6. “Mü'minlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitabında birbirlerine mü'minler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitapta yazılı bulunmaktadır.” Nebî mü’minlere kendi nefislerinden daha evlâdır. Rabbimiz mü’minlerin peygamberle ilişkisini anlatıyor burada. Peygamber mü’-minlere kendi nefislerinden daha yakın ve sevgilidir. Mü’minler peygamberi kendi nefislerinden daha evlâ, daha önde tutacaklar, daha çok sevecekler. Peygamberi kendi nefislerine tercih edecekler. Peygamberin arzularını kendi arzularının önüne geçirecekler. Tabii ki peygamber efendimizin Rabbimizin Ahzâb sûresinin bu âyetlerinde vaz ettiği bu yasasından önce evlâtlık edindiği Zeyd için de aynı şey geçerli olacaktır. Zeyd artık Rasûlullah efendimizin evlâdı olmayacak ama Rasûlullah efendimizle kardeşliği, dostluğu devam edecektir. Yâni bu yasanın belirlenmesinden sonra artık Zey-d’e Rasûlullah’ın oğlu denilmeyecek, Zeyd bin Muhammed diye çağrılmayacak, Zeyd Bin Harise denecek. Ve tüm müslümanların peygambere karşı tavrı da Rabbimizin istediği biçimde olacak. Müslümanlar peygamberlerini, örneklerini, mihmandarlarını kendi canlarından evlâ tutacaklar, kendi nefislerinden daha çok sevecekler. Peygamber (a.s) mü’minler için kendi nefislerinden daha ön planda olmalıdır. Mü’minlerin tercihi Allah’ın Resûlü olmalıdır. Heveslerimiz, isteklerimiz, arzularımız, değer yargılarımız, hükümlerimiz, kararlarımız hep Rasûlullah efendimize, onun kararlarına, onun arzularına teslim olmalıdır. Allah Resûlünün karşısında alternatif bir kararımız, alternatif bir hükmümüz, alternatif bir sevgimiz, alternatif bir değer yargımız olmamalıdır. Tüm değer yargılarımızı Rasûlullah efendimize bırakmak zorundayız. Her şeyi Rasû-lullah efendimize sormak zorundayız. Heveslerini Allah ve Resûlünün önüne geçirmiş insanlar, canları ne isterse onu yapmaktan çekinmeyen, zevkleri, nefisleri neyi hoş görürse onu yapanlar, hiçbir kayd altına girmeyenler müslüman olamazlar. Mü’minler nefislerini, arzularını, heveslerini, tutkularını, şeytanları, tâğutları bir kenara bırakıp peygamberlerinin arzularını tercih eden kimselerdir. Nefisleri, hanımları, babaları anaları, çocukları, akrabaları, kavimleri kabileleri, milletleri, devletleri, politik ve dini liderleri, ağaları, patronları, çevreleri, âdetleri, töreleri, modaları Allah ve Resûlünün önüne geçirmeyenler mü’minlerdir. Şimdi bu âyetler istikâmetinde bir düşünelim: Acaba bizler kendi bilgilerimizi, kendi anlayışlarımızı, kendi hevâ ve heveslerimizi Allah’ın kitabının ve Resûlünün sünnetinin önüne mi geçiriyoruz? Acaba bizler şu anda kendimizi hayata etkin mi zannediyoruz? Acaba Allah’a Allah’ın kitabına, Allah’ın peygamberine sormadan bizler kendi kendimize hayat programı yapmaya mı çalışıyoruz? Ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı, nasıl giyineceğimizi, çocuklarımızı nasıl ve nerede eğiteceğimizi, nereden kazanıp nerelerde harcayacağımızı, han-gi meslekleri seçeceğimizi Allah ve Resûlüne sormadan kendi kendimize belirlemeye mi kalkışıyoruz? Yâni bizim hayat programlarımızı kim belirliyor? Çocuklarımızın mektebine ilişkin, evimize malımıza ilişkin, dükkanımıza tezgahımıza ilişkin, düğünümüze, derneğimize, hukukumuza eğitimimize iliş-kin, sosyal ve siyasal yapılanmalarımıza ilişkin, gündüzümüze gecemize ilişkin programlarımızı kim yapıyor? Tüm bu programlarımızı Al-lah ve Resûlü mü belirliyor? Yoksa biz mi? Allah’ın Resûlü mü belir-liyor yoksa bizim heveslerimiz mi? Hayatımızın kaçta kaçına Allah ve Resûlü karışıyor? Kaçta kaçına biz kendimiz, yahut da Zerdüşt karışıyor? Eğer nefislerimiz, arzularımız, heveslerimiz buyuruyor biz yapıyorsak, arzu ve hevâlarımız istiyor biz yapıyorsak, ya da Zerdüşt buyuruyor biz yapıyorsak, nefislerimizin ve Zerdüştlerin boş bırakıp gaflet ettikleri bölümü de Allah ve Resûlünün arzularıyla dolduruyorsak o zaman bilelim ki biz Allah’ın istediği gibi müslüman değiliz. Bakın Allah’ın Resûlü bir hadislerinde bu hususu anlatırken şöyle buyuruyor: Sizden hiç biriniz hevâsı, gönlü, arzusu benim tebliğ ettiğim şeylere tabi olmadıkça mü'min olmuş olamazsınız." Tüm arzularımızı, tüm heveslerimizi, tüm hedeflerimizi, tüm hayatımızı Rasûlullah efendimizin getirip tebliğ ettiği dine mutabık kılmak zorundayız. Hz Ömer efendimiz buyurur ki: “Allah ve Resûlünün kötü gördüğü şeyi iyi gören mü'min değildir." Yine Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde buyurur ki: "Sizden biriniz, beni nefsinden, hanımından çocuğundan ve tüm insanlardan çok sevmedikçe mü'min olmaz. Buhârî, İbni Mâce) Yine Allah’ın Resûlü buyurur: "Üç şey kimde bulunmuşsa gerçek imanın tadına ermiştir. Allah ve Resulünün her şeyden çok sevilmesi, sevdiğini Allah için sevmesi, hidâyete erdikten sonra küfre dönmekten, ateşe düşmek kadar korkması..." (A. ibni H. Müsned’i] Hz Ali efendimiz de buyurur ki: "Her kim ki Allah ve Resulüne muhabbet iddia ettiği halde Allah ve Resulüne muvafık hareket etmezse bu iddiası bâtıldır.” Yine bir gün Hz. Ömer efendimiz: Ey Allah’ın Resûlü, sen bana nefsim hariç anam, babam, oğullarım, kavmim, kardeşim her şeyden daha sevimlisin der. Allah’ın Resûlü: Ey Ömer nefsinden de ben sana daha sevimli gelmeliyim buyurunca, Ömer: Evet ya Rasulallah bana nefsimden de sevimlisi buyurur. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü: Evet şimdi oldu ey Ömer buyurur. İşte Rabbimiz bu âyetinde bize bunu anlatıyor. Tabi sevgi itaati gerektirir. İtaat ta peygamberi tanımayı, isteklerini, yasaklarını, hayatını, sünnetini bilmeyi gerekli kılar. Elbette istekleri, yasakları, hayatı bilinmeyen bir peygambere nasıl itaat edilecek te? Öyleyse ona itaat edebilmek için önce peygamberi tanımak zorundayız. Peygamberin sünnetini tanımak zorundayız. Ve peygamberin pak zevceleri de mü’minlerin anneleri olacaktır. Evet Rasûlullah efendimizin eşleri tüm mü’minlerin anaları makamındadırlar. Rasûlullah efendimizle nikâhlandığı andan itibaren onun hanımları bizim anamızdır ve ister Rasûlullah hayattayken boşadıkları, isterse vefatından sonra hiç bir müslüman o analarıyla evlenemez. Böyle bir nikâh işte Rabbimizin bu âyetiyle haram kılınmıştır. Doğrusu bunun hikmetini de bilmek zorunda değiliz. Her ne hikmeti varsa Rab-bimiz böyle istemiştir. Rabbimizin beyanına göre Rasûlullah efendimizin vefatından sonra onun eşlerinden hiçbirisi bir başka müslümanla evlenemeyecektir. Çünkü Rasûlullah efendimizin hanımları tüm mü’-minlerin anaları hükmünde olduğu için onlarla evlenmeleri analarıyla evlenmeleri gibi yasaktır. Bu Rabbimizin işte bu âyetinde belirlediği bir yasasıdır. Akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitabında birbirlerine mü'minler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu kitapta yazılı bulunmaktadır. Evet akrabalar Allah’ın kitabında yakınlık verdiği kadar yakındırlar. Miras konusunda akrabalar mü’minlerden de, muhacirlerden de birbirlerine daha yakındırlar. Allah mirasta sadece akrabalara pay ayırmıştır. Ve böylece şimdiye kadar pratikte muhacir ve ensâr’ın birbirlerine mirasçı olmaları, birbirlerine varis olmaları, ya da mal mülk konusunda birbirlerine yardımcı olmaları yasaya bağlanmıştır. Sadece rahim bağıyla birbirlerine bağlanan akrabaların birbirlerine varis olacakları hükme bağlanmıştır. Ama illa diye bunun bir istisnasını be-yan buyurmuş Rabbimiz. Eğer yakın akraba olmayan dostlarınıza maruf şekilde bir iyilik yaparsanız, mallarınızdan bir kısmını verirseniz bu müstesnadır, bu size bırakılmıştır. Bu da kitaba yazılmış, bu kitapta açıklanmış bir konudur.