25. “Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder” dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey gö-rünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.” “O bulutun, o rüzgarın içinde sizin acele edip durduğunuz azap vardır ve o Rabbinin buyruğuyla her şeyi yok eder,” dedi. Bunun üzerine onlar yine iman etmeyince, Allah’ın azabı o toplumun üzerine indi. Evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Hepsi helâk oldu da sadece ortada görünen evlerinin harabeleriydi. İşte Rablerine karşı böyle suç işleyen, isyan eden bir toplumu böylece cezalandırırız diyor Rabbimiz. Suçlulardan kim kurtulmuş? Kur’an-ı Kerîm’in pek çok yerinde Âd kavminin helâkinin anlatıldığını görüyoruz. Meselâ Hâkka sûresindeki bu konuyu anlatan âyetlerden birisi şöyledir: “Âd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi. Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece, sekiz gün estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün. Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?” (Hâkka 6,7,8) Allah onlara “Sarsar” denen şiddetli, çok soğuk bir fırtına ya da taş yağdıran azgın, atiye bir fırtına gönderdi de, taş taş üstünde kalmadı. Her şeyi büküp büküp atıverdi. Hattâ başka bir sûrede “Mü-sevvemeten” deniyor. Yani böyle şanlı ve nişanlıydı bu rüzgarın getirdiği ve yağdırdığı taşlar. Adı belli, nereye gideceği, kime vuracağı, ki-min başında patlayacağı, kimin beynini dağıtacağı belliydi. Sanki böyle uzaktan güdümlü füzeler gibi. Ebrehe’nin ve ordusunun helâkini gerçekleştiren taşlar da böyleydi. Allah o kahredici, helâk edici, mahvedici rüzgarı o kavmin üzerine sekiz gün, yedi gece mûsâllat kıldı. Rüzgara emretti, o da onların üzerine esip durdu. Yani salladı durdu orayı. Her şeyi birbirine vurdu, her şeyi birbirine kattı, hepsi mahvoldular, sanki orada hiç insan yaşamamıştı. Sanki onlar orada tuş olmuşlar, yerle bir olmuşlardı. İnsanlar içi boş hurma kütüklerine, içini kurt yemiş hurma kovanlarına döndüler. Yirmi metre, otuz metre boyundaki insanlar kadınlarıyla, erkekleriyle, çocuklarıyla diz çöküp uzanıverdiler yerlere. Güçleri, kuvvetleri, pazıları, baldırları, medeniyetleri hiçbir şeye yaramadı. Varlıkları onları bu helâkten kurtaramadı. Rabbimiz, “Bir bakın,” diyor “arta kalan bir şey var mı onlardan? Hani boyları posları vardı. Hani güçleri kuvvetleri vardı. Hani ev-leri barkları, bağları bahçeleri vardı. Hani apartmanları villaları, köşkleri vardı. Onlardan arta kalan ne vardı şimdi? Hiç bir şeyleri kalmadı. Tüm varlıkları, tüm medeniyetleri, tüm saltanatları büyük bir kum yığını haline geliverdi.” O bulut, o rüzgar Peygamberin emriyle değil, Rabbinin emriyle her şeyi dumura uğrattı. Falanların filânların emriyle değil, Firavunların, Nemrutların emriyle değil, filân efendinin, falan hazretin emriyle değil, sadece Allah’ın emriyle… Her şey Allah’ın ordusudur. Bizler de Allah’ın ordusuyuz. Unutmayalım ki Rabbimiz bu kâfirlerin, bu Allah düşmanlarının helâk işinde bizim de rol almamızı istemektedir. Bizler de Allah safında yerimizi almak zorundayız. Bizler de Allah dostları o-larak bu kâfirlerin yok edilişinde kendimize düşen cihad görevini Allah’ın istediği gibi yerine getirmek zorundayız. İşte bu âyetin delaletiyle Rabbimiz bizlerden bunu beklemektedir. Allah’ın emriyle azap geldi ve sabaha çıktıkları zaman hiçbir şey görünmez oldu. Koskoca bir toplum, koskoca bir medeniyet, eşsiz bir medeniyet yerin dibine batıverdi. İşte Allah’la savaşanların âkıbeti budur. Tarih içinde Allah’ı, Allah’ın kitaplarını, Allah’ın elçilerini diskalifiye ederek bir hayat yaşamaya yönelmiş hiçbir toplum Allah’ın bu helâk yasasından kurtulamamıştır.