147. “Dedikleri ancak şu idi: “Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkârcı topluluğa karşı bize yardım et” Evet, o yiğit müslümanlar diyorlardı ki: Ey bizim Rabbimiz! Ey bizim hayat programımızı belirleyen Rabbimiz! Ey hayatımızı kendisi için yaşadığımız, seçimini kendimiz için seçim kabul ettiğimiz, uğrun-da grup grup kellerimizi kurban ettiğimiz Rabbimiz! Biz hayatımızda sadece seni Rab ve İlâh bilip senin arzun doğrultusunda düşmanla-rınla savaşa çıkıyoruz, senin yoluna mallarımızı ve canlarımızı fedâ ediyoruz! Ne olur ey Rabbimiz kusurlarımızı, sana kulluk sınırımızı aş-malarımızı bize bağışlayıver. Bize düşmanlarımız ve düşmanların kar-şısında sebat ver. Bize sabır ver, direnç ver ya Rabbi. Bize öyle bir dayanıklılık ver ki gözümüz de, gönlümüz de, ayaklarımız da azalarımızın tümü de sabırsızlanmasın! Sabırsızlık göstermesin ya Rabbi! Bir de ayaklarımızı çak yere ya Rabbi! Ayaklarımızı sabit kıl da geriye adım atmasın ya Rabbi! Bize düşen, bizim yapmamız gerekenler konusunda bize yardım ettiğin gibi, bir de: "Kâfir topluluk üzerine de bize yardım et!" Ayrıca bir de bizim bilmediğimiz konularda da kâfirler üzerinde bize yardım et ya Rabbi! Kalplerine korku salarak mı? yoksa melekler göndererek mi? O konuda da bize yardım et ya Rabbi! Dua budur işte. Allah’ın istediği ve kabul buyurduğu dua budur. Bunu günümüz müslümanlarının çok iyi anlamaları gerekiyor. Fiili teşebbüsten sonra, yâni kılıcı ele alıp Allah yolunda harekete geçtikten, düşman karşısında saf bağladıktan sonra yapılan dua. Yattığı yerden zafer beklemek yerine kılıçlara sarıldıktan ve yola koyulduktan sonra dua etmek. Hani Hz. Mûsâ (a.s)’ın su bulabilmek için asasıyla taşa vurma-sını anlatan âyetin muhtevası içinde dua etmek zorundayız ki duamız kabul buyurulsun. Eliyle asasını taşa vurarak, yâni sebebini işleyerek yapılacak bir dua. Elle dilin birleştiği bir dua. Değilse üst üste otuz zırh giyerek, başına miğfer takarak, göğsünü kurşunlarla süsleyerek evinden dışarı çıkmadan, ya da henüz kılıcı resimlerden tanıyan cihad edebiyatı yapan ve de bu haliyle dua dua yalvararak Allah’tan zafer bekleyenler bizler gibi değil. Dua ediyorlar, savaşıyorlar, dişlerini sıkıyorlar ve sonunda da Allah’ın izniyle galip geliyorlar. Allah’ın yardımıyla galip geliyorlar. Sebebe tevessülle galip geliyorlar. Maldan ve candan geçebilmekle galip geliyorlar. Karşılarındaki güç ne olursa olsun, kim olursa olsun Allah yardım ettikten sonra onların mağlup olmaları kesinlikle mümkün değildir. E! Böyle yaşayanlar ölse de galip, kalsa da galiptir zaten. Ne fark eder de? Hiç fark etmez.