112. “Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.” Her nerede olurlarsa olsunlar onlara zillet damgası vurulmuştur. Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar zelil olacaklardır. Allah’a kulluktan çıktıkları için, Allah’ın dinini terk ettikleri için Allah’ın horluk, hakirlik damgasını yiyen bu alçaklar kıyâmete kadar Allah’ın dininin hâkim olduğu müslüman bir topluluğun, müslüman bir devletin vesâyetinde, yahut başkalarının, başka insanların hâkim olduğu bir devletin himayesinde ancak varlıklarını sürdürebileceklerdir. Hep birilerinin emrinde, birilerinin vesâyeti altında yaşamak zorunda kalacaklar. Çünkü daha önceleri Allah’ın kendilerine gönderdiği peygamberler eşliğinde Allah’a iman edip, müslüman olup sonradan İslâm-dan çıktıkları için Allah’ın gazabına uğradılar. Mûsâ (a.s) la birlikte iman ettiler. Dâvûd ve Süleyman (a.s) lar döneminde dünyanın en üstün, en şerefli toplumu haline geldiler. Zirve noktasında Allah’a kulluğu yaşadıkları bu dönemde, müslüman oldukları bu dönemde Allah kendilerine çeşitli nimetlerini yağdırdı. Ama Süleyman (a.s) dan sonra Allah yolundan, peygamber yolundan sapıp yahudileştiler, hıristiyan-laştılar. Allah düşmanı kâfirlerle işbirliği yaparak Allah’ın kendilerine rahmet kapısı olarak gönderdiği peygamberlerini öldürdüler. Kitaplarını tahrif edip bozdular. Müslümanlığı bırakıp yahudilik ve hıristiyanlık diye kendi kendilerine oluşturdukları bir dinin, bir yolun peşine takıldılar. Bu yüzden Allah’ın gazabına uğradılar. Uzun bir süre böyle devam ettikten sonra tek bir ümitleri, tek bir kurtuluş ışıkları kalmıştı. O da kitaplarında okudukları, peygamber-lerinden duydukları âhir zaman Nebîsini beklemekti. O geldiği zaman ona iman edecek, onun safında yer alacak, onun getirdiği son kitaba iman edecek ve maruz kaldığımız bu zilletten, bu gazaptan kurtulacak, tarihteki eski izzet ve şerefimize tekrar kavuşacağız diyorlardı. Ama işte şimdi bekledikleri bu elçi ayaklarının dibine kadar gelmişti. Lâkin bu fırsatı değerlendiremediler. İçlerinden samimi olanlar bu elçiye evet deyip kurtulurken, ötekiler iman etmeyerek kıyâmete kadar bu zillet ve meskenete mahkûm oldular. Tabii şu anda benim bu anlattıklarımı dinleyenlerin içinde tarihi bilmeyenler bunu anlayamıyorlar. “Hani nerede yahu bu adamların zilleti?” diyorlar. “Şu anda biz mi zeliliz, yoksa onlar mı?” diyorlar. Tabii tarih bilinmezse bunu anlamak zordur. Şöyle geçmişi bir gözden geçirin. Son yüzyıla gelinceye kadar bu adamlar nasıl bir hayatın içindeydi dersiniz? Yüzyıllar boyu müslümanların egemenliği altında cizye vererek bir hayat yaşamadılar mı bu adamlar? Müslümanların egemenliği altında bir hayat yaşamadılar mı? Son yüzyılda müslümanların yokluğundan istifade ederek böyle kendi kendilerine bir hayat yaşamaları sizi niye aldatır bilmem? Bu yahudilerin şu anda dünyanın her bir yerine dağılmalarının sebebi sizi hiç düşündürmüyor mu? Niye dağıldı bu adamlar tüm dünyaya? Dünyanın her yerinde, değişik toplumlar içinde, değişik eziyetler içinde yıllar yılı bir hayat yaşadılar. İşte Rabbimiz âyetinde bunu anlatıyor. Hep başka devletlerin vesâyeti altında yaşadılar. Ya müslümanların adam oldukları dönemlerde müslümanların vesâyeti altında, yahut da diğer devletlerin egemenliği altında bir hayat yaşadılar. Niye böyle oldular? Allah’ın âyetlerini terk ettiler, Allah’ın dinini terk ettiler, peygamberlerinin yolunu terk ettiler. İşte bu adamların zillet ve meskenetlerinin sebebi, gazap ve azap içinde bir hayatın adamı olmalarının sebebi budur. Evet işte böyledir. Bir topluluk Allah’a inandığını iddia edecek, Allah’ın kerim elçisi Hz. Mûsâ (a.s)’a iman ettiğini, Ona gönderilen Tevrat’a inandığını iddia edecek, sonra da inandık dedikleri kitabın ve peygamberin yolunu, dinini terk edecek yahudi olacak, hıristiyan olacak. Böyle bir toplum zilleti hak etmez mi? Gelelim şimdi onların zilletini unutturacak bir konuma düşmüş olan bizlere. Arkadaşlar, nasıl ki kitabı ve peygamberi terk eden, kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayan bu yahudi ve hıristiyanlar zillete mahkûm olmuşlarsa, elbette aynı yola giren, Allah’a, Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed (a.s)’a ve ona gönderilen Kur’an’a iman ettiklerini iddia ettikleri halde kitaptan ve peygamberden habersiz bir hayat yaşayan günümüz müslümanları da aynı zillete düşmüşlerdir. Aynı şekilde yahudi ve hıristiyanlar gibi Allah’ın âyetlerini örterek, örtbas ederek, gündemlerinden düşürerek, Allah’ın elçilerine ilgisizlikleri sebebiyle onları öldürerek bir hayat yaşayan, adları müslü-man olduğu halde başka başka isimlerle çağrılan, gruplaşan müslü-manlara da aynı yasa geçerli olacaktır. Onlar için de elbette zillet ve meskenet damgası vurulacaktır. Ve işte vurulmuştur da. İşte şu anda adı müslüman olan bu toplum, hangi peygamberi diri tutuyor hayatında? Hangi kitapla amel ediyorlar şu anda? Hayatlarına kimin kitabı hâkim? Allah’ın kitabı mı? Başkalarının kitabı mı? Allah’ın yasaları mı? Başkalarının yasaları mı? Peygamberlere mi sarılıyorlar? Peygamberleri mi dinliyorlar, yoksa peygambere alternatif olarak ortaya çıkmış önder ve örnekleri mi? Elbette böyle yaşayan müslümanlar da zilleti hak etmiş olacaklardır. Zira sosyal yasalar asla değişmez. Bu yasalar önceki toplumlar için neyse sonrakiler için de öyledir. Allah’ın toplum yasalarında, sosyal yasalarında bir değişiklik bulamazsınız. "Allah’ın sünnetinde değişiklik yoktur." Evet başka çaremiz yoktur. Öncekilerin başlarına gelen zillet ve meskenetten kurtulmak istiyorsak Allah’ın kitabıyla ve Peygamberle barışmak zorundayız. Bizden öncekilerin yaptıkları Allah’ın kitabına ilgisiz kalmak, Allah’ın Resûlüyle tanışmamak ve böylece Allah’ın istemediği bir hayatı yaşamak, Allah’la savaşmak demektir. Allah’ın dediklerinin aksini yapmak, ya da; ya Rabbi senin gönderdiğin kitap, senin gönderdiğin peygamber bin dört yüz yıl öncesinin hayatını düzenlemiş, aradan bin dört yüz yıl geçmiş, devir değişmiş, zaman değişmiş, şimdi bizim bilimlerimiz var, bizim pozitif bilimlerimiz gelişti, laboratuarlarımız var, teknik bilimlerimiz var, bilimsel çalışmalarımız var. Binaen aleyh artık senin modası geçmiş kitabına ve peygamberine ihtiyacımız kalmadı diyerek onun arzu ettiği hayatın dışında yaşamaya çalışmak Allah’a harp ilân etmek demektir ki Allah’la savaşa tutuşan bir toplumun zillet ve meskenetten kurtulması da asla mümkün değildir. İşte yahudilere seslenen bu âyetler bize de bunları söylüyor. Çünkü benim için bu kitabın onlara ne dediği değil, önce bana ne dediği önemlidir.