13. “Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri, inkârcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.” Muhakkak ki karşı karşıya gelen, karşılıklı saf bağlayan iki fie’-de, iki grupta sizin için bir âyet, bir ders, bir ibret vardır. İki grup var karşı karşıya gelmişler. Bu gruplardan biri Allah yolunda, Allah safın-da, ötekisi de Allah karşısında. Bir grup Allah dostu, öteki grup Allah düşmanı. İşte Bedir savaşı veya Hz. Adem’den bu yana tarihin her bir döneminde gerçekleşmiş bir iman küfür savaşı. Herhangi bir savaş. Bu iki fie’nin karşı karşıya geldiği o savaş ortamında, Allah düşmanı olarak Allah karşısında yer almış kâfirler karşılarındaki Allah taraftarı mü’minleri sayılarının, güçlerinin iki katı görüyorlar. Sayısal ve güç yönünden çok azınlıkta olan mü’minler kâfirlerin gözünde iki katı gösteriliyor. Aslında sayıları azdır mü’minlerin ama Allah kâfirlerin gözünde onları fazla gösteriyor. Ve müslümanlar da o kâfirleri mevcut sayılarından ve güçlerinden çok daha az görüyorlar. Allah onlara da kâfirlerin sayılarını az gösteriyor. Savaş ortamında Rabbimiz mü’minlerin kalbine cesaret verirken, kâfirlerin kalplerine de korku salıveriyor. Böylece Rabbimiz istediklerini az, istediklerini çok göstererek dilediklerini teyid edip güçlendiriyor Dilediklerini az, dilediklerini çok gösteren, dilediklerini güçlü, dilediklerini güçsüz gösteren Allah’tır. İstediklerini destekleyip galip getiren, dilediklerini mağlup eden Allah’tır. Muhakkak ki işte bunda ilim sahipleri , basiret sahipleri için, Allah ilmine, vahiy bilgisine sahip oldukları için görüşleri keskin ve İsabetli olanlar için, hadiselere Allah gözlüğüyle bakabilenler için büyük ibretler vardır. Öyle değil mi? Düşünün, böyle bir ortamda, böyle na müsait şartlar altında, kendilerinden sayıca, silah ve teçhizatça çok çok güçlü olan bu kâfirler güruhu karşısında mü’minlerin galip gelebileceklerini kim kabul edebilirdi? Kim ihtimal verebiliyordu buna? Allah’ın dâvetine, Rasûlullah’ın çağrısına uyarak Allah düşmanlarıyla savaşmak üzere oraya gelmiş müslümanların kalplerinde bile henüz belki de böyle bir zafer kazanma ümidi yoktu. Ama Allah’ın yardımıyla zafer gerçekleşiyordu. Tıpkı bu konuda gerçekleşmiş Allah yasası gereği daha önce Talût Câlut arasında gerçekleşmiş savaşta düşman karşısında sayıları çok çok az olan müslümanların hiç kimsenin savaşı kazanabileceklerine ihtimal vermemesine rağmen Allah’ın desteğiyle savaşı kazandıkları gibi. Tarihin her döneminde müslümanlıklarının farkında olan müslümanlara Allah yardım etmiş ve zaferi kazananlar az da olsa hep müslümanlar olmuştur. Bundan sonraki âyetinde Rabbimiz, dünya hayatıyla âhiret hayatının bir değerlendirmesini yapacak. Dünya hayatla âhiretin bir mukayesesi yapılırken, aynı zamanda Allah’ın istediği şekilde âhireti tercih eden, âhireti kıble edinen ve tüm plan ve programını âhiret hesabına yapan, gözlerini bu fâni dünyadan âhirete çeviren mü’minlerin özellikleri de gözler önüne serilir. Gerçekten şu dünya hayatı, şu alçak, şu denî hayatı en güzel değerlendiren âyetlerden birisi Âl-i İmrân sûresinin