138. “Bu Kur’an, insanlara bir açıklama, sakınan-lara yol gösterme ve bir öğüttür.” Allah’ın size gönderdiği bu kitapta sizin gerek duyacağınız her şey açıklanmıştır. Allah’ın yeryüzünde değişmez sünneti beyan edilmiştir. Bütün insanlara bir beyandır bu kitap, ama sadece muttakilere bir hidâyet, bir yol gösteri ve öğüttür. Yâni bu kitabın hidâyetinden sadece muttakiler, yâni bu kitapla yol bulmak isteyenler, yollarını bu kitaba sormaya, bu kitabın istediği gibi yaşamaya yönelenler istifade e-deceklerdir. Aslında Kur’an herkese genel mânâda hidâyeti göstermek için inmiştir. Ama herkes bu kitabın hidâyetini kabul etmede, isteyerek bu-nun hidâyetini seçmede eşit olmayacaktır. Kimileri bununla hiç ilgilen-meyecek, bunu anlamaya yanaşmayacaktır. Bakıyoruz hâdî kelimesi, hüden kelimesi Kur’an’da on beş ayrı mânâda kullanılmıştır. Allah hüdendir, Tevrat hüdendir, Kur’an hüdendir, Kâbe hü-dendir, Peygamberimiz hüdendir, başka hüdenler de vardır Kur’an’da. Buna göre hüden olarak ne peygamberimizin, ne Kâbe’nin, ne de Kur’an’ın bizzat kendisi birinin elinden tutup dini kabul ettirici olma derecesine vardıramaz meseleyi. Yâni gerek Kur’an ve gerekse Peygamberimiz bizzat insanların kalplerine imanı sokmakla değil, bu ima-nı insanlara tanıtmakla mükelleftirler. Öyleyse kimse Kur’an’a yanaş-madı mı Kur’an kimseye hidâyet edemez. Kur’an’a yaklaşan kişi eğer onunla yol bulmak isterse ancak o, o zaman hidâyet edebilir. Çünkü "Hüden linnas"dır Kur’an. Ama "Hüden lil mut-takîn" dir de aynı zamanda. Ne demek o? Yâni herkese yol gösterecek kapasitede değil. Yâni herkes bununla yol bulmak istemez, her-kes buna yol sormaya gelmezse o zaman, o sadece takvalılara yol gösterecek, sadece onlara hidâyet edecektir. Ötekiler için hattâ yine Kur’an’ın ifadesiyle bu kitap kimilerinin zararını, ziyanını artıracaktır. "Kur’an zalimlerin ancak zararını artırır." (İsrâ 82) Öyleyse ey müslümanlar, bu kitabın öncekilerin durumlarını beyanına ve hidâyetine teslim olarak: