Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

11. Ayet

11Âl-i İmrân Suresi

كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

Firavun ailesi ve onlardan önce yaşamış (kâfirlere, Allah’ın azabı geldiğinde mallarının ve evlatlarının hiçbir fayda sağlamadığı) gibi. Ayetlerimizi yalanladılar. (Bunun üzerine) Allah onları günahları nedeniyle yakalayıverdi. Allah, cezası çetin olandır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11. “Bunların tutumu Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, âyetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.” Tıpkı Âl-i Firavunda, Firavun toplumunda, Firavun ailesinde olduğu gibi. Hatırlayın Firavun toplumunu. Firavunun gücünü, kuvvetini, saltanatını, ordusunu, askerî ve siyasal gücünü hatırlayın. Yeryüzünün en süper gücüne sahip olan Firavun karşısında savaşan Mûsâ ve Harun (a.s)’ları gözlerinizin önüne getirin. Firavun ve toplumuna karşılık iki insan ve onların yanında henüz açıktan açığa onları desteklediklerini bile açıklayıp ilân edemeyen, yıllar yılı Firavun sisteminin köleleştirdiği, dinlerini, imanlarını, namuslarını, iffetlerini, her şeylerini kaybetmiş üç beş gariban İsrâil oğullu var. Firavunun elinde dünyanın en süper, en güçlü ordusu var, düzenli askerleri var, devleti var, saltanatı var. Peki ne oldu? Sonuca bir baksanıza. Kim galip? Kim mağlup? Onlardan önceki Nuh kavmine, Âd kavmine, Semûd kavmine, Lût kavmine, Medyen’lilere, Eyke’lilere bakmaz mısınız? Güçlerine, kuvvetlerine güvenerek, Allah’la, Allah’ın elçileriyle, Allah elçileri safında yer almış mü’minlerle savaşa tutuşan bu toplumların korkunç âkıbetlerini görmez misiniz? Onları anlatan Rabbinizin şu kitabının sûreleri arasında gezinti yapmaz mısınız? Haberiniz yok mu kitabınızdan? Ne yapmışlar onlar? Nasıl olmuş âkıbetleri? Onlar Allah’ın âyetlerini yalanladılar. Allah’ın âyetlerini kale almadılar, yok farz ettiler, âyetlerin üzerini örterek, âyetleri gündemle-rinden düşürerek bir hayat yaşadılar. Kendi âyetlerini, kendi yasalarını Allah’ın âyetlerine tercih ederek bir hayat yaşadılar da Allah da bu gü-nahları, bu isyanları sebebiyle onları yakalayıp muaheze ediverdi. Ağızlarının paylarını veriverdi. Firavun ve benzerleri Allah’ın âyetlerini yalan saydılar da Allah da onları yakalayıverdi. Peki Allah Firavunu nasıl ve neyle yakaladı? Üstelik tutulmaz bir şeyle, suyla yakaladı Allah onu. Su aslında kendi-si tutulmaz bir şeydir. Elinize alırsınız, yoktur yâni su. Allah, sıkışmaz, tutulmaz bir şeyle yakalayıverdi Firavunu. Allah yakaladı mı tam yakalar. Bazen bir rüzgarla, bazen bulutla, bazen bir ses, bir sayha, bir çığlıkla, bazen suyla, bazen bir sinekle, bazen bir denizle, bazen birkaç tane melekle, bazen anayla babayla, bazen zalim idarecilerle, bazen azgın tâğutlara, bazen A.B.D. ile, bazen çekirgeyle, bazen kavurucu bir rüzgarla, bazen bir sayhayla, bir titreşimle, bazen bir sarsıntı, bir zelzeleyle, bazen ekonomik, sosyal veya ailevî hastalıklarla ya da işte böyle suyla yakalayıverir Allah. Tarih bunun şahitleriyle doludur. Allah’la savaşa tutuşan zalimlerin hepsi de sonunda mağlup oldular. Hepsi de ellerindeki güç ve kuvvetlerinin, imkân ve saltanatlarının hiç bir işe yaramadığını gördüler. Hiç birisi Allah’ın âyetlerini yalanlamalarının ve onlarla savaşa tutuşmalarının karşılığı olarak Allah’ın kendilerine takdir buyurduğu azaptan kurtulamadılar. Allah onların her birini farklı bir yakalama usulüyle yakalayı-verdi. Ne oldu? Baş edebildiler mi Allah’la? Kurtulabildiler mi Allah’ın yakalamasından? Hani güçlüydüler? Hani düzenli orduları vardı? Hani ekonomik ve siyasal güçleri vardı? Hani karşılarındaki müslümanlar güçsüzdü? Hani orduları, askerleri, silahları yoktu? Hani yalnız ve korumasızdılar? Hani tanklarıyla ezip geçeceklerdi? Hani bu ülkede Rabbiniz benim, benim yasalarım hakim olacak diyordu Firavun? Hani Allah’ın mülkünde Allah’a ve müminlere hayat hakkı tanımıyordu? Hani Allah kullarının Rabbim Allah demelerine izin vermiyordu? Ne oldu sonuç? Allah safında yer alanlar, tercihlerini Allah’tan yana yapanlar az da olsalar galip, kâfirlerse zillet ve horluk içinde geberip gittiler. Elbette öyle olacaktı. Çünkü: Allah azabı, ikabı, yakalaması, hesap sorması çok şedît olan-dır. Öyleyse sen o kâfirlere de ki peygamberim, buyurarak bundan sonraki âyetinde Rabbimiz Peygamberinin ve onun şahsında kıyâmete kadar bu kitaba kendi kitabı gözüyle bakan, bu kitap benim kitabımdır diyerek bu kitabı eline alan, bu kitabı okuyan, hayatını bu kitapla düzenlemeye çalışan hepimizin bu âyetlerin değerlendirmelerinin sonunda kâfirlere dönüp şunu dememizi istiyor. Ey peygamberim ve ey kıyâmete kadar benim safımda yer alıp benimle birlikte benim düşmanlarımla savaşan müslümanlar. Kâfirlere deyin ki:
Âl-i İmrân Suresi 11. Ayet | Tevhid Meali