A'lâ Suresine Dön

A'lâالأعلى

8. Ayet

8A'lâ Suresi

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ

En kolay olan (salih amelleri) sana kolaylaştıracağız.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

8. “Kolay olanı yapmayı sana kolaylaştırırız.” Bu din, kolay bir dindir. Bu din, fıtrata uygun bir dindir. Sana kolayı göstereceğiz diyor Rabbimiz. Rasulullah’ın hayatı peygamberliğinden sonra öyle bir kolaylaştı ki, tarifi mümkün değil. Namazı, ab-desti, orucu, kazanması, harcaması, infakı, zekâtı, yemesi, içmesi, meskeni, hesabı, sorumluluğu kolaylaştı. Ya da Allah’ın Resûlü onu kolay biliyordu. Kolaylaştırılmıştı ona bunlar. Çünkü İslâm’ı yaşamak çok kolaydır. Çünkü İslâm fıtrat dinidir. Bu yol, fıtratın sahibinin yoludur. Bu din, fıtratı bilenin dinidir. Eğer bir vida bir yer için yapılmışsa oraya kolayca zorlamadan girer. Ama vida o deliğe göre değilse, altından da olsa, gümüşten de olsa zorlanacaktır. Tıpkı şu anda fıtrata uygun olmayan, fıtratı bilmeyen beşer yapımı sistemlere uymaya zorlanan insanların zorlandıkları gibi… Rasulullah Efendimizin her şeyi kolaydı. Elbisesi kolaydı, sadeydi. İlla da mavi giyeceğim, ya da şu model giyineceğim diye bir derdi yoktu efendimizin. Veya ütüsü şöyle olacaktı, yakası böyle olacaktı, rengi, deseni şöyle olacaktı diye özel bir zevki, bir derdi yoktu. Ayakkabısı kolaydı. İlla da Japon köselesi veya İtalyan derisi olacak, modeli şöyle olacak diye özel bir zevki yoktu. Zira o asla külfeti sev-mezdi. Önüne geleni yerdi, illa da şunu getirin demezdi. İlla da bugün canım Panama muzu istiyor, canım kebap çekiyor, bana bugün kuzu getirin, demezdi Allah’ın Resûlü. Özel yemek programları yoktu. Yemeyi hedef bilmezdi. Meselâ bir defasında kertenkele getirdiler, fıtratı sevmediği için onu yemedi ama yiyenlere de yasaklamadı. Allah’ın Resûlü’nün konuşması kolaydı. Tek tek, sade ve düz konuşurdu. Tumturaklı, edebî, felsefik konuşmazdı. Herkesin anlayabileceği, herkesin ezberleyebileceği şekilde ağır ağır ve düzgün konuşurdu. İstekleri kolaydı. İnsanların takat getiremeyecekleri şeyleri istemezdi onlardan. Kulluğun dışında hiç kimseyi kendi özel hizmetinde kullanmazdı. Öyleyse ey Müslümanlar gelin bu kolaya biz de talip olalım. Emin olun en kolayı İslâm’ın dediğidir. İnanın eşyalarımız onunki gibi olsaydı, hayatımız çok kolay olacaktı. Her an dünyadan gi-dici olduğunu bilen ve böyle yaşayan Rasulullah Efendimizin tüm eş-yası bir atın sırtının alacağı kadardı. Düşünebiliyor musunuz? Bir atın taşıyabileceği kadar eşya! Eğer bizimkiler de bu kadar olsaydı hayatımız çok kolaylaşacaktı. Temizlenmesi kolay, alması kolay, yerleştirmesi kolay, çıkartması kolay, indirmesi kolay… Meselâ kerpiç bir ev yıkılsa, yıkıntıdan çıkan malzemeyle aynen onun gibi bir ev daha yapabilirsiniz. Şimdiki evler böyle mi? Betonu, demiri, mermeri, fayansı, boyası, cilası külfet üstüne külfet. Meselâ şu ütü dedikleri şey nedir? Pantolonun şurasını kıvrıştırıyorlar. Ne bu? Ne olacak bu? Niye şuradan değil de buradan? Kim dedi bunu? Zorlaştırıyoruz hayatımızı. Veya meselâ gömleğin, yakası, ceketin yırtmacı. Ne bunlar? Giyimi bile zor. Aman modeli şöyle olmalı, aman beli böyle olmalıydı. Bunlar hayatı zorlaştırmaktan başka bir şey değildir. Meselâ düşünün ki bir kadın, çocuğu gece uyanınca yerinden kalkacak, yatağını soğutacak, uykusunu bölecek, çocuğuna mama yapıp gelecek ve yedirecek. Ne kadar zor değil mi? Halbuki yanı başında Allah’ın kendisine verdiği göğüslerinden emziriverse ne kadar kolay, değil mi? Evet İslâm en kolayıdır. Allah’ın istediği hayat en kolay hayattır. Rabbimiz bu âyetiyle: “Peygamberim! Sana kolay bir şerîat verdik. Seni kolay bir din, kolay bir yol üzerinde kıldık. Senin yoluna, senin şerîatine tabi olmak, o yolda yürümek çok kolaydır.” diyor. Evet, kolay olanı yapmayı sana kolaylaştırırız diyor Rabbimiz. Biz biliyor ve inanıyoruz ki müslümanca bir yaşayış güzel ve kolay; gayri İslâmî bir hayat da çirkin ve zor bir yaşamdır. İnsanı en iyi tanıyan, onun gücünün neye yeteceğini bilen merhametli Allah, ona kolay dini vermiş, kaldırabileceği yükü yükle-miştir. Allah'a teslim olmuş müslüman bir kula da Allah'a itimat, gü-ven, ve tevekkül yakışır. "Sen bunları yapabilirsin, gücün yeter, bunlar kolaydır, senden zorluk istemiyorum" deniyorsa, "hayır, yapamamam, zor!" demek, her şeyden önce bir isyan ve yalanlamadır. Sırât-ı müs-takîm, dosdoğru yol demektir; Peygamberlerin, sıddıkların, şehid ve sâlihlerin yoludur. Bu dosdoğru İslâmî yolda yolculuk kolaydır, ayağı kaymadan nice insan bu yoldan yürümüştür. Ayrıca bu yolda tehlike-lere karşı uyarılar, işaretler, yardımlaşmalar, ilâhî ikram ve ihsanlar vardır. Diğer yollar sapıklıktır, dolambaçlı, zikzaklarla dolu ve kaygan-dır, zordur. Yaşadığımız ülke dâhil, hemen bütün dünyada yürürlük-teki kapitalizm, insanların hayatını zorlaştırmaktan başka bir şey getir-memiştir. Tüketim ve israf toplumu, bunalım toplumuna dönüşmüştür. Herkes daha çok tüketmek için, daha çok kazanmaya, dolayısıyla da-ha zor bir hayata kendini mahkûm ediyor. Bu, kırılması mümkün ol-mayan bir kısır döngüdür. İslâm'ın dışındaki tüm düzenler, dünya görüşleri ve ideolojiler birer şirk düzenidir. Şirk ise, büyük bir zulümdür. İslâm dışı düzenler ve uygulamalar zorbalık ve zulümdür, ağır yüktür. Haksız vergiler, hortumlar, adâletsiz hukukî düzenlemeler, halkın sırtındaki ağır yük-ler. Toplumdaki bütün bireylerin şikâyet ve huzursuzluğu, zorlukların ispatıdır. İnsanların hayatını kolaylaştırma vaadiyle ortaya çıkan ma-teryalizm ve kapitalizm hayatın düzenini bozmuş, insanların fıtratını dejenere etmiş ve ihtiyaç kavramını alabildiğine genişletip bitmek tü-kenmek bilmeyen yarış içinde insanları tüketim araçlarının, teknolojik aygıtların kölesi yapmış, maddî-mânevî zorluk üstüne zorluklar üret-miştir. Allah Teâlâ, zor gibi görünen ibâdetleri farz kılmakla, esasen mü’min kullarını hayat mücâdelesine, zorluktan kurtarıp kolaylığa ve rahatlığa kavuşturmayı dilemiştir. Namazla hevâsına direnecek, kötü-lük ve fahşâdan uzaklaşacak, oruçla kolay kolay cihad etmeye alışa-cak, lüzumunda sabır yolları öğrenilecek, zekâtla nefsinin paraya kul olmasından kurtulacak, hayatın zorlukları yenilecek, âhiret saâdetin-deki güzellik, kolaylık ve saâdetlere erişecektir. İbâdetler insanı olgunlaştırır, insanı maddî ve özellikle mânevî yönden güçlendirir. İbâdet ve Allah’a tâat, O’nun hükümlerine riâyet, hevâsının/nefsinin kulluğundan kurtulmuş mü’min için hiç de zor değildir. Allah’a iman edip O’na teslim olan insan, zorlukları aşacak, daha doğrusu şeytanın zor gösterdiği kolaylıkları seçecektir. Şeytan, insana kötülüğü emreder, insanın kendini küçültüp basitleştirmesine, ibâdetleri zor zannedip onlarla yücelip güçlenmesine engel olmak ister. Mü’min şeytana ve hevâsına kanmayacak, imtihanını kazan-ma gayreti içinde Allah’a kul olmanın, başka tüm kulluklardan daha kolay ve daha güzel olduğunu unutmayacaktır. İslâm’ın hükümleri ne zordur, ne de çok basit. Müslüman da en küçük görevi zor kabul edip kaçan basitlikte ve tembellikte bir insan değildir. “Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!” Devin yükü ağırdır, ama kaldıramayacağı kadar değil-dir. Dev için o yük kolay bir yüktür, ama seviyesi küçük olanlar için o yük, kaldırılamayacak kadar zor kabul edilebilir; bu konudaki problem, eşyanın içyüzüne vâkıf olamayan, kandırılıp yönlendirilebilen âciz alı-cılarla bakmakta, yani serabı su, suyu da serap zannetmektedir. Mü’-min, Allah’ın nûruyla bakar, kalp ve iman gözünü devreden çıkartmaz. Bilir ki, kâfirler, bakmasını bilmeyen bakar körlerdir. Öyleyse: