Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

139. Ayet

139Âl-i İmrân Suresi

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Gevşemeyin, üzülmeyin! Şayet müminseniz üstün olan sizlersiniz.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

139. “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.” Gevşemeyin, Uhut’ta Rabbinizin bir imtihanı gereği başınıza gelenlere bakarak gevşeyip, korkup Allah yolunda cihaddan geri durmayın. Üzülmeyin, Allah yolunda başınıza gelenlere, verdiğiniz kurbanlara, cennete gönderdiğiniz şehidlerinize, kaçırdığınız fırsatlara, elde edemediğiniz zafere, elinize geçmeyen ganimetlere üzülmeyin. Gerçekten inanıyorsanız üstünsünüz. Mü’minseniz üstün olan sizlersiniz. Rabbimiz bu âyetiyle Medine’de bir avuç müslümana sesleniyordu. Medine’de Mekkeli Kureyş’i karşısına almış, Medineli yahudiler ve münafıklar tarafından düşman ilân edilmiş ve üstelik sadece o bölgeyle de sınırlı kalmayarak İran’ı, Bizans’ı ve tüm dünyanın kâfirlerini karşılarına almış, tüm dünya kâfirlerine meydan okumuş, tüm dünya kâfirleriyle savaşmak zorunda kalmış bir avuç müslüman. Düşünebiliyor musunuz, tüm dünya kâfirleri ve onların karşılarına aldıkları bir a-vuç müslüman. Böyle bir ortamda sayısal azlıklarına rağmen Rabbi-miz onlara diyordu ki: Ey müslümanlar! Sizler daha üstün olduğunuz halde, sizler daha azîz olduğunuz halde, sakın ha düşmanlarınız karşısında gevşemeyin, üzülmeyin. Düşmanlarınız karşısında sayısal azlığınıza bakarak, güçsüz olduğunuz zehabına kapılarak onlardan barış dilenmeye, onlarla savaşmaktan vazgeçmeye kalkışmayın. Unutmayın ki Allah sizinle beraberdir ve sizin işlerinizi asla sarpa sardırıp sizi zora sokmayacaktır. Unutmayın ki siz mü’minsiniz. Unutmayın ki Allah sizinle beraberdir. Unutmayın ki siz üstünsünüz. Unutmayın ki Allah sizinle beraberdir. Unutmayın ki siz Allah safındasınız veya sizin safınızda Allah vardır. Sizin azizle, sizin üstünle irtibatınız vardır. Siz üstünsünüz, çünkü azizle berabersiniz. Siz üstünsünüz, siz güçlüsünüz, çünkü sizler yalnız değilsiniz. Öyleyse sakın ha kâfirlerden, müşriklerden aman dileyip zillet içinde bir barışa razı olmayın. Zillet ve horluk içinde bir barıştan yana olmayın. İşiniz gücünüz hep barış içinde olmasın. Böyle zillet ve meskenet içinde kâfirlerle, müşriklerle, münafıklarla kol kola, keyf içinde, rahat içinde uzlaşmacı bir hayat içinde yaşayıp gidecek duruma düşmeyin. Yurtta sulh cihanda sulh teraneleriyle pis bir hayata razı olmayın diyor Rabbimiz. Bu âyetler müslümanların Allah tarafından desteklendiğini anlatan âyetlerdir. Yeryüzündeki tüm kâfirler, tüm zalimler, tüm tağutlar, tüm putlar ve putçular birleşip müslümanlara tuzaklar kurmaya, komplolar hazırlamaya ve müslümanlara göz açtırmamaya çalışsalar da yine de müslümanlar güçlüdür. Çünkü onların safında Allah vardır. Çünkü onlar Allah desteğindedirler. Çünkü müslümanların ellerinde kâfirlerin ellerinde olmayan silahlar vardır. Allah’a karşı hangi güç, hangi silah baş edebilir ki? Müslümanların desteğinde Allah’ın melekleri vardır, meleklere karşı hangi güç durabilecektir? Müslümanların desteğinde dağlar, taşlar, semalar, rüzgarlar vardır. Rüzgarlara karşı, depremlere karşı kim karşı durabilecek de? Suları kim durdurabilecek de? Önceki toplumları helâk etmek üzere Rabbimizin gönderdiği o müthiş helâk âyetlerinin önüne kim geçebilir? Kim geçebilmiş bugüne kadar? Rabbimizin bu âyetinde anlatılan üstünlük hem dünyada, hem de Yevm-i Mev’ûd’daki, kıyâmet günündeki üstünlüktür. Eğer mü’min-seniz gelecek günde, Yevm-i Mev'ûd’da mutlaka üstünsünüz. Yâni dünyada mağlup olsanız bile, dünyada kaybetseniz bile, dünyayı tümüyle kaybetseniz bile üstün olan sizlersiniz. Bir peygamber gibi kav-miniz tarafından testereyle belinizden biçilseniz bile, galip olan sizsiniz. Çünkü şurasını hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, kâr ya da zarar dünya hesabına göre yapılmaz. Galibiyet ya da mağlubiyet, üstünlük ya da alçaklık, kâr ya da zarar dünya hesabına göre değil âhiret hesabına göre yapılır, cennet ve cehennem hesabına göre yapılır. Öyleyse ey müslümanlar! Ey inananlar! Kârınızı zararınızı, üstünlüğünüzü alçaklığınızı, galibiyetinizi mağlubiyetinizi dünya hesabına göre yapmayın. Dünyada mal mülk sahibi olunca, dünyada zafere ulaşınca, dünyada filân ya da falan makama gelince kazandık zan-netmeyin. Dünyayı kazanınca, arzla bütünleşince, arzdan bir parça el-de edince, çok paraya sahip olunca sakın kazandık zannetmeyin. Şu-nu kesinlikle bilin ki kişi dünyada neye sahip olursa olsun, hangi mülke, hangi makama, hangi saltanata sahip olursa olsun iman etmemiş-se, âhiret adına sa’y edip cenneti kazanmamışsa kesinlikle kaybetmiştir. Öyleyse: