29. “Ey Muhammed! Kur’an’ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur’an’ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: “Susun” dediler. Kur’an’ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.” Bu olay, cinlerin Resûl-i Ekrem Efendimizi dinlemeleri, Rasû-lullah Efendimizin hayatında üç-beş kez tekrarlanmıştır. Cinler Allah Resûlü’nün kendilerine okuduğu Allah’ın âyetlerini dinlemiş, iman etmiş ve onunla dönüp toplumlarını uyarmışlardır. Bu âyetlerin arasında böyle bir konunun gündeme getirilişi bi-ze şunu anlatır: Rabbimiz kitabına, âyetlerine karşı bozuk bir tavır alan Âd kavminden ve bu tavırlarından ötürü başlarına gelenlerden söz etti. Sonra çevrelerinde helâk olan toplumlara şahit oldukları halde bir türlü adam olmaya yanaşmayan, aynen öncekiler gibi Allah’ın âyetleriyle ilgilenmeyen Mekke müşriklerinden söz etti. İnsandı bunlar. Yeryüzünde en mükemmel şekilde yaratılmış, en mükemmel sıfatlarla donatılmış, yeryüzünün halîfesi olarak, yeryüzünün efendisi olarak tüm diğer varlıklara hükmedecek meziyetlerle donatılmış insanlardı bunlar. Bunlar Allah’ın kitabına karşı işte böyle davrandılar, buyurduktan sonra diyor ki: “Bakın, cinler onu dinleyip iman ettiler. Kendilerinden daha üstün bir konumda yaratılmış olan insanlar ona böyle davranırken, cinler ona iman etti.” Allah’ın istediği biçimde yaşayan peygamberler meleklerden bile üstündür. İnsanlar da eğer Allah’ın istediği biçimde bir hayat yaşarlarsa onlar da meleklerden üstün olurlar. Sanki bu âyetiyle Rabbimiz insanlara şunu diyor: “Ey insanlar! Ey kullarım! Sizler yeryüzünde en üstün yaratıklarım olduğunuz halde, sizler benim ahsen-i takvîm üzere yeryüzünde halîfe olarak, tüm diğer varlıklara hükmedici olarak, en şerefli bir varlık olarak yarattığım kullarım olduğunuz halde eğer kitabıma sahip çıkmaz, onunla hayatınızı düzenleme yoluna girmezseniz, unutmayın ki benim başka varlıklarım da vardır. Bakın sizden aşağı olan cinlerim bile kitabımı dinlediklerinde, onun okunuşunda hazır olduklarında, Allah’ın Resûlü onu okumaya başladığında birbirlerine işaret ederek, birbirlerini uyararak “susun” dediler. Susun diye birbirlerini uyardılar. Çünkü onlar konuşanın Allah olduğunu biliyorlardı. Kelâmın Allah kelâmı olduğunu biliyorlardı. Onu kim okursa okusun, o kelâm kimin ağzından çıkarsa çıksın, unutmayalım ki o Allah kelâmıdır. O anda konuşan Allah’tır. Cinler birbirlerini uyarıp sükûneti sağladıktan sonra dikkatlice, candan ciğerden, kelâmın mütekellimine münâsip bir ciddiyetle dinlemişler ve Allah’ın sözleri bitince, Rasûlullah’ın okuması bitince de hemen iman edip kavimlerine de uyarıcılar olarak gitmişlerdi. Allah’ın kitabını duyar duymaz onunla dirilmiş ve hemen öteki kardeşlerini de onunla diriltmeye koşmuşlardı. Cin sûresinde de bu konu detaylı bir şekilde anlatılır. İşte Kur’an, onu okuyan, onu dinleyen, onunla muhatap olan kişide böyle bir etkiyi meydana getirecektir. İnsan Allah’ın kitabını duyduğu anda değiştirebileceği bütün yapısını Kur’an’la değiştirmek ve onun atmosferine girmeye çalışmak zorundadır. Çünkü kişi okuduğu ya da dinlediği sözün alelâde bir insan sözü değil Allah sözü olduğunu ve Rabbi olan Allah’ın da onunla hayatını düzenlesin diye bu âyetleri gönderdiğini unutmayacak, tüm hayatını onunla düzenleme savaşı içine girecektir. Kendisini Kur’an’la düzeltecektir. Kendisinin düzelmesi de yetmez, kendisini düzelten bu kitapla çevresindekileri de düzeltmenin kavgasını verecektir. Zaten Rabbimi-zin âyet-i kerimesinde de dikkatimizi çektiği Kur’an öyle bir kitap ki, bir insanın içine girdi mi, bir kişide hüsn ü kabul gördü mü, onda öyle bir aksiyon, öyle bir dinamizm meydana getirir ki, o güçle insan diğer kardeşlerine de gitmek zorunda kalır. Kendisinin diriliğine sebep olan Allah âyetlerini birilerine de götürmek zorunda kalacaktır. İşte bunu en canlı bir biçimde cinlerin hayatında görüyoruz. Eğer aynı heyecanla birilerinin dirilişine koşamıyorsak, Allah’ın kitabını başkalarına ulaştırma heyecanımız yoksa, o bizim içimize girmemiş demektir. Cinler Allah kitabını duydular, dinlediler, ona hemen inandılar, süratlice kavimlerine döndüler ve bakın şöyle dediler: