A'lâ Suresine Dön

A'lâالأعلى

2. Ayet

2A'lâ Suresi

اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ

O ki yarattı ve düzene soktu.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2-3. “O, yaratıp şekil vermiştir. O, her şeyi ölçüyle yapıp doğru yolu göstermiştir.” Tesbih edeceğimiz, yörüngesinde hareket edeceğimiz, sürekli gündemde tutacağımız, kitabını, âyetlerini, emirlerini, yasaklarını bir an bile unutmadan yaşayacağımız Allah öyle bir Rabb ki, yaratıcı ve şekil vericidir. Yarattı ve yarattığını düzenledi. Yaratan da O’dur, düzenleyen de. Yaratan da O’dur, yarattığına çeki düzen veren de. Her şeye, yarattığı her varlığa düzen vermiştir Allah. Yaratık olarak aklımı-za ne geliyorsa hepsine bir düzen vermiştir. Meselâ Allah karıncayı yaratmış, onlara bir aile düzeni vermiştir. Düzeltmiş, hayatlarını düzenlemiştir. Balığı yaratmış ona da bir yaşayış düzeni vermiştir. Suyun içinde solunum düzeni vermiştir. Geyik için özel bir vücut yaratmış ve buna uygun bir hayat programı belirlemiştir. Balinaya verdiği vücudu ayıya vermemiştir. Ya da serçenin uçuculuğu ayıda yoktur. Eğer ayı veya kedi de uçsaydı, kuşların işi bitikti. Allah, yarattığı varlıkların her biri için bir düzen koymuştur. Her şeyin, her varlığın yolunu da göstermiştir. Çocuk doğar doğmaz süt emecek yeri biliyor. Ağlamasını biliyor. Kim öğretti ona bunu? Allah öğretti, Allah gösterdi, Allah düzenledi. Yarattığı her şeyi düzgün yarattı, düzgün yaptı. Meselâ şu anda bizler iki gözle tek görüyoruz. Eğer bizdeki şu iki gözü ölçüp biçip vermeseydi Rabbimiz, iki gözle tek görmeyip eşyayı iki görseydik veya bu gözlerden birini karnımızda öbürünü de ense kökümüzde verseydi ne olurdu halimiz hiç düşündünüz mü? Meselâ dilimizi alnımızda, dudaklarımızı da belimizde yaratsaydı ne olurdu? “Ey kullarım! Kendi varlıklarınızın yaratıcısı, şu üstünde gezdiğiniz, yaşadığınız yeryüzünün sahibi ve yaratıcısı siz değilsiniz, benim! Şu anda sahip olduğunuz ve istifâde ettiğiniz her şeyin sahibi ve yaratıcısı benim. Peki sizler şu anda kimin arzında yaşıyorsunuz ve kime kulluk yapmaya çalışıyorsunuz bunu hiç düşünmez misiniz? Kimin ekmeğini yiyip de kimin kılıcını sallıyorsunuz? Hiç aklınız yok mu sizin? Unutmayın ki İlâh olanın yaratıcı olması gerekir. Rabb olanın yaratıcı olması gerekir. Yaratıcı olmayanlar asla Rabb ve İlâh olamazlar. Hani şu sizin Allah’a denk tutmaya çalıştıklarınız, Allah’a ortak yapmaya çalıştıklarınız, kendilerini tesbih edip yasalarını uygulamaya çalıştıklarınız bir şey yaratmışlar mı? Bırakın bir şeyler yaratmalarını, kendilerini yaratabilmişler mi? Sizi yaratan, sizin şu anda hizmetinize sunulmuş bulunan her şeyi yaratan Allah sizin Rabbiniz, sizin İlâhınızken, nasıl oluyor da O’nu bırakıp da hiçbir şey yaratmayan, sizin yaratılışınıza en ufak bir katkısı olmayan, kendilerini bile yaratmamış olan, kendileri de Allah tarafından yaratılmış olan bir kısım varlıkları Allah’ı ortak koşmaya kalkışıyorsunuz?! Onları dinliyor, onlara itaat ediyor, onların hayat programlarına tâbi oluyor ve onlara teşekkür ederek, onları tesbih ederek, onlara kulluk yaparak nasıl da nankörlük yapıyorsunuz?” Rabbinizin tek Rabb oluşuna sayısız delillerden, sayısız âyetlerden sadece iki tanesi: Yaratmak ve yarattığına yol göstermek. Yaratan Allah olduğu gibi, şu anda düzenli bir biçimde yarattıklarının varlıklarını ve fonksiyonlarını yürüten de Allah’tır. Eğer böyle olmasaydı düzen bozulur ve sizin hayatınız altüst olurdu. O kadar ki, kör, sağır, dilsiz birisi bile bu iki âyeti görmezlikten gelemez. Bu iş elbette tesadüfî olamaz. Bu muazzam düzen ne tesadüfe, ne kör tabiat kuvvetlerine, ne de kendilerini bile yaratmaktan âciz olan şu egemenlik bizimdir diyen yeryüzü tanrıçalarına verilemez. Bu düzeni kuran başkası değil, sizin Rabbinizdir. O’ndan başka da tesbihe, gündemde tutulmaya, kulluk yapılmaya lâyık İlâh yoktur, bunu hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın, diyor Rabbimiz. Meselâ yukarıdan atılan bir şey düşer. Yerçekimi yasasını koymuş Allah. Eğer böyle olmasaydı, haydi ev yapın bakalım. Veya vücudunuzu bir düşünün. Kesici dişleri ağzımızın ön kısmına, öğütücü kalın dişleri de arkaya koymuştur. Bunun tam tersi olsaydı, ağzınıza aldığınızı kesmek için arkaya götürecek, öğütmek için öne getirecek ve çok acayip bir manzara olacaktı. Veya meselâ tat alma duyusunu dilimizin ucuna koymuş, ze-hiri, acıyı zamanında fark ediyor ve tükürebiliyoruz. Eğer böyle olmayıp ta bunu karnımızın içine koysaydı, zehiri yuttuktan çok sonra fark edecek ve iş işten geçmiş olacaktı. Veya meselâ yediğimiz burada kalsaydı, midemize inmeseydi durumumuz ne olurdu? Rabbimiz, sadece insanlar için değil tüm yaratıkları için düzen koymuş, yol göstermiştir. Meselâ kuşlar belli mevsimlerde belli yerlere giderler ve yanılıp şaşırmadan belli mevsimde de yine dönerler. Demek ki takdir de Allah’tan, hidayet te Allah’tandır. Takdir, her şeye belli bir işlev, belli bir rol tayin etmektir. İşte görüyoruz ki her şey, tüm varlıklar, gerek iç ve gerek dış cephelerinde kendi tabiatında, kendi fıtratında var olan koşullara bağlı hareket etmektedir. Dikkat edin, her varlık kendi fıtratına en yakın bir çevrede kalkış yapmaktadır. Çünkü yaratıcı olan Rabbimiz her canlı için o canlının yaşam koşullarını tespit buyurmuştur. Rabbimizin bu takdiri gereği, her canlı yaşamını ve gelişimini sağlayabileceği tüm ihtiyaçlarını yaratılış çevresinde hazır bulmaktadır. Onun içindir ki suda yaşayan bir kuş, ya da karada yaşayan bir balık göremezsiniz. Çünkü o kuşun yaşayabileceği yaşam şartlarını orası sağlayamaz. Bir balığın Rabbinin kendisine takdir buyurduğu suyu terk edip karada yaşamaya kalkışması demek, Rabbanî takdir kanununa ters düşmesi ve kendi elleriyle sonunu hazırlaması demektir. Aynı şekilde sıcak iklimlerde yaşayabilecek özellikte yaratılmış canlılar sadece bu iklimlerde hayatlarını sürdürebilirler. Öyle değil mi? Kuzey kutbunda yaşayan bir hayvan türüne Ekvator’da rastlamak mümkün değildir. Hidayet de ifade ettiğimiz gibi yol göstermek, kılavuzluk etmek demektir. Her varlık için fıtratına uygun beslenme yolları açan, onun taleplerini harekete geçirip onu tatmin edici araçlara ulaştıran hidayettir. Her varlığa Rabbimiz böyle bir dürtü, bir içgüdü bahşetmiştir. Öyle ki, o varlığın dışarıdan herhangi bir desteğe de ihtiyacı yoktur. Anne karnından çıkan bir yavru hemen beslenme kaynağını bilip annenin memelerine doğru yönelmektedir. Doğumu yaklaşan bir kedinin evin her yerini didik didik araştırarak yavrularının emniyeti için en güvenilir bölgeyi seçmeye yönelten nedir? İşte bu, Rabbimizin hidayetinden başka bir şey değildir ve aklı olmayan tüm varlıklara ihtiyaçları nispetinde bu hidâyet verilmektedir. Meselâ karıncalarda tat alma duygusu çok keskindir. Niye? Çünkü onlar bu duyuları sayesinde yiyeceklerini kolay bulabilmektedirler. Yine kartal ve akbabanın görüşleri çok keskindir. Çünkü bu sayede yiyeceklerini yüksekten görerek beslenmektedirler. Bütün bunlara hidâyet te diyebilirsiniz, Kitabımızın bir başka âyetinin delâletiyle vahiy de diyebilirsiniz. Nahl sûresinde buna vahiy denir. Sûrenin, 68. âyetinde, Rabbimizin bal arısına dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan evler edinip bal yapmasını vahyet-tiği anlatılır. Allah tüm varlıklar için bir düzen göstermiş de, insan için göstermemiş mi acaba? Göstermiş ama, insan biraz ukalâ, bazen aciz olduğunu unutup O’na kafa tutmaya kalkışabiliyor. Güneşe şöyle döneceksin! demiş, dönüyor. Aya bir yörünge tayin etmiş, ay da o yörüngede hareket ediyor. İnsan için de böyle bir yörünge tayin etmiş. Yataktan yatağa bir yörünge çizmiş. Uyu, sabahleyin kalk, abdest al, namaz kıl, zikirle, Kur’an’la meşgul ol, hadisle, sünnetle ilgilen, helâlinden maişet ara, çocuğunla ilgilen, hanımınla beraber ol, ilim öğren, iyiliği emret, kötülüğe engel ol, öğle, ikindi, akşam, yatsı namazını kıl, sonra tekrar gelip yat! Yarın bir daha, ertesi gün bir daha diye insan için de bir yörünge çizmiştir. Hayatın tümünü kapsayan bir program veya başka bir deyişle kaderdir bu. Hiçbir varlık bu kaderin dışında veya başıboş değildir.