A'lâ Suresine Dön

A'lâالأعلى

13. Ayet

13A'lâ Suresi

ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ

Sonra orada ne ölür ne de yaşar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

13. “O, orada ne ölecektir ne de dirilecektir.” Orada ne ölebilecekler ne de yaşayabilecekler. Buna ne yaşamak denir, ne de ölmek. Ne ölüp kurtulacaklar, ne de doğru dü-rüst insan gibi yaşayabilecekler. Ölüm isteyecekler Allah’tan, ama ölemeyecekler. Cehennemin görevlilerine yalvarıp yakaracaklar. Diyecekler ki: “Ey Mâlik! Ey cehennemin bekçisi! Ne olur dua et de Rabbin bize hükmedip bizim işimizi bitirsin! Ne olur Rabbin bizi öldürsün de şu durumdan kurtulalım! Ne olur yardımcı olun da bir nefes alalım.” Mâlik onlara diyecek ki: “Hayır hayır, size ölüm, kurtuluş yok. Sizler burada ebediyen kalacaksınız. Sizler için burada ebedî kalış söz konusudur.” Onlar orada ölemeyecekler. Ölümü temenni edecekler ama ölemeyecekler. Ölüm acısını her yandan hissedecekler ama ölemeyecekler. Hep ölümü ya-şayacaklar, hep ölüm halini yaşayacaklar ama bir türlü ölemeyecekler. Dikkat ediyor musunuz, zâlimler ölüm istiyorlar. İstedikleri ne? İstedikleri yok olmak, helâk olup gitmek. Kendilerini bir an olsun içine gömüldükleri bu dayanılmaz cehennem azabından kurtaracak bir ölüm istiyorlar. Dayanılmaz azap çukurlarından yükselen ölüm feryatları. Ama görüyoruz ki Kur’an’ın verdiği cevap bunların zaten bitmiş ümitlerini biraz daha öldürecek, ümitsizliklerini biraz daha artıracak, kahroluşlarını biraz daha artıracak bir cevap. Nasıl bir cevap geliyor bakın kendilerine? Zuhruf sûresinin 46. âyetinde geçtiği üzere onlara şöyle denece: “Hayır hayır! Siz böyle kalacaksınız!” Siz burada kalacaksınız! Siz ölmeden böyle kalacaksınız! Sizin kaderiniz bu! Aman Allah’ım, ne tüyler ürpertici bir manzara değil mi? Sizin için ölmek de yoktur, yaşamak ta. Ölümü temenni ettiren bir azabın içinde, ama ölümü de bulamadan ebediyen kalmak ve unutulmak. Sizin için sizi bu azaptan kurtaracak ölüm yoktur. Sonsuza dek ölümü temenni ettirecek bu azabın içinde kalacaksınız. Tabi cehennemin görevli meleğinin onların bu isteğine verdiği bu kahredici cevap, bunların feryatlarından bin yıl sonra gelecek. Peki neden böyle denecek onlara? Neden böyle bir azabın içinde çürüyecekler? Çünkü aynı sûrenin devamında denir ki: “Andolsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.” (Zuhruf 78) Siz kendi kendinize ettiniz bunu. Andolsun ki dünyadayken Biz size hakkı getirmiştik. Size Allah’ın âyetleri gelmişti. Size Allah’ın kitabı ve Allah’ın elçileri gelmişti. Allah sizi bundan haberdar etmişti. Si-ze Allah’ın elçileri, Allah’ın uyarıcıları gelmişti. Size kitap gelmişti, pey-gamberler gelmişti. Haktan haberdar edilmiştiniz, ama siz bu hakkı sevmiyordunuz. Sizi bugünün azabıyla uyaranları sevmiyordunuz. Uyarıya karşı şakîlik ediyordunuz. Allah’tan gelen hakka burun kıvırıyor, İslâm’ı beğenmiyordunuz. Siz Allah’ın istediği hayatı değil, keyfinize göre bir hayat yaşamayı yeğliyordunuz. Siz kendi ellerinizle kendinizi ateşe attınız, denilecek. Orada, ateşin içinde ölmek de yok, insan gibi yaşamak ta yok onlar için. Ölmek olmadığı gibi, yaşamak ta yok. Böyle ölümle yaşamak arası pis bir durum. Üstelik pislik taraftarları dünyada da kolayı değil, zoru tercih etmişlerdi. Cehennemliklerin durumu böyledir. Ama beri tarafta: