A'lâ Suresine Dön

A'lâالأعلى

11. Ayet

11A'lâ Suresi

وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ

Bedbaht kimseyse ondan kaçınır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10-11. “Allah’tan korkan öğüt alacaktır. Bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.” Sen anlat peygamberim, ama bilesin ki, ancak günahtan, şirkten, isten, pastan kurtulmaya çalışanlar, Allah’a karşı haşyet duyanlar faydalanacak, şakîlerse yan çizecek ve kaçacak ondan. Sen anlatma-ya devam et peygamberim, ama şunu da unutma ki, senin uyarın kar-şısında ancak haşyet sahipleri uyarılacak. Uyarıya müspet cevap ve-recek olanlar durumlarından, yollarından, gidişlerinden emin olmayıp tezkirayla kendilerini, durumlarını sağlama alan, hayatlarını Kitap ve Sünnetle gözden geçirmek isteyenlerdir. Şakîlerse bilesin ki, hep sen-den, senin uyarılarından, senin yolundan, senin sünnetinden kaçacak. Sakın bu durum seni ürkütmesin. Moralini bozmasın, ümitsizliğe düşürmesin diye bunu önceden sana haber veriyoruz, diyor Rabbi-miz. Anlıyoruz ki Müslüman’la kâfire zikra ayrı ayrı olacaktır. Yani bir adam ki şakîdir, dine, diyanete karşı gelmiş, hep Müslümanlarla alay etmiş, hakaret etmiş, Müslüman’dan aldığını Müslümanın aleyhinde kullanmış, nifak alâmetlerini, şikak alâmetlerini üzerinde taşıyor, elbette böyle birine anlatırken farklı, bir Müslümana anlatırken farklı anlatacağız. Müslümanla kâfire zikir ayrı olacaktır. Zira inanmayan bir kâfirden amel isteme şeklindeki bir hatırlatma fayda vermez. Kâfire, “Öğle vakti geldi, kalk namaz kıl” denmez. Veya, “Malının zekâtını vermelisin” denmez. Dense bile fayda vermez. Ona önce Allah’a îman etmesi ve O’nun emirlerine teslim olması gerektiğini hatırlatacak ve anlatacağız. Veya fâizi soruyor, ama Müslümanlıkla alakası yoksa, ona fâizi değil Allah’a teslimiyeti anlatacağız. Çünkü henüz Allah’ı tanımayan, Allah’a inanmayan birisi için fâizi anlatmak bir fayda vermez. Ama adam Müslümansa ona fâizi de, namazı da, İslâm’ın her konusunu da anlatacağız. Hattâ o bunları anlatmamızı istemiyor-sa da anlatacağız. İşte bu hatırlatmaya kimileri müspet, kimileri de menfî tavır alacaklar. Kimileri kabul edip teslimiyet gösterirken, kimileri de reddedip kaçacaktır. Anlıyoruz ki zikir konusunda, uyarı konusunda iki durum, iki öğe, iki taraf var. Bunlardan birisi uyaran, hatırlatan, diğeri de uyarılan, hatırlatılandır. Bu uyarı işinin bir hatırlatana, uyarana bakan yönü var, bir de hatırlatılana, uyarılana bakan yönü var. Uyarı fayda verecekti, vermeyecekti, sözüm tesir edecekti, et-meyecekti, bize ne bundan? Bu karşımızdakinin problemidir. Bizi ilgi-lendirmez bu. Biz karşımızdaki onu reddetse de anlatacağız, kabullense de. Fayda verse de anlatacağız, vermese de. İşte meselenin bi-ze yansıyan yönü budur. Ama karşımızdakine yönelik veçhesi de karşımızdaki onu ya anlayacak, evet diyecek, uygulayacak, yahut redde-decek, kaçacak, yan çizecek. Bu da işin ona yansıyan yönüdür, bizi il-gilendirmez. Eğer bugün hâlini, tavrını, gidişatını beğenmediğiniz bir insanın, kendisine Allah’ın dini ulaştırılınca değişeceğine inanıyorsanız o halde görevinizi ihmal etmeyip süratlice ulaştırmak zorundasınız. Korkanlar ibret alacaklar ama şakîler yan çizecekler. Şakî, eşkıyâ kelimesi üzerinde de bilgi verelim. Şakî; bedbaht, kötü halli anlamında Kur'anî bir kavram. Şaki, şeka fiilinden ism-i faildir. Şe-ki-ye, yeşkâ, şıkva(tun), şekva(ten) ve şekâ(en) şeklinde mastara geçiş şekli vardır. Bu mastarlardan biri olan eş-şekâvatu, saadetin zıddıdır. Saadet asıl olarak iki çeşittir: Dünyevi saadet ve uhrevî saadet. Dünyevî saadet ise nefsi, bedenî ve harici olmak üzere üç şe-kilde olur. Şekâva(tun) de aynen saadet gibi kısımlara ayrılır. Yine ay-nı kökten olan şekâ(un) mastarı ise ta'b (yorgunluk)un içinde incelenir. Her şekâvet yorgunluk (ta'b) dır. Fakat her ta'b (yorgunluk, güçlük, sıkıntı) şekâvet değildir. Yani ta'b şekâvetten daha genel ve kap-sayıcıdır. (Ragıb el-İsfahanî, el-Müfredât Fi Carîbi'l Kur'an, 388) Yukarıda sözlük anlamı açıklanan şakî kavramı türevleriyle birlikte Kur'an-ı Kerim'de toplam on iki âyette yer almaktadır. Kelime Kur'an'ın her yerinde aynı manada kullanılmamış, yukarıda verilen manaların hepsini karşılayacak biçimlerde kullanılmıştır. Toplumda bazı insanlar vardır ki, sürekli şımarıklık içerisindedirler. Her zaman anarşi çıkarır, hiç bir kanun nizam tanımaz, sınırsız hürriyet peşinde-dirler. Her istediklerini yapmayı arzular, her türlü pohpohlamaya hazır olup daima kendini ileri sürer, başkaları tarafından kullanılmaya yat-kındırlar. Bunlar toplum içinde eşkıya, çapulcu ve ayak takımı görevini yaparlar. İşte bu tür özelliklere sahip kimseler Kur'an'da şakî olarak tarif edilir. Bu tür insanlar, dünyada haylazlıkları, geçimsizlikleri ve ku-ral dışılıkları yüzünden bir şey elde edemedikleri gibi, âhirette de, dünyada iken sürekli hakka karşı gelip şer güçler tarafından piyon olarak kullanıldıkları için, aşağılıkların arasındadırlar. Ne dünyada iken iyi bir hayat sürerler, ne de âhirette. İşte bu yüzden bu kimseler şakî yani bedbaht, bahtsız kimseler olarak isimlendirilirler. Bedbaht-tırlar, çünkü yaptıkları hareketlerden dolayı hiçbir menfaat elde ede-mezler. Bahtsızdırlar, çünkü amellerinin, fiillerinin sonu boştur, yaptık-ları işler boşa gitmiştir. Her türlü güzel nimet ve iyi sonuçtan mahrum-durlar. Kur'an-ı Kerim'de bu tür kimselerin, yani şakîlerin bazı özellik-lerine dikkat çekilir. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz. 1- Hak'tan ve öğütten yüz çevirmek: Bunlara, hak hatırlatıldığı zaman, dinleme zahmetine katlanmadan derhal yüz çevirirler. Bir ö-ğüt, bir nasihat verildiğinde, dinlemeyip sırtlarını dönerler. Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: Artık hatırlat (öğüt ver), eğer hatırlatma (öğüt verme) fayda verirse Allah'tan haşyet duyan kimse öğüt alır. Fakat şakî olan, ondan yüz çevirir (kaçınır). O, en büyük ateşe girer. Sonra orada ne ölür, ne de yaşar" (A’lâ, 9-13) 2- Hakikati yalanlamak: Şakînin bir özelliği de "husn" olanı ya-lanlaması, hakikat inkâr etmesidir. Çünkü yalanlamak onun en büyük özelliğindendir. "Ben sizi alev saçan bir ateşle uyardım (korkuttum). Ona şakî olandan başkası girmez. Öyle şakî ki yalanlamış ve yüz çe-virmiştir" (Leyl, 14-16) 3- Başkaldırı, Ayaklanma, İsyankârlık: Şakînin diğer büyük bir özelliği de hakka karşı ayaklanma, Allah'a karşı isyankârlık etmektir. Şakîyi şakî yapan, diğer özelliklerle beraber bu özelliğin bulunmasıdır. İsyankârlık ve çapulculuk şakînin karakterini yansıtır. Toplumda sü-rekli huzursuzluk çıkarıp gerçeğin açığa çıkmasını önlemek, davetçi-lere karşı çeşitli demagoji ve şarlatanca hareketler yaparak da'vetin anlaşılmasını engellemek de şakîlerin görev saydıkları fiillerdendir. "Semûd (kavmi) azgınlıkları sebebiyle (hakkı) yalanlamışlardı. Onların en şakîleri ayaklandığı zaman, onlara Allah'ın Rasûlü "Allah'ın deve-sine ve onun su içme hakkına dokunmayın" demişti. Fakat onu yalan-ladılar, deveyi boğazladılar. Rableri de günahları yüzünden azabı başlarına geçirdi. Orayı dümdüz yaptı" (Şems, 11-14) İsa (a.s) da Allah'ın kendisi için yaptıklarını söylerken şakî'nin bu özelliğini belirtir: "(İsa) (Rabbim beni) anneme iyilik eder (kıldı). Beni zorba bir şakî kılmadı" (Meryem, 32) Yukarıda vasıflarını kısaca anlattığımız "şakî" kimselerin akı-betlerini, yani âhiretteki durumlarını Yüce Allah bize şöyle anlatıyor: "O gün geldiği zaman hiç kimse onun izni olmadan konuşamaz. Ora-ya toplananlardan kimi şakî (bedbaht, bahtsız) kimi de sait (mutlu) dir. Şakîiler ateştedirler. Onların orada (o bunaltıcı ateş içinde) öyle bir soluk alış verişleri vardır ki...Gökler ve yer durdukça orada sürekli ka-lacaklardır. Meğer ki Rabbin, çıkmalarını dilemiş olsun. Çünkü Rab-bin her istediğini yapandır" (Hud, 11/105/107) Yine Yüce Allah, tartıları hafif gelenlerin âhiretteki durumunu tasvir ederken, onlara kendi ağızlarıyla şakî olduklarını itiraf ettiriyor: "Kimlerin tartılan hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokan-lar, cehennem de sürekli kalanlardır. (Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır. Âyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?" "Rabbimiz" dediler, "şekâvetimiz (bedbahtsızlığımız) bize galebe çalmıştı da, biz sapık bir topluluk olmuştuk. Rabbimiz, biz bundan çı-kar. Eğer bir daha (kötü işlere) dönersek artık bizi gerçekten zalim-leriz." Buyurdu ki: "Sinin orada, benimle konuşmayın. Zira kullarımdan bir zümre Rabbimiz; inandık, bizi bağışla, bize merhamet eyle, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" dedikleri için siz onlarla alay et-tiniz, (onlarla o kadar uğraştınız ki) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz" (Mü'minûn, 103-110). Zekeriya (a.s) da "Rabbim" demişti. "Bende kemik gevşedi, baş ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Rabbim, sana duamda hiç bir zaman şakî (bedbaht ve mahrum) olmadım. Duama daima icabet ettin" (Meryem, 4) Yine İbrahim (a.s) kavminden ayrılırken onlara şöyle demişti: "Sizden de, Allah'tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla (sizin gibi) şakî (bedbaht) olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)" (Meryem, 68) Şakî'lik; sözlük anlamı açıklanırken de belirtildiği üzere, zorluk çekmek, meşakkate uğramak, sıkıntıya düşmek gibi manalara da ge-lir. Bu anlamda Kur'an-ı Kerim'de önceden işlenen kötü bir amel yüzünden sonradan meşakkat çekme durumunu anlatan bir kaç âyet vardır. Cenâb-ı Hak, Rasûlullah (s.a.s)'a şöyle buyuruyor: "(Ey Mu-hammed!), biz bu Kur'an'ı sana meşakkate düşesin diye indirmedik. Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik)” (Tâhâ, 2-3) Allahu Azimuşşan, Hz. Adem ve Havva'ya seslenerek onları şöyle uyarıyor: "Dedik ki: "Ey Âdem, bu (iblis şeytan) senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi Cennetten çıkarmasın, sonra şakî (dünya iş-le-rini yaparak meşakkate düşmüş) olursun” (Tâhâ, 117) "Dedik ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız.Şimdi benden size bir hidâyet geldiği zaman kim benim hidâyetime tabî olursa o, dalâlete ve şekâvete (bedbahtlığa) düşmez" (Tâhâ, 123). Evet, o şakîlere gelince onlar: