Ahkâf Suresine Dön

Ahkâfالأحقاف

9. Ayet

9Ahkâf Suresi

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْر۪ي مَا يُفْعَلُ ب۪ي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ

De ki: “Ben, resûllerin ilki değilim. Ve ben, bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyuyorum. Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

9. “Ey Muhammed! De ki: “Ben peygamberlerin il-ki değilim; size de bana da ne yapılacağını ben bilmiyo-rum. Ben ancak bana vahy olunana uymaktayım; ben apaçık bir uyarıcıyım.” Onlara de ki peygamberim, “Ben peygamberlerin bid’i değilim.” Yani ben yeni türedi, örneği olmayan, ilk defa ortaya çıkmış, ilk defa Allah’tan ve onun peygamberliğinden söz eden birisi değilim. Ya da önceki peygamberlerden farklı, onların hiçbirisinin söylemediği yepyeni bir şeyler söyleyen, yepyeni ve apayrı bir şeyler icad eden birisi değilim. Ben size ve bana ne yapılacağını da bilmiyorum. Sonunda bu dâvâya karşı gelen sizlerin de, benimde başıma nelerin geleceğini bilmiyorum. Allah, dostlarına ve düşmanlarına ne yapacak? İleride sizin de benim de nasıl bir durumda olacağımızı bilmiyorum. Bu dâvânın ne zaman galip geleceğini, Allah’a, onun kitabına ve elçisine düşman kesilen sizlerin ne zaman helâk edileceğinizi ben bilmiyorum. Benim ve dâvâmın galibiyetini, sizin de hezimetinizi Rabbim bana ve size hayatımızda gösterecek mi, yoksa göstermeyecek mi, bilmiyo-rum. Ben kendi kaderimi de, sizin kaderinizi de bilmiyorum. İlerde bana da, size de nelerin takdir edildiğini bilmiyorum. Çünkü ben gaybı bilmiyorum. Ben gelecekte nelerin olacağını, sizi de, beni de nelerin beklediğini bilmiyorum. Ben ancak Rabbimden bana vahy edilenlere uymaktayım. Tüm bunları bilen ancak Rabbimdir. Bana düşen sadece Rabbimin bana indirdiklerine uymaktır. Değil sizlerin geleceği, değil sizlerin kaderi, kendi geleceğimi, kendi kaderimi bile bilmiyorum. Benim kaderim bile kendi elimde değildir. Ben hayatımın tümünde Rab-bime teslim olmuşum. Ben bir kulum ve benim Rabbim de Allah’tır. Galiba sizler beni Allah’la karıştırıyorsunuz. Allah’ın sıfatlarını bana vermeye kalkışıyorsunuz. Ya da Allah’tan istenmesi gereken şeyleri benden istemeye çalışıyorsunuz. Halbuki ben sizin gibi bir insanım ve ben sadece Rabbimin bana bildirdiklerini bilir ve size onları bildiririm. Ben hiçbir zaman bundan fazlasını bilemem. Çünkü ben yeni türedi birisi değilim. Benden öneki tüm risâ-letlerin esasları aynıdır. Hz. Adem’den bu yana risâletler değişmemiştir. Tüm peygamberlerin risâletlerinde değişiklik sadece ufak-tefek konulardadır. Hz. Adem’den bu yana her dönemde Rabb aynı Rabb, risâlet aynı risâlet, kulluk yasaları aynı yasalardır. Söyleyin bana, bu güne kadar tarihte gelip geçmiş hangi peygamber yiyip içmemiş? Hangi peygamber gaybı bilebilmiş? Hangi peygamber şu anda sizin benden istediklerinizi becerebilmiş? Hangi peygamberin yanı başında kendisini destekleyen bir melek yer almış? Hangi peygamberin yanında orduları olmuş? Hangi peygamberin villaları vardı? Hangi peygamber, toplumunun kendisinden istediklerinin tümünü onlara verebilmiştir? Siz Allah’la peygamberi karıştırıyorsunuz. Niye böyle demesini istiyordu Rabbimiz? Çünkü onlar Allah’ın Resûlü’nü ve onun getirdiği mesajı reddedebilmek için çok garip şeyler söylüyorlardı. “Bu ne biçim peygamber? Bizim gibi çarşıda dolaşıyor, yemek yiyor, acıkıyor, baba oluyor, hasta oluyor. Eğer bu bir Allah peygamberi olsaydı, yanında onu koruyan melekler olurdu, zengin olurdu, güçlü olurdu, geleceği bilir, gayb konusunda bilgi sahibi olurdu. Bu gaybı da bilmiyor, gelecek konusunda da bilgi sahibi değil,” diyorlardı. Zaman zaman gelip Allah’ın Resûlü’ne gaybî konularda sorular soruyorlardı. Huzuruna getirdikleri hamile bir kadının yükünün ne olduğunu, erkek mi yoksa dişi mi olduğunu soruyorlardı. Kayıp eşyalarını, falan hastanın ölüp ölmeyeceğini soruyorlardı. Yarın gerek Ra-sûlullah’ın, gerekse kendilerinin başına nelerin geleceğini soruyorlardı. Allah’ın Resûlü’nden harikulâde şeyler istiyorlardı. Peygamberin malları, mülkleri olsun istiyorlardı. Uhud’un kendileri için altın yapılma-sını, bağları, bahçelerinin olmasını istiyorlardı. Kendisine gönül verenlerin gariban kimseler olduğunu söyleyerek kınıyorlardı onu. Onların bu tavırlarına karşılık Rabbimiz de peygamberinin böyle demesini istiyordu: “Siz yanılıyorsunuz. Siz beni Allah’la karıştırıyorsunuz. Ben Allah değil, bir beşerim. Benim de sizin de işinizin ne-reye varıp duracağını bilmiyorum. Benim başıma gelecekleri de sizin başınıza gelecekleri de bilmiyorum. Bugün mü öleceğim, yoksa yarın mı öleceğim? Yoksa Allah’ın öteki elçileri gibi şehid mi olacağım? Ya da dâvâmın zaferini dünyada Rabbim bana gösterecek mi bilmiyo-rum. Sizin başınıza da önceki elçileri yalanlayan toplumların başlarına gelenler gibi semâdan taş mı yağdırılacak, yoksa yerin dibine mi batırılacaksınız? Ya da Rabbinizin izni ve takdiriyle iman mı edeceksiniz, bunu bilmiyorum. Ben kaderi ve gaybı bilmiyorum ve ben ancak Rab-bimin bana indirdiklerine tabi oluyorum. “ Allah’ın Resûlü, kendisinin bir insan oluşunu ve onların sorduklarını bilmediğini söyleyince, bu defa da müşrikler bir delil yakalamış gibi şöyle diyorlardı: “Biz böyle gaybı bilmeyen, gelecek konusunda bilgi sahibi olmayan, kendisine de bize de gelecekte neler yapılacağını bilmeyen birisine nasıl tâbi oluruz? Olacak şey midir bu?” Bugün bize düşen, mü’mine düşen de işte budur. Biz ancak vahye tabi oluruz. Bizim hareket noktamız vahiydir. Biz de tıpkı peygamberimiz gibi bize düşeni yapacak ve işin sonunu düşünmeyeceğiz. Bu dâvâ ne zaman galip gelecek? Allah düşmanlarımızı ne zaman helâk edecek? Sonunda ne olur? İş nereye varır? Bunu hiç mi hiç düşünmeyeceğiz. Çünkü bu dâvânın, bu dinin sahibi biz değiliz. Hayatın ve kaderin sahibi biz değiliz. Hayatın programını biz yapmı-yoruz.
Ahkâf Suresi 9. Ayet | Tevhid Meali