4. “Ey Muhammed! De ki: “Allah’ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah’la ortakları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin.” Bunların bir tek canlı yarattıklarını söyleyebilir misiniz? Bu yeryüzü tanrılarından hiçbirisine yaratma işini izâfe edebilir misiniz? Kâinattaki varlıkların yaratılması konusunda bunların bir müdahalesinin olduğunu yahut bu yaratma konusunda bunların Allah’a yardımcı olduklarını söyleyebilir misiniz? Halbuki ilâh olanın yaratıcı olması gerekir. Yeri yaratan, gökleri yaratan, yerdekileri ve göktekileri yaratan Allah’tır. Öyleyse hamd da, övgü ve senâ da Allah’a aittir. Övülmeye, kulluk edilmeye lâyık tek varlık O’dur. Böyle iken Allah’ı tanımayanlar, başkalarına hamd etmeye çalışıyorlar. Başkalarını övmeye, başkalarına kulluk etmeye çalışıyorlar. Allah’ın yarattığı varlıkları yaratana denk tutmaya çalışıyorlar. Kimileri Allah’ın yarattığı maddeyi Allah ye-rine koyarak Allah’a denk tutuyor, kimileri Allah’ın yarattığı kulları Allah makamına oturtarak ona denk tutuyor, kimileri yeryüzünde ona arkadaşlar, ahbaplar, vekiller ve yetkililer izafe ederek, kimileri Allah’a çocuklar izâfe ederek, kimileri Allah’ın yarattığı ateşe, kimileri taşa, toprağa, kimileri kadına, kimileri Allah makamına oturttukları insanlara, tâğutlara tapınarak onları Allah’a denk tutmaya çalışıyorlar. Halbuki bunların hepsi birer yaratıktır. Hepsi de Allah’ın yaratığı, hepsi de Allah’ın kulu ve mülküdür. Peki bunlara kulluk edilebilir mi? Kulluğa lâyık mıdır bunlar? Bunu hakkettiler mi bunlar? Ey Allah’tan başkalarını Rabb ve İlâh bilip onlara kulluk etmeye çalışanlar! Onları hayatlarında söz sahibi bilip, onların hayat programlarını uygulamaya çalışanlar! Söyleyin, gerçekten bunlar bir şey yaratabilmişler mi? Gerçekten bunlar kulluğa lâyık varlıklar mı? “Hayır, bizler bu varlıklar kulluğa lâyık oldukları için değil, ancak kulluğa lâyık olan Rabbimiz onlara kulluğu da emrettiği için, onlara da kulluk yapıp onların sözlerini de dinleyin dediği için biz onlara da kulluk ediyoruz,” diyebilirsiniz. Nitekim müşrikler de öyle diyor-lardı. “Bizi Rabbimize yaklaştırsın diye onlara kulluk yapıyoruz,” diyor-lardı. Rabbimiz işte bu âyetiyle böyle inanan insanları düşünmeye dâvet ediyor. Düşünsenize, şu Allah’tan başka İlâh bildikleriniz, Allah berisinde kanun koyma yetkisine sahip gördükleriniz, darda kaldığınız zaman dua edip kendilerine sığındığınız bu sahte tanrılar yeryüzünde ne yaratmışlar? Yoksa göklerin ve yerlerin yaratılışında Allah’a yardım mı etmişler? Yoksa onların gökler ve yerlerin egemenliği konusunda bir ortaklıkları mı var? Şu anda güneşe onlar mı hükmediyor? Aya, yıldızlara onlar mı emrediyor? Göklerin ve yerlerin yasalarını on-lar mı koymuşlar? Varlıklara hükmeden onlar mı? “Eğer öyleyse, bana bu konuda delil olarak size indirilmiş bir kitap veya size bu konuda intikal etmiş bir bilgi kalıntısı, bir bilgi kırıntısı varsa haydi getirin bakalım onu. Böyle bir rivâyet, bir haber var mı? Bir iz, bir alâmet var mı bu konuda?” diyor Rabbimiz. Anlayabildiğimiz kadarıyla buradaki kitaptan kasıt, Rabbimizin önceki toplumlara indirdiği kitaplardır. Kitapların herhangi birisinden bir deliliniz var mı? Eser ya da bilgi kalıntısından maksat da, önceki nesillerden sonraki nesillere güvenilir, mütevatir yolla ulaşmış bir bilgi yahut önceki peygamberlerin uygulamalarından öğrenilenlerdir. Yani bu konuda, şirkin kokusuna bile delil olabilecek bir bilgi kırıntısı bile varsa, haydi getirin onu!? Eğer yeryüzünde Allah’ın ortaklarının varlığını iddia ediyor ve onlara da kulluk yapılması gereklidir iddiasındaysanız, haydi bana bu konuda delil olarak Kur’an’dan önce gelmiş bir kitaptan bir delil veya bir bilgi kalıntısı getirin. Eğer Allah böyle bir delil indirmişse, bu ancak vahiyle bilinir. Haydi, önceki kitapların birinden bir tek âyet yahut peygamberlerden buna dair bir tek söz bulun. Ya da bu kitaplara ve peygamberlere dayanarak yazılmış bir tek kitaptan bir delil bulun. Hiçbir kitabın, hiçbir peygamberin Allah’la birlikte başkalarına da kulluğa çağırdığını duydunuz mu? Hamde, İlâhlığa ve Rabblığa lâyık olan, tüm bunları yaratandır. Tüm bu semâvât ve arzdakileri yarattığı için Allah hamde lâyıktır. Gökleri ve yerdekileri, insanı yarattığı için, göktekileri ve yerdekileri in-sanın hizmetine sunduğu için Allah hamd edilmeye lâyıktır. İşte böyle bir yaratıcı İlâh olmaya lâyıktır. İşte böyle bir yaratıcı kulluğa lâyık o-landır. Yaratmayla ulûhiyet arasında böyle bir bağ kuruluyor ve sonra da deniliyor ki, “onlar bütün bunları yaratanın Allah olduğunu bile bile yine de Allah’a denk İlâhlar bulmaya çalışıyorlar.” Allah’tan başkalarını da hayatlarında söz sahibi kabul edip onların sözlerini de dinlemeye, onların arzularını da gerçekleştirmeye, onların kanunlarını da uygulamaya çalışıyorlar. Halbuki İlâh olanın, Rabb olanın, kendisine kulluk edilmesi gereken varlığın yaratıcı olması gerekir. Hani var mı Allah’tan başka böyle bir yaratıcı? Gökleri ve yeri yaratan başka birileri var mı? Varsa böyle birileri, tamam o zaman ona da kulluk yapalım. Meselâ gökten muhtaç olduğumuz bir damla su indirebilecek birileri varsa, ona da kulluk yapalım. Veya yeryüzünde bir tek ot bitirebilecek birileri biliyorsanız, tamam ona da kulluk hakkımız olabilir. Örneğin zamana beş dakikalığına söz geçiren veya ölüme giderken ömrümüzü beş dakikalığına uzatabilecek birileri varsa, tamam ona da kulluk edelim. Ona da hamd edelim, onun arzularını da yerine getirelim, onun programını da övelim, onun kitabını da hamd edelim, onun sistemini de uygulayalım. Var mı böyle birileri? Hayır hayır, bir şeyler yaratmak şöyle dursun, Allah’a denk tutulmaya çalışılan bu varlıkların hiçbirisi kendilerini bile yaratmamıştır. Rabbimiz yine insanları düşünmeye ve akıllarını erdirmeye de-vam ediyor: