Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

10. Ayet

10Âl-i İmrân Suresi

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ

Şüphesiz ki kâfirlerin malları ve evlatları, Allah’a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bunlar, ateşin yakıtı olacakların ta kendileridir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10. “İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.” Kâfirlere, Allah düşmanlarına Allah’la tutuştukları bir savaşta ne malları-mülkleri, ne çoluk-çocukları, ne aileleri-aveneleri, ne askeri güçleri, ne siyasal ve ekonomik güçleri, ne devletleri, saltanatları Allah’a karşı onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah’a karşı hiçbir işe yaramayacaktır bunlar. İfadeye dikkat ettiniz mi bilmem? Allah’a karşı onların hiçbir şeyleri bir fayda sağlamayacaktır diyor Rabbimiz. Ne anlıyoruz bundan? Demek ki bu savaş Allah’la kâfirler arasında gerçekleşmektedir. Demek oluyor ki gerek geçmişte, gerek şu anda, gerekse gelecekte kâfirlerin savaşları sadece karşılarındaki mü’minlerle olmuyor. Kâfirlerin karşısında savaşan sadece mü’minler değildir. Unutmayalım ki müslümanlarla savaşanlar karşılarında Allah’ı bulmaktadırlar. Evet dün de bu böyle olmuştur, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır. Öyleyse şu anda kâfirler yeryüzü müslümanlarına ne kadar işkence yapmayı hedeflerlerse hedeflesinler, ne kadar da müslüman-ları zayıf ve yardımcısız görerek tüm plan ve programlarını müslü-manları topyekün yeryüzünden silmeye yönelik yaparlarsa yapsınlar, bilesiniz ki, onlar da bilsinler ki, tüm hıristiyan ve yahudiler müslü-manlarla giriştikleri bir savaşta karşılarında ilk önce Allahu Teâlâ’yı bulacaklardır. Yâni bu savaşta ilk önce Allahu Teâlâ kendi zatıyla ve azametiyle vardır ve müslümanları koruyacak, müslümanlara yardım edecek ve tüm kâfirlerin de kökünü kazıyacak ve işlerini bitirecektir. Müslümanlarla karşılaştıkları savaşta müslümanlara karşı kâfirlerin malları, mülkleri, sayısal ve siyasal güçleri hiçbir işe yarama-yacaktır demiyor da Rabbimiz, Allah’a karşı onların hiç bir güçleri onları kurtaramayacak diyor. Öyleyse bu savaş kâfirlerle müslümanlar arasında değil, kâfirlerle Allah arasında yapılan bir savaştır, bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayacağız. Meselâ şu anda farz edin ki tüm dünya kâfirleri toplansalar. Yahudi dünyasıyla, hıristiyan bloğuyla, ateistiyle, Mecusi’siyle, sabiî’siyle, lâiğiyle, demokratıyla tüm dünya kâfirleri ellerindeki tüm siyasal, askeri ve ekonomik güçleriyle, toplarıyla, tanklarıyla, füzeleriyle, teknolojileriyle saf bağlasalar ve karşılarında da sadece üç müslüman olsa. Üç beş tane gariban, silahsız müslümanla savaşa tutuşsalar. Unutmayın ki bu üç gariban müslü-man yalnız değildir. Onların safında Allah vardır. İşte Nuh (a.s) Kendisine inanmış üç beş gariban insan ve karşılarında tüm toplum. İşte Lût (a.s). Sadece iki kızı var yanında, başka hiç kimse yok ve karşılarında tüm toplum. İşte Bedir ve işte İslâm tarihinin diğer savaşları. Hepsinde sayısal dengesizliğe rağmen galip gelenler hep Allah taraftarları, mağlup olanlar da hep Allah düşmanlarıdır. Rabbimiz bu âyetleriyle biz müslümanlara şunu anlatıyor: Ey müslümanlar, az mısınız? Ailenizin içinde azlığınızdan mı şikâyet ediyorsunuz? Toplumunuzun içinde azlığınızdan mı yakınıyorsunuz? Dünyada azlığınızı mı dile getirmeye çalışıyorsunuz? Unutmayın ki Allah sizinle beraberdir. Kâfirler de bilmeliler ki karşılarında sadece üç beş tane gariban müslümanla savaşmıyorlar. Savaşları Allah’ladır onların. İşte bu âyetlerin bilincine eren, var mı Allah’la bana yan bakan? diyebilecek bir şekilde güç kaynağıyla irtibata geçebilen dünyada bir tek kişi bile olsa bir müslümanın sahip olduğu izzet ve şerefi, tek başına Allah’la tüm dünyaya meydan okuyabilecek cesaret ve imanı bir düşünün. Ve yine onun karşısındaki dev güçleriyle kâfirlerin zillet ve ezikliklerini bir tahayyül edin. Yâni mü’minin iç dünyasında yaşadığı galibiyet ve zaferi, kâfirin de iç dünyasında barındırdığı hezimeti ve kahroluşu bir tasavvur edin. Tabi bu âyetleri tanıyan, bu âyetlerin bilincine eren, bu âyetleri kuşanan ve karşısındaki kâfirlere de bu âyetleri silah olarak çevirebilen müslümandan söz ediyorum. Ama maalesef bugün Rablerinin bu âyetlerinden habersiz bir hayat yaşayan, kendileri habersiz olduğu için kâfirlere de bunları duyurmaktan âciz olan müslümanlarda heyhat ki bu izzet ve şerefi görmek mümkün değildir. Ne yazık ki kitapsız yaşamaya, kitapsız düşünmeye mahkum olmuş müslümanlar güç kaynaklarıyla irtibatları kesildiği için maalesef tüm kâfirlerden korkar duruma gelmişlerdir. Cesaretleri kalmamış, Rablerine güvenleri sarsılmış ve zillet içinde bir hayata razı olmuşlardır. Halbuki siyasal, ekonomik ve askeri güçleri ne olursa olsun, nüfusları 6 milyar değil 60 milyar da olsa, bugünkü teknolojik güçlerinin 100 mislini de ellerinde bulundursalar, söyleyin bana Allah’la girişecekleri bir savaşta kim galip gelecek? Sonunda kim kazanacak bu savaşı? Allah’la baş etmeleri mümkün mü bu kâfirlerin? Hayır hayır kesinlikle bilesiniz ki onların hiçbir şeyleri onlara bir fayda sağlamayacak ve kesin helâk olacak olanlar onlardır. Dünyada böyle bir helâk yasasından kurtulamadıkları gibi: Öbür tarafta da ateşin yakıtı, cehennemin tutuşturucusu olmaktan kurtulamayacaklardır onlar. Dünyada Allah’la, Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın yasalarıyla savaşmanın ne demek olduğunu anladıkları gibi âhirette de cehennemi boylayacaklardır onlar. İyi bilin ki, mü’minlere hayatbahş olan, müslümanları dirilten, kâfirleri de kahreden bu âyetlerin indiği dönemde Medine’de üç beş gariban müslüman vardı. Rasûlullah efendimizin etrafında, Allah’a Allah’ın istediği kulluğu icra edebilmek için toplanmış beş on gariban, silahsız, güçsüz kuvvetsiz müslüman vardı, ve karşılarındaki tüm dün-ya da kâfirdi. Şu anda da dünyadaki müslümanların askeri, siyasal ve ekonomik güçleri bellidir. Ve yine yahudi’siyle, hıristiyanıyla, yerlisiyle, ya-bancısıyla, ateistiyle, laiği’yle, mecûsî’siyle, Budist’iyle, şinktost’iyle, sabiî’siyle, siyasal ve askeri güçleriyle küfür dünyasının gücü de belli. Peki acaba bu iş nasıl olacak? Bu kadar güçlü dünya kâfirleri karşısında müslümanlar nasıl galip gelecekler? Bu imkânlarıyla, bu güçleriyle bu müslümanlar acaba bu kâfirleri nasıl mağlup edecek? diye düşünürken, zorlanırken bakın Rabbimiz tarihten bir örnekle bunun çok kolay olduğunu şöylece anlatacak: