı konu bütünlüğü içinde söylersek, bu âyette Allah’ın âyetlerini gizleyen, Allah’ın âyetlerini Allah kullarına duyurmamaya çalışan insanlar anlatılıyordu. İşte böyle Allah’ın âyetlerinin susturulmasına sa’yeden, Allah’ın âyetlerini örterek, ört-bas ederek Allah kullarının gündemlerinden düşürmeye, Allah’ın âyetlerinin gözlerden, kulaklardan, saklanmasına çalışan kimselerin cezası ateştir. Bu eylemin sonucu cehennemdir. Hem öyle bir cehennem ki, bu onların uğrayacakları, görüp geçecekleri bir ateş değil, içinden hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına kalacakları bir ateş olacaktır. Orası onların yeri ve yurdudur. Allah’ın kullarının gündemlerini değiştirmeye ve Allah’ın âyetlerini duyurmamaya çalışan insanların durağı, barınağı cehennemdir. Bunu bazen bilenler yapar. Yani Allah’ın âyetlerini bildiği halde, kitap bilgisine, peygamber bilgisine sahip oldukları halde, Allah kendilerini bu bilgiyle nimetlendirdiği halde, bildikleri bu bilgileri Allah kullarına anlatmayarak, duyurmayarak Allah kullarının gündemini bununla oluşturmayan kimseler yapar ve Allah korusun bunların sonu cehennemdir. Bunların kafalarındaki, kalplerindeki anlatmadıkları Kur’an âyetleri ateşe dönüşecek ve sonunda kendi ateşlerini dünyadan götüren insanlar durumuna düşeceklerdir. Bazen da bu gizleme işini resmî otorite yapar. Okumaya yasak, okutmaya, duyurmaya yasak koyarlar. Ya da öyle resmen yasaklıyoruz demezler de, öyle bir program yaparlar ki, o programdan geçen insanlar Kur’an’ın kokusunu bile alamazlar. “İşte okutuyoruz, işte izin veriyoruz, işte din dersleri koyduk,” derler. Ama koydukları programda insanlar beş âyet, beş hadis bile öğrenemezler. Allah, onlara yaptıklarının en kötüsü ile ceza vereceğiz, diyor. Amellerinin en kötüsü ile cezalandıracağız onları... Amellerinin en kö-tüsüyle karşılık vereceğiz onlara… Nasıl anlayacağız bunu? Bu kâfir-lerin bu zalimlerin hayatlarında bazen işledikleri güzel ve faydalı işler de olabilir. Ama onların işledikleri amellerin en kötüsüyle en çirkiniyle tüm amellerini çarpıvereceğiz, diyor Rabbimiz. Allah, onların tüm amellerini hayatta işledikleri en kötü amelle çarpacak. Aynen bunun gibi, bakın burada da Rabbimiz, mü’minlerin amellerinin en güzelini kabul edecek, amellerinin en güzeliyle onları mükafatlandıracağız, buyuruyor. İşte mü’minler için de böyle bir rahmet vardır. Mü’minlerin de tüm amelleri en iyi, en güzel, en ihlâslı yaptıkları bir amelle çarpılacaktır. Yani bütün amelleri o en güzel amelle çarpılacak ve tüm amelleri o en güzel amel gibi kabul edilecektir. Ne büyük bir rahmet değil mi? Yani kâfirler için de, mü’minler için de katsayı en iyi amelleri olacaktır. Mü’minler en güzel amelleri karşılığında mükafat alırken, kâfirler de en kötü amelleriyle cezalandırılacaklardır. Bundan sonra Rabbimiz önceki muhsinin tamamen aksine, Allah’ın kendisinden istediği kulluğu sergileyememiş, ana-babasına Allah’ın istediği gibi davranamamış, ana-babası tarafından İslâm’a, imana dâvet edilen ama inadından onlara “öf” diyerek onlara itaatten ve imandan kaçan bir evlâd tipini anlatacak: