Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

115. Ayet

115Âl-i İmrân Suresi

وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالْمُتَّق۪ينَ

Hayır olarak her ne yapmışlarsa inkâr edilmeyecek, (karşılığı eksiksiz verilecektir). Allah, muttakileri bilendir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

115. “Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.” İşte böyle yaşayan müslümanlar hayırdan ne yaparlarsa, Allah onların yaptıklarını boşa gidermeyecektir. Allah onların yaptıklarının zerresini bile zayi etmeyecektir. Büyük küçük, gizli açık ne yapmışlarsa, ne düşünmüşlerse, ne niyet etmişlerse tümünü değerlendirecek ve karşılığını tastamam kendilerine verecektir. Allah hayatı kendisi için yaşayan muttakileri bilmektedir. Bu konuyu anlatan çok hadis vardır. İnşallah onlardan birkaç tanesini burada hatırlayalım. Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hayırlı ve iyi ameller hususunda acele ediniz. Zira yakın bir zamanda karanlık geceler gibi bir takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zaman kişi mü’min olarak sabahlar, kafir olarak geceler. Mü’min olarak gecelerse kafir olarak sabaha çıkar, dinini basit dünyalığa satıverir.” (Müslim, İman 186; Tirmîzî, Fiten 30) Ebû Sirvea veya (Servea) Ukbe ibn Hâris (r.a) şöyle demiştir: Medine’de Peygamber (s.a.v.)’in arkasında bir gün ikindi namazı kıl-mıştım. Rasûlullah (s.a.v) selam verip namazı bitirdi ve hızlıca yerin-den kalktı, safları yararak hanımlarından birinin odasına gitti. Cemaat Rasûlullah (s.a.v.)’in bu telaşından endişe ettiler, fakat Peygamber (a.v) kısa zamanda döndü geldi. Kendisinin bu acele davranışından dolayı cemaatin meraklanmış olduğunu gördü ve şöyle buyurdu: “Evimizde birazcık altın ve gümüş parçacıkları vardı. Namazda onu hatırladım, Allah’ı düşünmek ve ibadetle-rimden beni alıkoymasını istemedim ve hemen gidip dağı-tılmasını emrettim.” (Buhârî, Ezan 158) Başka bir rivayette ise: “Sadaka malından evde bir parça altın ve gümüş bı-rakmıştım da bu gece onların evde kalmasını uygun gör-medim.” (Buhârî, Zekat 20) Câbir (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Uhud savaşında bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e: Eğer öldürülürsem nerede olurum? Di-ye sordu. Peygamber (s.a.v) de: “Cennette” cevabını verdi. Bunun üzerine adam yemekte olduğu elindeki hurmaları fırlatıp attı ve harbe katılıp şehid düşünceye kadar savaştı. (Buhârî, Meğâzî 17; Müslim, İmâra 143) Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e bir adam gelerek şöyle demiştir: Ey Allah’ın elçisi hangi sadakanın sevabı çok ve daha büyüktür. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) de şöyle buyurdu: “Sağlık içerisinde, güçlü kuvvetli iken, cimriliğe rağ-bet edip fakirlikten endişe eder vaziyette iken, daha çok zengin olmayı hayal ederken verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. Yoksa geciktirip can boğaza dayandıktan sonra falana şu kadar, filana bu kadar diyeceğin güne bırakma, zaten o gün o mal varislerden şunun veya bunun olmuştur.” (Buhârî, Zekat 11; Müslim, Zekat 92) Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yedi şey gelmezden önce iyi amellere koşup yarış ediniz: Her şeyi unutturan fakirlikten, azdırıp yoldan çı-karan zenginlikten, akıl ve bedenin dengesini bozan rahatsızlıktan, saçma sapan konuşturan ihtiyarlıktan, ansı-zın geliveren ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en şer-lisi Deccal’ın çıkmasından, en dehşetli ve acı olan kıya-metin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorsunuz?” (Tirmîzî, Zühd 3)