116. “İnkâr eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.” Rabbimiz bu âyetlerinde Uhud’u gündem yapar. Daha önce Bedir’de Rabbimiz mü’minlere yardım ederek düşmanları karşısında çok açık bir zafer nasip etmişti. İşte bu Bedir zaferinden sonra Uhu-d’un değerlendirmesi yapılıyor. Uhud savaşında müslümanların kendi elleriyle, kendi yanılgıları sonucu düşmanları karşısında tattıkları bir yenilgi anlatılır. Bu yenilginin sebebinin kendi hataları olduğu vurgulanır. Evet kendi hataları sebebiyle Uhut’ta müslümanlar bir yenilgiyle karşı karşıya geldiler. Eğer Allah’ın yardımı ve koruması olmasaydı belki düşmanları karşısındaki bu yenilgi müslümanları çok büyük felâketlerin içine sürükleyecekti. Ama Allah korudu onları. İşte bundan sonraki bölümde Rabbimiz hakla bâtılın, imanla küfrün savaşlarından en önemlilerinden birisi olan Uhud savaşı sık sık kitabımızda irdelenerek gündeme getirilir. Rabbimiz Uhud savaşı çerçevesinde hem kıyâmete kadar gelecek müslümanlara hem de onların karşılarında yer alan kâfirlere mesajlar sunar. Kâfirlerin Allah-la girişecekleri bir savaşta ne mallarının, ne evlâtlarının, ne ekonomik güçlerinin ne de askeri ve siyasal güçlerinin kendilerine hiç bir fayda sağlamayacağı, Allah’a karşı bunların bir işe yaramayacağı, kâfirlerin müslümanlar karşısında hiçbir güç ve kuvvetlerinin olamayacağı, Müslümanlar karşısında hiçbir zaman zafere, başarıya ulaşma ihtimallerinin olmadığı, olamayacağı anlatılmaktadır. Böylece Uhud savaşı çerçevesinde yaptığı bu değerlendirmeleri, bu açıklamalarıyla Rabbimiz istiyor ki müslümanlar bu gerçeği iyi anlasınlar. Savaşı bu âyetlerle değerlendirsinler, o günden itibaren kıyâmete kadar yapılacak tüm iman küfür savaşlarında bu âyetler müs-lümanlara güç olsun, ışık olsun, yol göstersin. Müslümanlar kıyâmete kadar Allah düşmanı kâfirlerle giriştikleri bir savaşta sadece Allah’a güvensinler, sadece Allah’ı vekil bilsinler ve zinhar zaferi Allah’tan beklesinler. Allah’ın yardımı olmadan zafer kazanmalarının kesinlikle mümkün olmadığını bilsinler. Karşılarındaki kâfirler ne kadar da sayısal yönden kendilerinden çok fazla, ne kadar da ekonomik ve siyasal yönden kendilerinden çok güçlü, ne kadar da teknolojik yönden kendilerinden üstün olurlarsa olsunlar sonuçta zaferin, galibiyetin Allah’a ait olduğunu, göklerde ve yerde hiç bir gücün Allah’la baş edemeyeceğini anlasınlar, bilsinler, böylece inansınlar. İşte Rabbimiz bu âyetleriyle bunu anlatacak. Tabii müslüman-lar açısından böyle olduğu gibi onların karşılarında saf tutan kâfirler açısından da bu böyledir. Rabbimiz bu âyetleriyle kâfirlere de diyor ki, ey kâfirler, sizler kiminle savaştığınızın farkında mısınız? Bu iman küfür savaşında, bu hak bâtıl savaşında karşınızda kimin bulunduğunu anlayamadınız mı? Unutmayın ki müslümanlarla giriştiğiniz bir savaşta karşınızda önce beni bulacaksınız buyurarak onların da güçsüz-lüklerini, zayıflıklarını anlayarak müslümanlar karşısında daima bir ye-nilgiyi, daima bir ezikliği yaşayarak akıllarını başlarına almalarını, Allah’la savaşta ısrarlı olmamalarını, Allah’a teslim olup müslüman olmalarını istemektedir. Bu âyetin bir benzeri daha önce sûrenin 10. âyetinde geçmişti, orada epey bir şeyler demeye çalışmıştım. Rabbimiz müslümanlarla tutuştukları bir savaşta kâfirlerin malları ve evlâtları bir fayda sağlamayacak demiyor da, Allah’la giriştikleri bir savaşta diyor. Demek ki; kâfirler aslında müslümanlarla değil, Allah’la savaşmaktadırlar. Öyleyse müslümanları karşılarına alıp Allah’la giriştikleri bir kavgada onlar, asla başarıya ulaşamayacaklardır. Bilâkis onlar dünyada hezimet-ten hezimete sürüklenecekler ve âhirette de cehennemin, ateşin sohbetçisi olacaklardır. Orada ebediyen kalacaklar, hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına cehennemde kalacaklar. Bir konuya daha dikkatinizi çekeyim. Arkadaşlar, dikkat eder-seniz âyet-i kerimede kâfirlerin malları ve evlâtları söz konusu edildiğine göre anlıyoruz ki kâfirler Allah’la, Allah safında yer almış Müslümanlarla giriştikleri savaşta mallarına ve evlâtlarına güvenmektedirler. Biraz önce de ifade ettiğim gibi mal, ekonomik gücü, evlât da askeri ve siyasal gücü anlatır. İşte kâfirler bunlara güvenirler. Hz. Nuh (a.s) döneminden bu yana ayrışan bu hak bâtıl savaşlarında bu yönden kâfirler hep güçlü, müslümanlar da hep zayıf olmuştur. İşte kâfirler bu tür güçleri ellerinde bulundurdukları için kar-şılarındaki müslümanlara karşı galip gelebileceklerini, onları ezip geçeceklerini düşünmüşler ve hep savaşı başlatan tarafı oluşturmuşlardır. Ekonomik ve askeri yönden, teknolojik yönden biz güçlü olduğumuza göre zafer bizim olacaktır diyerek hep savaşı tutuşturanlar onlar olmuştur. Ama bu kâfirler şunu hep unutmuşlar. Onlar Müslüman-larla karşılaştıkları her bir savaşta karşılarında sadece müslümanlar bulunmuyor. Bu savaşı, onların safında, onların desteğinde olan Allah’la veriyorlar. Müslümanların desteğinde Allah var. Bu gerçeği ne kadar bilirlerse, elbette bu onların kendi lehlerine olacaktır. Tabi müslümanlar da bu gerçeği ne kadar kavrarlarsa onların da lehlerine olacaktır. Yâni Allah istiyor ki herkes iman edip kendisine kulluğa yönelsin. Hiç kimse kendisiyle savaşa girişmesin. Çünkü Hz. Nuh (a.s) dan bu yana gerçekleşen hak bâtıl savaşının neticesi bellidir. Allah’ın mağlup edilmesi mümkün değildir. Peki o zaman işte bu âyetlerde gündeme getirilen Uhut sava-şında olduğu gibi zaman zaman kâfirler karşısında müslümanların yenilgisini neyle izah edeceğiz? Yâni zaman zaman bu kâfirlerin müs-lümanlar karşısında galibiyetinin izahını nasıl yapacağız? Eğer kâfirlerle giriştikleri bir savaşta müslümanlar mağlup, kâfirler de galip duruma gelmişlerse, kesinlikle bilelim ki, müslümanlar kendi elleriyle yaptıkları şeyler sebebiyle mağlup duruma düşmüşlerdir. Müslümanlar Allah’a ve elçilerinin emirlerine karşı gelmeleri, Allah’ın yasalarına riâyet etmemeleri, Allah’a tevekküllerinde, Allah’a güvenmelerinde sarsılıp şüpheye düşmeleri, zaferi Allah’tan başka şeylerden bekleme zaafına düşmeleri sebebiyledir. Onlar bu durumlara düşünce, Allah da onları yalnız ve yardımcısız bırakmış, kâfirlerle baş başa bırakmış, onlar üzerindeki desteğini kaldırıvermiş ve böylece sonuçta matematiksel güç kimdeyse o galip gelmiş, ötekisi mağlup olmuştur. Elbette böyle bir durumda ekonomik güç, askeri güç kimdeyse o galip gelecektir. Tabii ki kâfirler dünyacı olmaları, materyalist olmaları, dünyayı, hayatı çok sevmeleri, ölümden korkmaları, tüm yatırımlarını dünya adına yapmaları sebebiyle müslümanlardan daha çok mal mülk biriktirecekler, onlardan daha çok askeri güce sahip olacakları için Allah desteği olmayan savaşlarda galip gelebileceklerdir. Çünkü Allah’tan, Allah âyetlerinden, Allah desteğinden, güç kaynaklarından habersiz yaşayan müslümanlar elbette cahili güç anlayışlarına kapılarak, onların ellerindeki güçlerine bakarak onlar karşısında korku içine düşecektir. İşte şu anda olduğu gibi Allah korusun müslümanlar bu kadar askeri ve teknolojik güce sahip olan kâfirlerin bırakın kendileri tarafından hattâ Allah tarafından bile mağlup edilemeyeceği zaafına düşerlerse bu sonuç kaçınılmaz olacaktır. Bakın Rabbimiz bu duruma düşmüş müslümanları şu değer yargısıyla uyarmaktadır. Bakın ey müslümanlar, ey karşılarındaki Allah düşmanı kâfirlerin ellerindeki ekonomik ve siyasal güçlerinden, askeri ve teknolojik birikimlerinden korkan, ürken, güç ve kudret sahibi Rablerinden habersizce bir hayat yaşayan müslümanlar, o kâfirlerin, o Allah düşmanlarının dünya hayatındaki harcamaları, size karşı askeri ve siyasal güce ulaşmak için yaptıkları harcamalar, sizi yok etmek için, sizi yeryüzünden silmek için yaptıkları harcamalar, kurdukları düzenler, hazırladıkları komplolar şuna benzer: