Ahkâf Suresine Dön

Ahkâfالأحقاف

33. Ayet

33Ahkâf Suresi

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰىۜ بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Gökleri ve yeri yaratan ve onları yarattığından dolayı yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye kadîr olduğunu görmediler mi? Evet, şüphesiz ki O, her şeye kadîrdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

33. “Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de kâdir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye kâdirdir.” Bu adamlar bakmıyorlar mı? Görmüyorlar mı? Hiç düşünmü-yorlar mı? Gökleri ve yerleri yaratan, onları var etmekten yorulmayan, âciz kalmayan, bıkıp usanmayan, yılgınlık göstermeyen, her şeyi yaratan ve yarattıklarının tümünün hayatını, rızıklarını ve yaşam şartlarını hazırlayan, bunları yaparken de asla bir yorgunluk hissetmeyen Allah’ın ölüleri de diriltmeye kâdir olduğunu görmüyorlar mı? Bunu anlamıyorlar mı? Bunu bilen, bunu beceren, buna güç yetiren bir Allah ölüleri diriltmeye güç yetiremez mi? Âyet-i kerimede hem ölmüş insanları diriltme konusu, hem de En’âm sûresinde anlatılan yaşarken ölmüş kâfirleri diriltme konusu kastedilmektedir. “Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nûr verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kâfirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir.” (En’âm 122) Bir insan düşünün ki ölü. Bir insan düşünün ki ruhen, bedenen ölü. Bir insan ki ruhtan, Allah’tan, peygamberden, kitaptan, vahiyden habersiz. Allah diyor ki, böyle ölü iken kendisine hidâyet vererek dirilttik. Yani kâfirken müslüman yaptık. Artık adam dirilmiştir. Tıpkı kupkuru bir toprağın Rahmân’ın rahmetiyle dirilip canlandığı gibi. Artık vahyin, hidâyetin dirilttiği bu adam Allah’ı, kitabı, peygamberi, kendisini, çevresini, hayatı, hayatın mânâsını, ölümü, ö-lüm sonrasını ve varlık gâyesini tanıyor. Biz onu dirilttik ve bir de ayrıca ona bir nûr verdik. Ona rehberlik edecek, yaşadığı hayatta onun yolunu aydınlatacak, hayatı boyunca onu yalnız bırakmayacak bir kitap, bir peygamber verdik. Artık ya-şadığı hayatta insanlar arasında o nûrla, o kitapla, o vahiyle yürüyor ve bu nûr, onu karanlıklar arasında bırakmayıp aydınlığa çıkarıyor. İşte böyle ölü iken vahiyle dirilttiğimiz, kâfirken hidâyetle müslüman yaptığımız bu adam hiç karanlıkta kalan bir adamla aynı olur mu? Bu kâfirler Allah’ın böyle ölmüş insanları diriltmeye kâdir olduğunu bilmiyorlar mı? Âyet, bildiğimiz mânâda ölüleri tekrar diriltme mânâsını kapsadığı gibi, Allah’ın kitabından, peygamberin sünnetinden habersiz kaldıkları için dalâlette, küfürde, karanlıklar içinde kalmış, benliğini, tüm insanî değerlerini kaybetmiş fert ve toplumları Allah’ın vahyiyle yeniden dirilteceği konusunu da kapsamaktadır. Şüphesiz ki Allah in-sanları da, toplumları da diriltmeye kâdirdir. Yeter ki insanlar ve toplumlar Allah’ın bu değişmez yasasına yönelsinler. Yeter ki insanlar Rabbimizin hayat kaynağı olan kitabına, vahyine ve diriliğe çağıran Resûlü’nün mesajına yönelsinler. Kâfirler aslında ölüdürler. Bunlar meyyit-i müteharrikedirler. Kişi eğer vahiyle, Allah’la, peygamberle beraber değil, Kur’an’dan peygamberden ve onun ashabından örnek alacak kadar onlara yakınlık kurmuş değilse, Rasûlullah’ın ve sahâbesinin tatbikatını bilmiyorsa ölüdür. Kur’an’dan ayrı kalması sebebiyle ölüdür. Rasûlullah’ın hayat veren çağrısına uymamışsa, hayattan mahrumdur. Çünkü Rabbimiz Enfâl sûresinde şöyle buyurur: “Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin.” (Enfâl 24) Âyet-i kerimeden da anlıyoruz ki, Allah ve Resûlü’nün çağırdığı şey hayat veren şeydir ve ondan mahrum olanlar da ölüdür. Yine biliyoruz ki Kur’an’ın bir adı da ruhtur ve bu ruhla ilişkisi kesilmiş insan ölüdür. Zaten irtidat eden, Kur’an’dan irtibatını kesen kişi, ruh hakkını, hayatiyet hakkını kaybettiği için İslâm’da ölümü hak etmiş insandır. Rabbimiz, böyle vahiyle, ruhla tanışmamış bir ölüyle, vahiyle dirilmiş kimse bir olur mu, diyor. Nûr sahibi bir müslümanla, bu nûrdan mahrum olan kâfir bir olur mu? Eline el feneri verilmiş ve onunla yürüyen bir adamla, karanlıkta el yordamıyla düşe kalka yürümeye çalışan insan hiç bir olur mu? Elbette bu ikisi bir olmayacaktır. Yeryüzünde iki insan tipi var. Vahiyle dirilmiş mü’minler ve va-hiyden mahrum oldukları için sapıklık içinde kalmış ölü kâfirler. Birisi nûrla hareket eden aydınlık dünyasının üyeleri, ötekiler de karanlık dünyanın üyeleri. Birisi vahiyle dirilmiş, hayatiyetini kazanmış; ötekisi ise karanlıkta kalmış ve sanki kendi kendisini öldürmüş, kendi kendisini boğmuş. Allah’ın kendisini yeryüzünde insan diye, halîfe diye, ah-sen-i takvîm üzere yarattığı insanlık özelliklerinden bir eser bırakmamış. Kendisini esfel-i safiline sürüklemiş. İşte Ebu Cehiller, Nemrutlar, Firavunlar, tüm kâfirler ve kitaptan habersiz yaşayanlar ve kıyâmete kadar bunların karakterlerini taşıyanlar, karanlıkta kalmış, zulümat ashabındandırlar. Ama vahiyle hareket eden, nûrla yürüyen tüm peygamberler ve peygamber yolunun yolcusu olan mü’minler de nûrla hareket eden aydınlık dünyanın üyeleridir. Böyle ölümün şahikasına doğru giderken Allah’ın vahyine gönül verir, Allah ve Resûlü’nün kendisini kendisine hayat vermek üzere çağırdığı hidâyeti kabul ederse biliyoruz ki Allah da onu diriltiverecektir. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran Rabbimiz, onu hidâyetiyle diriltiverecektir Allah her şeye kâdirdir. Allah’ın yapamayacağı bir şey yoktur. Ama siz bilirsiniz. İsterseniz reddedin bunu! İsterseniz hayır deyin! İsterseniz bu güçlü Rabbinizin dirilik kaynağı vahyine karşı vur-dum duymaz davranın. İsterseniz sizin hayatınızı düzenlemek üzere Rabbinizin size gönderdiği bu kitabını ve bu kitabın pratiği olarak görevlendirdiği elçisini yok farz ederek keyfinize göre bir hayat yaşayın. Kendi keyfinize göre, ya da kendiniz gibilerin heva ve heveslerine göre bildiğiniz gibi bir hayat yaşamaya devam edin! Ama unutmayın ki: