102. “Ey inananlar! Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler, ancak müslüman olarak can verin.” Ey iman edenler, anladınız mı? Buna inandınız mı? Ey buna inanalar, ey bunu kabul edenler, ey Allah’a sımsıkı sarılması gerektiğini kabul edenler, ey Allah ve Resûlüyle iç içe olunca, Allah’ın âyetleri ve Resûlünün sünnetiyle diyalogu kesmeyince küfürden korunacağına inanalar, ey ehl-i kitabı dinlemeyip sadece Rablerini dinledikleri zaman ancak korunabileceklerini bilenler, böylece inananlar, onları dinledikleri takdirde dinden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına inananlar, ey bunun mü'mini olanlar, ey bunun şuurunda olanlar. Allah’a karşı takvalı davranın. Yolunuzu Allah’la bulun. Hayatınız konusunda Allah’tan başkasına müracaat etmeyin. Hayatınızı Allah için yaşayın. Hayatınızı Allah’ın belirlediği ölçüler içinde yaşayın. Yaptıklarınızı Allah’ın sizi gördüğü şuuru içinde ve Allah’a lâyık olarak yapın. Yaptıklarınızı Allah dedi diye yapın. Yapmayıp terk ettiklerinizi Allah yasakladı diye yapmayın. Allah nasıl istiyorsa, nasıl gerekiyorsa, nasıl icabediyorsa öylece yapın ve bunu böylece de sürdürün: Muttaki olun. Allah için vermeniz gereken yerde vererek, vur-manız gereken yerde vurarak, sevmeniz gereken yerde severek, küs-meniz gereken yerde küserek, konuşmanız gereken yerde konuşa-rak, susmanız gereken yerde susarak Allah için bir hayat yaşayın. Evet, bu âyet mü’minlerin yollarını Allah’a sormalarını emrediyor. Allah’a sorarak, Allah’tan olur alarak bir hayat yaşamalarını isti-yor. Çünkü bu hayatı var eden Allah’tır. Bu hayatın yasasını koyan da elbette Allah olacaktır. Bu hayat ona sorulmadan asla yaşanılmamalıdır. Bu konuda pek çok hadis var. İnşallah burada onlardan bir kaçını okuyalım. Ebû Ümâme Sudayy ibn Aclân el Bâhilî (r.a)’den rivayet edildi-ğine göre Rasûlullah (s.a.v.)’i veda hutbesinde şöyle buyururken işit-tiğini söylemiştir: “Ey insanlar Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz, yolunuzu O’nun kitabıyla bulmaya çalışınız, beş vakit namaza devamlı ve duyarlı olunuz, ramazan orucunu tutunuz, mallarınızın zekatını veriniz, sizden olan müs-lüman yöneticilere itaat ediniz ki; doğruca cennete girer-siniz.” (Tirmîzî, Cum’a 80) Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir: Bazı insanlar Rasûlullah (a.v) e: Ey Allah’ın Rasûl’ü insanların hayırlısı ve değerlisi kimdir? dediler. Peygamber (s.a.v.): “Yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalı-şanlardır” buyurdu. Ey Allah’ın Rasûl’ü biz bunu sormuyoruz de-diler. “O halde Allah’ın sevgilisi İbrahim’in oğlu Allah’ın nebisi İshâk’ın oğlu Allah’ın nebisi Yâkub’un oğlu Al-lah’ın nebisi Yûsuf’tur” buyurdu. Ey Allah’ın Rasûl’ü biz bunu da sormu yoruz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “O halde siz benden arap kabilelerini soruyorsunuz. Bilin ki cahi-liye döneminde hayırlı ve şerefli olanlar İslâm’ı iyi an-layıp yaşarlarsa İslâm döneminde de hayırlıdırlar” buyurdu. (Buhârî, Enbiyâ 8; Müslim, Fedâil 168) Başka değil sadece müslümanlar olarak ölün. Yâni hayatınızın tümünde hep müslüman olun ki ölüm sizi müslüman olarak bulsun. Müslümanca bir hayat yaşayın ki müslümanca bir ölüme muvaffak olun. Çünkü hayatın Allah’ın istediği gibi olanı makbuldür. Ölümün Allah’ın istediği gibi olanı makbuldür. Ölümün ve hayatın bir başkası asla makbul değildir. Allah’ın istemediği bir hayatı yaşayanın Allah’ın ka-bul edip razı olacağı bir ölümle ölmesi mümkün değildir. Allah’ın kendine has bir ismi var, Rahmân. Allah kullarına karşı merhamet sahibidir. Merhamet sadece Allah’a aittir. Rabbiniz size karşı o kadar merhametli ki onun için size hidâyet etmiştir. Kullarına karşı Allah öyle merhametli ki, öyle Rahmân ki onun için size kitap göndermiştir. Bu dünyada sizi yolsuz, yordamsız, vahiysiz, kitapsız bırakmamıştır. Öyle Rahmân ki Allah sizi yaratıyor, size rızık veriyor, sizi doyuruyor, sizin hayatınızı sürdürüyor, kendisine lâyık kulluk yapmadığınız halde, pek çok günahlar işlediğiniz halde sizi affediyor. O Rahmân olan Allah’ın bize karşı rahmetinin tecellisine bir bakın ki bize burada şöyle dememiş: Ey mü'minler, ey kullarım, Konya’da iken ölün! Gözünüzde gözlük varken ölün! Ya da Ankara yolunda da ölün! Ya da başınızda siyah bir eşarp varken ölün! Beyaz gömlekli olarak ölün dememiş. Ölüm size geldiği zaman sizi böylece bulsun dememiş. Eğer böyle deseydi işimiz çok zordu. O zaman hep gözlüklü olmak, yahut beyaz gömlekli olmak ve öyle ölmek zorunda kalacaktık ki gerçekten bu bizim için çok zor olacaktı. Meselâ gözlüğü gözümüzden çıkardığımız bir anda ölüm bizi yakalayacak ve işimiz bitecekti. Ama dikkat ederseniz öyle demiyor Allah. Ya ne diyor? Müslüman olarak ölün. Ö-lüm sizi müslüman bulsun. Yemek yerken, otururken, ayaktayken ölün dememiş, Müslüman olarak ölün demiş. Yâni en kolayını söylemiş, en kolayını istemiş Rabbimiz bizden. Yeryüzünde bir insanın yapabileceği en kolay, en rahat iş bu. Çünkü kul bu işi yapmaya başladı mı, en yüce varlık, en güçlü varlık onun destekçisidir. Ben müslüman olmak istiyorum ya Rabbi, ben senin istediğin hayatı yaşamak istiyorum ya Rabbi, ciddiyim bu işte dedin mi, mutlak sûrette Allah sana yardım edecektir, senin yardımında olacaktır, ciddiyetine göre tabii. E müslüman olmak bu kadar kolay olduğuna göre, bunu sürdürürken de ölüm seni ne zaman bulursa bulsun ne fark eder? Ama öteki türlü olsaydı meselâ gözünde gözlükle ölün deseydi Allah, şeytan ve dostları bir an gözünden alıverince gözlüğü kâfir olarak ölme tehlikesiyle karşı karşıya olurduk. Arkadaşlar dikkat ederseniz müslüman olarak ölme emri, az evvel okuduğum: Âyetinden sonra gelmiştir. Öyleyse diyeceğiz ki, bu iş, müstakim sıratta olarak ölmektir. Sırat-ı Müstakim üzere bir hayat yaşarken ölmektir. Müstakim sırat kişiyi hedefe götüren yol demektir. Yâni hedef demektir. Bizi cennete götüren yol müstakim sırattır. Bunun iniş ve çıkışları olabilir. Dönüşleri, virajları da vardır. Bazen yürünür, bazen durulur, bazen geri de gidilir. Günah anlamına, günahlardan kaçma anlamına geri gidilir. İnsan şaşırabilir bazen, hata edebilir, unutabilir. Ama bu şaşırması gaflettense, yâni uyanır uyanmaz vazgeçiyor, aynı sapaktan bir daha sapmıyorsa, tamam Allah affederim diyor. Ama bu yol öyle bir yol ki, bu yoldan giden insanlar hem o yolda Allah’ı bulurlar, hem de şeytanları bulurlar. Çünkü Hûd sûresinin 56. âyetinde söyle buyurulur: “Muhakkak ki Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir” (Hud 56) Rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir. Allah bu yol üzerindedir ama, şeytan da bu yol üzerindedir. A’râf sûresi 16. âyette de: “Yemin olsun ki (kullarını saptırmak için) senin dosdoğru yolunun üzerinde oturcağım” Evet, demek ki hem Allah’ın, hem de şeytanın üzerinde bulunduğu bir yoldur sırat-ı müstakim. Peygamberler, nebiler, sıddîklar, şe-hidler de bu yol üzerinde yürümüş, gitmiş, onlar da bize örnek olmuşlar, böyle garip bir yol işte. Bu yolda giderken bu yolun sapakları ve sapış yerleri de var. Yâni bu yol insanı hem madde hem ruh olarak bilen bir yoldur, ama insanı sadece madde farz ettiren, insanın sadece madde olduğunu ona empoze edip böylece onu saptıran yahudi’ce sapış yolları vardır, tarihte hep olagelmiştir. Bir de insanı sadece ruh zannettiren öylece saptıran hıristi-yanca sapış yolları da vardır. Biz sanki şöyle bir gaflet içinde oluyoruz bazen: Diyelim böyle bir yola girmiş, bu yolda giderken, aman ne kadar da çok ihtiyacımız var diye ev sapağına, ev yaptırma sapağına, evlenme, ev edinme sapağına sapıveriyoruz, sanki ölüm gelmeyecekmiş gibi uzun bir süre oyalanıveriyor, eğleniveriyoruz. Biraz sonra para, pul sapağı vardır, mal mülk sapağı vardır, dükkan tezgah işi, sosyal hayatla ilgiyi kesmek, insanlarla alâkayı kesmek, inzivaya çekilmek, gibi böyle sağlı sollu sapış noktaları var ya, ya oralarda ölüverirsek Allah korusun çok korkunç bir netice ile karşı karşıya gelmiş olacağız. Rabbimiz bizden müslümanca bir hayat yaşayarak Müslüman-ca can vermemizi, ölümü müslümanca bir hayatın içinde karşılama-mızı istiyor. Bakara’yı okurken tanımıştık İbrâhim (a.s) ve onun torunlarından Yakub (a.s) oğullarına, aynı şeyi tavsiye ediyorlardı: "İbrâhim ve Yakub bunu oğullarına vasiyet etti. "Oğullarım! Şüphesiz ki Allah size bu dini seçti. O halde sizde zinhar müslümanlar olarak can verin." (Bakara 132) Bakın burada İbrâhim (a.s)'ın ve Yakub (a.s)’ın oğullarına tavsiyesini anlatıyor Rabbimiz. İbrâhim (a.s) oğullarına, Yakub (a.s) da on iki oğluna diyordu ki; “Oğullarım, Allah size din olarak bu dini seçti. İslâm dinini seçti. Öyleyse sizler de ancak müslümanlar olarak can verin”. İşte Rabbimiz anlatıyor, Allah’ın İbrâhim için seçtiği din İslâm-dı, İbrâhim (a.s) müslümandı, Yakub (a.s) da Müslümandı, ve Allah’ın Hz. Adem (a.s) dan bu yana tüm elçilerine, tüm toplumlara gönderdiği din de İslâm’dı. Hz. Adem (a.s) dan bu yana tüm toplumlara emredilen din elbette müslümanlara da emredilecekti. İşte Rabbimiz burada müslümanca bir hayat yaşayıp müslü-manca ölmeyi Muhammed ümmetinden de istiyordu. Şimdi, biz İsrâil oğullarıyız diyen ve İslâm’ı bırakıp sapıklık içine düşen bu yahudi ve hıristiyanlara ne demek lâzım? Bu adamlar nasıl olur da biz haklıyız deme hakkına sahip oluyorlar? Nasıl olur da biz Yakub’un oğullarıyız dedikleri halde ki Yakub (a.s) bizim atamızdır ve Yakub (a.s) müslümandı. Bunlar İslâm’dan, haktan ayrılıp, sapık yollara girerek bu peygamberlerin yolunu terk ettikleri halde nasıl olur da Yakub (a.s)'ın ve İbrâhim (a.s)'ın yolunda olduklarını iddia edebiliyorlar? Buna hiçbir zaman hakları olamaz. Çünkü İbrâhim (a.s) müs-lümandı, çünkü Yakub (a.s) müslümandı ve oğullarını İslâm’a dâvet ediyordu. Öyleyse sizler de ey müslümanlar, sadece müslüman olarak ölün. Adınız sadece müslüman olsun. Çünkü bu ismi size Allah verdi. Bu ismin dışında kendinize başka şeref aramayın. Sizi müslüman diye çağırsınlar ve siz müslüman olarak ölün. Akıncı olarak değil, Süleymancı, nûrcu, falancı, filâncı olarak değil. Zinhar müslüman olarak ölün. Bir de aman Allah’a kulluk ortamında ölün. Ölüm size geldiği za-man sizi müslüman olarak bulsun. Adınızla, amelinizle, halinizle müs-lüman olarak ölün. Şunu kesinlikle bilelim ki müslüman olarak ölmenin yolu, sürekli o yolda olmaya bağlıdır.