5. “Allah’ı bırakıp da, kıyâmet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim vardır? Çünkü yalvardıkları şeyler, yalvarışlarından habersizdirler.” Bu insanlar, Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendilerine cevap veremeyecek, dualarına ve çağrılarına ebediyen icabet edemeyecek âciz varlıklara kulluk yapmaktadırlar. Böyle insanlardan daha zalim kim vardır? “Yeryüzünde hiçbir şey yaratmaya ve yapmaya güç yetiremeyen, kendi varlıkları konusunda bile Allah’a muhtaç olan, yoku var etmeye, varı yok etmeye, fayda sağlamaya ve zararı ortadan kaldırmaya güç yetiremeyen bir kısım âciz varlıklara dua eden kimselerden daha akılsız ve daha zalim kim vardır? Allah’ı bırakıp da böyle dualarını bile duyamayacak, kendilerine icabet edemeyecek, kendilerinin imdadına yetişemeyecek varlıklara dua eden kimselerden daha şaşkın, daha sapık kim vardır,” diyor Rabbimiz. Çünkü yalvardıkları şeyler, onların dualarından, çığırtkanlıklarından gafildirler. Onlar ne hakkıyla işitebilirler, ne de icabet edebilirler. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve bilen sadece Allah’tır. Peki, hakkıyla işitmek ne demektir? Hakkıyla işitmek, işittiğine icabet edebilmek, demektir. Hakkıyla işitmek, işittiğinin derdine derman olabilmek, onun imdadına yetişmek demektir. Allah, işittiklerine icabet etmek üzere işitir. Çağıranın elinden tutup onun derdine derman olmak üzere işitir. Başka şeyler de işitir, başkaları da işitir belki ama hiç birisi icabet edemez. Allah’tan başka hiç kimse işittiklerinin imdadına yetişemez. Hadi çağırın bakalım, imdadınıza yetişen birilerini bulabilecek misiniz? Bu akılsız, bu zalim insanların Allah’ı bırakıp da kendilerine dua edip yardım bekledikleri varlıkların hiçbirisi kıyâmete kadar onları ne işitebilecek, ne de onların imdadına yetişebilecektir. Kıyâmete kadar kapılarını dövdükleri bu âciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları, onlara yol göstermeleri, onlara reçeteler sunmaları mümkün değildir. Kıyâmete kadar onları hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler. İstedikleri kadar onları Rabb bilip onlardan hayat programı istesinler. “Aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın!” diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar, kıyâmete kadar onların bunlara bir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de, kendisinden istenenler de âcizdir. Onların hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır. Öyle değil mi? Hani şu ana kadar bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükuna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi, âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi, âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz, dünyamız bu âcizlerin elinde kan gölüne dönmüştür. Dikkat ederseniz, âyet-i kerimede kendilerine dua edilen varlıkların kıyâmete kadar dua edenlere icabet edemeyecekleri belirtiliyor. Peki acaba kıyâmet günü işitip icabet edebilecekler mi bunlar? Çünkü kıyâmet günü iş değişecek. Dünyada onları hiç duymayan put-lar veya bu zalimlerin kendilerine dua edip yalvardıkları ölmüş ve şu anda onları duymaktan uzak bulunan sâlih kişiler, kıyâmet günü onlardan teberrî edip uzaklaşacaklar. “Vallahi ya Rabbi! Bu alçakların yaptıklarından bizim haberimiz yoktu! Bizi sana ortak koşarak, bizde güç, kuvvet görerek bize dua eden bu zalimlerin yaptıklarıyla bizim ilgimiz yoktur. Ya Rabbi, sen şahitsin ki biz hayatımız boyunca sadece sana dua ettik, sadece sana kulluk yaptık ve sadece sana kulluğa çağırdık. Hayatımız bunun ispatıdır. Bu zalimlere de bize kulluk yapın demedik,” diyecek ve onlardan uzaklaşıp Allah’a sığınacaklar. Anlayabildiğimiz ve görebildiğimiz kadar müşriklerin dua ettikleri varlıklar üç kısımdır. a. Ruhsuz, şuursuz olan cansız varlıklar, b. Geçmişte yaşamış peygamberler ve Allah’ın sâlih kulları, c. Yine geçmişte sapmış, sapıtmış ve sapıklığı kendilerine din edinmiş, yol edinmiş ve kendileri saptığı gibi Allah kullarını da saptırmak için çırpınmış kimseler. Sapıklar ve saptırıcılar olarak dünyadan göçüp gitmiş olan insanlardır. Birinci sırada yer alan cansız varlıkların ne kendi varlıklarından, ne kendilerine dua edip yalvaranların dualarından haberleri yoktur. Bunlar zaten cansız varlıklardır. İkinciler, yâni Allah’ın kutlu elçileri ve daha önce yaşamış sâlih kulları, aslında yaşadıkları dönemde, Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk etmiş ve insanları Allah’a kulluğa çağırmış kimselerdir. Hayatlarında bunun mücâdelesini vermiş insanlardır. Allah’ın bu sâlih kulları da vefatlarından sonra kendilerine yapılan duaları duymaz, duyamazlar. Duymazlar, çünkü vefat etmiştir onlar. Duymazlar, çünkü Allah onlara bunu duyurmaz. Bu zalimlerin, bu akılsızların, bu densizlerin densizliklerini duyurarak Allah üzüntüye sevk etmez bu sâlih kullarını. Rabbimiz, bu zalimler tarafından kendilerinin putlaştırıldıklarını ve ha-yatları boyunca savundukları dâvânın tamamen aksine kendilerine ibadet edildiğini duyurarak bu kutlu kullarını üzmez. Çünkü bunlar ha-yatları boyunca sadece Allah’a kulluk yapmışlar, hayatları boyunca sadece Allah dua etmişler, isteyeceklerini sadece Allah’tan istemişler, hayatları boyunca tevhide inanmışlar, tevhidi yaşamışlar ve çevrelerindeki insanları sadece Allah’a kulluğa ve tevhide çağırmışlardır. Bir ömür boyu çırpındıkları ve uğrunda şehit düştükleri dâvâlarının kendilerinden sonra gelen zalimler ve cahiller tarafından ne hale getirildiğini göstererek Rabbimiz onları üzmez. Üçüncü gruptakilere, yani geçmişte kendileri sapmış ve insanları saptırmış insanlara gelince, bunlar zaten yaşadıkları pis hayatın cezası olarak, suçlu kimseler olarak Allah katında beklemektedir. Ge-berip gittikleri andan itibaren dünyadan hiçbir haber ulaşmaz onlara. Allah, dünyadaki haberleri ulaştırarak sâlih kullarını üzmediği gibi, bu zalimlerin de orada sevinmelerini sağlamaz. Bazen bu alçakların yaşadıkları dönemde savundukları sapıklıklar kendilerinden sonra gelen insanlar arasında yaygınlaşmış ve zâ-hiren zafere ulaşmış olabilir, ama Allah, kendilerinin saptırdıkları haleflerinin yaygınlaştırdıkları bu sapıklıkları onlara haber vererek, on-ların dâvâlarının galibiyetini göstererek, onları orada asla sevindirmez diyoruz. Dediklerimizin tamamen aksine, vefat etmiş sâlih kullarına, hayattaki sâlih kullarının dualarını, salât-u selâmlarını ulaştırır. Çünkü bu onlara sevinç verir. Allah elbette dünyada rızasına uygun yaşamış ve hatırını kazanmış kullarının orada sevinmelerini ister. Aynı zamanda daha önce geberip gitmiş zalimlere, suçlulara da dünyadan gönderilen lânetleri ve bedduaları da ulaştırır. Çünkü bu onları kahredecektir. Kalib-i Bedir denen yerde Rasûlullah Efendimizin kâfirlerin cesetleri üzerinde okuduğu hutbeyi biliyoruz. Hattâ sahâbe-i kiram: “Ey Allah’ın Resûlü, bunlar sizin sözlerinizi duyar mı ki onlara sesleniyorsunuz?” diye sorunca, Allah’ın Resûlü, “evet, aynen sizin gibi duyarlar ama cevap veremezler,” buyurmuştur. Hani az evvel okuduğumuz âyetinde Rabbimiz “Onlar kıyamet gününe kadar kendilerine icabet edemeyecek varlıklara dua ediyorlar” buyurmuştu. Peki acaba bu varlıklar kıyamet günü onlara icabet edecekler mi? Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz kendilerine dua edilen varlıkların kıyâmet gününde şöyle diyeceklerini anlatır: