20. “İnkâr edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: “Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz” denir.” Kâfirler yarın ateşe sürüldüklerinde, cehenneme arzedildikle-rinde onlara şöyle denecek: “Ey kâfirler! Sizler tüm iyiliklerini, tüm tay-yibât ve hasenatınızı dünyada yediniz, bitirdiniz. Dünyada yaşadığınız sürece zevk ve sefâ sürdünüz. Allah, kâfirlere dünyada yaptıklarının karşılığını dünyada ödemektedir. Kâfirlerin dünyada işlediği ufak-te-fek iyi amellerin karşılığı peşinen dünya hayatında kendilerine ödenmektedir. Onların amellerinin hiçbirisi âhirete intikal etmemektedir. Zaten onlar âhirete inanmadıklarından, tüm yatırımlarını dünya adına dünyada karşılığını bulma adına yapmaktadırlar. Yaptıklarının karşılığını peşin peşin dünyada alıyorlar. Bakın Bakara sûresinde Rabbimiz bunları şöyle anlatır: “İnsanlardan kimileri de vardır ki, “Rabbimiz bize dünyada ver!” derler. Onların âhirette nasipleri yoktur.” (Bakara 202) Kâfirler ve insanlardan kimileri de derler ki, “ya Rabbi! Bize dünyada mal-mülk ver! Biz dünyada senden makam-mevki, ev-bark, mark-dolar, eş, dost, çevre, kredi istiyoruz! Bize bunlardan haber ver sen! Biz gerisini bilmeyiz! Bize dünyada ver de, öbür tarafta ne olursa olsun bizim için fark etmez.” Bunların dua konusu budur. Aslında herkes dua eder. Yeryüzünde dua etmeyen insan yoktur. Bütün insanlar dua ederler ama duadan duaya fark vardır. Kişinin bir şeye yönelmesi, onu elde etme adına çırpınması, ona ulaşma adına çalışıp çabalaması dua demektir. Bu adamlar her şeyin dünyada bitip tükenmesi adına dua etmektedirler. Dünyada bitip tükenecek şeyler isteyerek dua etmektedirler. Böyle diyenlere, böyle dua edenlere, böyle hedefler uğruna çırpınıp duranlara Allah dünyada her şeyi verir, ama âhirette onların hiçbir nasipleri yoktur. Kimileri de bakın şöyle der: “İnsanlardan kimileri de, “Rabbimiz bize dünyada hasene (iyilik) ver! Âhirette de hasene ver! Ve bizi ateşin azabından koru!” derler.” (Bakara 202) Hasene, güzel ve güzellik demektir. Gerçek güzellik, gerçek hasene, başlangıcı ve sonucu güzellik olandır. Kazanılması, elde edilmesi kendisine ulaşılması başlangıçta güzel olan nice şeyler vardır ki, neticeleri felâket olabilir, sonuçları acıyla bitebilir. Onun içindir ki, asıl hasene, asıl güzellik, sonu güzel olan hasenelerdir. Birinci gruptaki insanlar için, sadece dünyayı isteyen, dünyalık isteyen, tüm planlarını, programlarını dünyada bitecek, öbür tarafa in-tikal etmeyecek biçimde ayarlayan insanlar için hasenenin sadece başlangıçlarının güzel olması yeterlidir. Elde ettikleri şeylerin, kazandıklarının sadece dünyada onları sevindirmesi, mutlu etmesi yeterlidir. “Bize sadece dünyada ver!” derler. “Dünyada elde edelim de, dünyada tadalım da, gerisi önemli değildir,” derler. Ama bu ikinci grupta anlatılan gerçek akıl sahipleri ise, hem başlangıcı hem de sonu güzellik olan, evveli de, âhiri de güzellik olan hasene isterler. Hem dünyada, hem de âhirette hasene olacak şeyler isterler. Hattâ bununla da yetinmeyip, cehennem ateşinden koruyacak şeyler olmasını isterler. Bu dua, tüm hayırları kapsayan bir duadır. Onun içindir ki, Al-lah’ın Resûlü tüm namazlarının arkasında sürekli bu duayı yapardı. “Ya Rabbi bize verdiklerin sadece dünyada bizim mutluluğumuzu sağlamakla kalmasın, aynı zamanda öbür tarafta bizi cehennem ateşinden de koruyacak cinsten olsun,” derler. Müfessirler hem dünyada, hem de âhirette insanı mutlu edecek hasene konusunda şunları söylemişlerdir: Bu hasene dünyada sağlıktır, geçinecek, başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızıktır, hayırda, âhirette sevaplara ulaştıracak amellerde çokluk, dünyada sâliha kadın, sâlih arkadaş, iyi komşu, güzel bir dünya hayatı, huzurlu bir toplum, bereketli ömür, kulluk bilgisi, kitap ve sünnet anlayışı, hikmet, kısacası kişinin onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti elde ettirecek şeylerdir. Âhi-rette ise hûriler, ırmaklar, şaraplar, giyecekler, yiyeceklerin güzelliği, kısacası kişinin onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti elde ettirecek şeylerdir. İnsanlardan bir grup sadece dünyalık, sadece dünyada bitecek şeyler isterlerken, bir grup da bunları istemektedir. Rabbimiz her iki grup için de buyurur ki: “İşte onların kazandıklarından bir karşılık vardır. Allah, hesabı çok çabuk görendir.” (Bakara 202) İşte bu iki grubun her ikisi de dualarına, isteklerine, arzularına ulaşacaklardır. Her ikisine Allah istediklerini verecektir. Sadece dünyalık isteyenlere, dünyada tadılıp bitecek mal, mülk isteyenlere, Allah istediklerini verecek, onlar burada her şeylerini yiyip bitirecek, öbür tarafa hiçbir şeyleri intikal etmeyecektir. Allah, onları dünyada mal-mülk, makam-mevki sahibi edecek, tatması gerekenleri burada tattıracak ve burada tatlı gibi gelen, başlangıcı hasene gibi gelen şeylerin sonu hüsranla bitecek ve kendilerini cehenneme yuvarlayacaktır. Ama öbür taraftaki mü’minlere de hem dünyada, hem de âhi-rette bitmez, tükenmez haseneler nasip edecek ve onları cehennem ateşinden koruyacaktır. Dünyadaki bu mutlulukları öbür tarafta da mutluluğa dönüşecek ve cennet hasenesiyle sonuçlanacaktır. Kişi, sonucuna katlanmak şartıyla ne isterse, Allah onu ona verecektir. Mal isteyene mal, mülk isteyene mülk, ilim isteyene ilim, cennet isteyene cennet, cehennem isteyene de cehennem verecektir. Şûrâ sûresindeki bir âyet-i kerime bunu şöyle anlatır: “Kim âhiret kazancını istiyorsa onu ona veririz. Kim de dünya kârını istiyorsa, ona da dünyadan veririz.” (Şura 20) Yani bu dünyada çok zengin olanlara, mal-mülk sahibi olanlara şaşmamak lâzımdır. Çok ciddi istediklerinden, çok ısrarlı istediklerinden, belki gecelerini gündüzlerine katacak biçimde, belki de âhi-retlerini ikinci, üçüncü plana iterek dünyalık istediklerinden, Allah onlara bunu vermiştir. Resul-i Ekrem’in şöyle buyurur: “Dünyanın, Allah katında sineğin kanadı kadar değeri olsaydı, ondan kâfire bir yudum su vermezdi.” Dünyanın değersiz oluşundan ötürü, Allah, isteyen herkese onu vermiştir. Kimileri de bu kadar önemli görmediklerinden, onlardan daha önemli şeylerin varlığına inanarak başka şeyler istediklerinden onlara verilmemiştir. Rabbim, dünyada insanlar arasında bir övünme vesilesi olmanın dışında hiçbir fayda sağlamayacak şeyler istemek yerine, dünyada yetecek kadar bir rızkın peşine takılmayı, öbür tarafa intikal edecek şeylerin peşinde olmayı hepimize nasip ve mukadder kılsın.