23. “Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum” dedi.” “Bu tavırlarınızla hak ettiğiniz azabın size ne zaman geleceğini bilmiyorum. Onu ancak Rabbim bilir. Azabın ne zaman geleceğini, yahut size ne kadar bir süre tanındığını ben değil, Rabbim bilir. Bu konuda karar verecek olan Rabbimdir. Fakat sizler cahil insanlarsınız. Allah’la beni karıştırıyorsunuz. Allah’tan istenmesi gerekenleri sizin gibi âciz bir beşerden istemeye kalkışan cahiller topluluğusunuz siz! Allah’ı da, O’nun azametini de, O’nun azabını da tanımayan cahillersiniz. Kiminle savaşa tutuştuğunuzu, kime karşı geldiğinizi bilemeyecek kadar cahilsiniz! Bu konudaki ilim sadece Allah katındadır. Ben bunun bilgisine sahip değilim. Ben sadece benimle gönderilenleri size ulaştırıyorum. Rabbimin bana indirdiği şeyleri size söylüyorum ötesini bilmem, bilemem.” Allah’ın elçisi Hûd (a.s), aslında bu konudaki genel yasayı bi-liyordu. Yani Allah’ın kesinlikle onlara azap edeceğini biliyordu. Bu genel bir yasaydı. Allah hep kendisine isyan içinde olan toplumlara azap etmişti. Zaten bundan önceki âyette bunu bildiğini ortaya koymuştu. “Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum,” buyurmuştu. Ancak Allah’ın bu değişmez yasası gereği onlara gelecek olan azap ne zaman gelecek? Bu yasa ne zaman uygulanacak? Ne şekilde uygulanacak? İşte bunu bilmesi mümkün değildi. Onun görevi sadece Allah’tan gelenlere tâbi olmak ve onu Allah’ın istediği biçimde Allah kullarına ulaştırmak, gerisini bu dinin sahibine bırakmaktı. Öyleyse biz de Rabbimizden gelen bu kitaba tâbi olacağız, bu kitabı tanıyıp onunla amel etmeye ve bu kitabın âyetlerini çevremizdeki Allah kullarına ulaştırmaya çalışacağız. Başka şeyleri dert edinmeyeceğiz kendimize. Acaba bu dâvâ ne zaman galip gelecek? Acaba bu kâfirlerle hesabımız ne zaman sona erecek? Acaba bu kâfirler ne zaman helâk edilecek? Acaba kâfirler ve Allah düşmanlarına karşı Rabbimizin değişmez azap yasası ne zaman gerçekleşecek? Acaba yeryüzündeki bu mazlumların ahı ne zaman dinecek? Bunu bilmemiz mümkün olmadığı gibi, kafayı buna takmanın da anlamı yoktur. Allah’ın elçisi Hûd (a.s) onlara diyor ki: “Ben sizi cahiliye içinde, bilmeyen, bilmezlikten gelen cahiller topluluğu olarak görüyorum. Çünkü Allah’ı bilmeyen, Allah’ı tanımayan, kendilerini yaratan Allah’ın yasalarından, Allah’ın kitabından, Allah’ın âyetlerinden, Allah’ın hayat programından habersiz kendi kendilerine hayat programı yapmaya çalışan tüm toplumlar cahildir. Hayatlarının sahibinin yasalarından ha-bersiz yaşayan tüm toplumlar cahiliye toplumlarıdır.” Ne yazık ki bugünün insanları o eski çağların hortlatılmaya çalışıldığı, Âd’ın, Semûd’un anlayışlarının geri getirilmeye çalışıldığı bu çağa ilim çağı diyorlar. Allah’ın diskalifiye edildiği, Allah’ın âyetlerinin dışlandığı, Allah’ın sisteminin ilga edildiği, peygamberlerin yalanlandığı, Allah ve elçilerinin hayata karıştırılmadığı, kitap ve sünnetin reddedildiği, peygamberlerin hayattan kovulduğu, vahyin reddedildiği, in-sanların kendi kendilerini ilâhlaştırıp kendi kendilerine, kendi şehvetlerine, kendi hevâ ve heveslerine tapınıldığı bir çağa ilim çağı, medeniyet çağı diyorlar. Allah’ın ve peygamberin gündemden düşürüldüğü, gerçek ilim olan vahyin reddedildiği ilimsiz bir çağa ilim çağı demek gerçekten çok büyük bir cahilliktir. Hûd (a.s) toplumunu uyardı, toplumuna karşı uyarılarını yaptı. Allah’ın gelecek azabını onlara hatırlattı. Allah’ın elçisinin onlara va-adettiği o azabın işaretleri görünmeye başladı.