Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

150. Ayet

150Âl-i İmrân Suresi

بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ

(Hayır, öyle değil!) Sizin dostunuz Allah’tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

150. “Ey inananlar! İnkâr edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız. Halbuki Mevlâ’nız Allah'tır. O, yardımların en iyisidir.” Ey mü’minler sakın ha sakın kâfirlere, kâfirlerin her cinsine, yahudi’sine, hıristiyanına, ateistine, komünistine, laiğine, münafığına itaat etmeyin. Bundan önce geçen âyetinde Rabbimiz ehl-i kitaba itaat etmeyin buyurmuştu, burada ise tüm kâfirleri kast ederek mü’min-lerin dikkatlerini bir daha çekmektedir. Dikkat edin, eğer o kâfirlere itaat ederseniz onlar ökçelerinizin üzerinde sizi gerisin geriye döndürüp kâfir yaparlar da, hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Kâfirler sizi kendi dünyalarına çekerler de dünyanızı da, âhiretinizi de kaybedersiniz. Unutmayın ki sizin velîniz, sizin dostunuz, sizin yardımcınız, sizin Mevlâ’nız Allah’tır. O yardımcıların en iyisidir. Evet kesinlikle kâfirlere itaat etmeyeceğiz. Hiçbir konuda onları velî ve dost bilmeyeceğiz. Hiçbir konuda onları örnek alıp, onlara benzemeye çalışmayacağız. Hiçbir konuda onlara güvenmeyeceğiz. Çünkü işte Allah buyuruyor, onlar bizi kâfir yapana kadar uğraşacaklardır. Sûrenin önceki âyetlerinde bu konuda epey bir şeyler demeye çalışmıştım. Öyleyse başka çaremiz yoktur. Ya kâfirleri düşman bilip onlara itaatten vazgeçeriz, ya onlarla tüm dostluk ilişkilerimizi keseriz ve sadece Allah’ın dostluğuna yöneliriz, ya onların velâyetleri altında, egemenlikleri altında zillet içinde bir hayattan vazgeçip Allah’ın velâyeti altına gireriz, ya bu kitaba evet deriz, ya bu kitapla birlikte oluruz, dostumuz, yardımcımız Allah olur. Ya da bu kitabı bıraktıktan, Allah’ı bıraktıktan sonra yeryüzünün tüm kâfirleriyle beraber olsak da cehenneme kadar yolumuz var demektir. O zaman hiç kimse de bizi bu cehennemden kurtaramaz. Zaten kâfirlerin bütün derdi bizi kendi cehennemlerine ortak etmek. Müslümanlar var oldukları ve İslâm’ı yaşadıkları müddetçe bu kâfirlerin aleyhinde delil vardır ve bu kâfirler bu delili yok etmek, kıstası yok etmek ve bizi de cehenneme sürüklemek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. İşte görüyoruz. Gerek yerli, gerek yabancı tüm kâfirler bizi kendileri gibi kâfir yapabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Eğitim kurumlarıyla, basın yayınlarıyla müslümanların üzerine çullanıyorlar. Dertleri nedir bu adamların? İşte Rabbimizin beyanıyla bu adamlar isterler ki kendileri gibi sizler de kâfir olasınız. Kendilerinin küfrettikleri gibi isterler ki siz de küfredin, siz de kâfir olun ve böylece onlarla birlik olun. Evet onlar isterler ki, sizler de onlar gibi kâfir olun ve onlarla birlik olun. Küfürde birlik, düşüncede birlik, anlayışta birlik, eylemde birlik, kılık kıyafette birlik, hukukta birlik, hayatta birlik, isyanda birlik, Allah’a kafa tutmada birlik, peygambere isyanda birlik, demokraside birlik, Allah yasalarını reddetmede, Allah’a ve peygambere kafa tutmada birlik, cehenneme gitmede birlik, birlik, birlik. İsterler ki her konuda sizinle birlik olsunlar. Yeryüzünde kâfirin tek hedefi işte budur. Çünkü kâfir kâfirliğinin ve yaşadığı bu küfür içindeki hayatın kendisini nereye doğru götürdüğünün farkındadır. Yaşadığı küfür içindeki bir hayatın kendisine cehennemi kazandırdığının kesin farkında olan ve zaten dünyada da cehennemi bir hayatın sahibi olduğunun mutlak bilincinde olan kâfir düşünür ki, mademki ben şu anda cehennemi bir hayat yaşıyorum, o halde benim yaşadığım bu hayata müs-lümanlar niye ortak olmasınlar? Niye bu müslümanlar göz göre göre dünyada cennet hayatı yaşıyorlar da, yaşadıkları bu hayatın sonunda göz göre göre cennete gidiyorlar da ben cehenneme gidiyorum? Niye onlar da benim gittiğim yere gitmiyorlar? Niye benim cehennemime onlar da ortak olmuyorlar? Tıpkı şeytan gibi. Zaten bunlar şeytanın çömezleridir. Evet tıpkı şeytan gibi onun aveneleri olan kâfirler de niye bu müslümanlar bizim cehennemimize gitmiyorlar? Düşüncesiyle müslümanları da kendi cehennemlerine, kendi hayatlarına, kendi küfürlerine ortak etmek istiyorlar. Mü’minleri kendi sapıklılarına, kendi nifaklarına, kendi cehennemlerine çekerek böylece müslümanlarla denk olmak istiyorlar. Madem ki biz kaybettik onlar da kaybetsinler, madem ki biz saptık onlar da sapsınlar diyorlar. Halbuki kesin biliyorlar ki müslümanlar kazançtadırlar. Kesin biliyorlar ki müslümanlar hak yoldadırlar, doğru yoldadırlar. Bunu bilen bu alçaklar, biz kaybettik onlar da kaybetsinler, biz kâfir olduk onlar da kâfir olsunlar diyeceklerine, madem ki onlar müs-lüman oldular biz de müslüman olalım, biz de onlar gibi Allah’a teslim olalım da biz de kazanalım, tıpkı onlar gibi biz de Allah ve Resûlüne itaat edelim de cennete gidelim, deyiverseler çok daha iyi olacaktı, onlar da kazanacaklardı ama öyle yapmıyor hainler. Öyleyse ey müslümanlar, sakın ha sakın onlara itaat etmeyin, onlardan dost ve velîler edinmeyin. Onları dost bilmeyin. Onların yoluna, yörüngesine girmeyin. Onların düşüncelerine, onların anlayışlarına kapılıp, onların girdikleri girdaplara girip onların kendilerini kaybettikleri anaforlara kapılıp tıpkı onların hayatlarını kaybettikleri gibi, hüsrana mahkûm olup dünyalarını da âhiretlerini de yitirdikleri gibi sakın sizler de dünyanızı ve âhiretinizi kaybetmeyin. Bu tehlikeyi çok iyi bilen Rabbimiz ısrarla bu konuda bizi uyarmaktadır. Uhut’ta müslümanların aldıkları küçük bir yara karşısında müslümanları gerisingeriye eski küfürlerine, eski şirklerine döndürmek için propagandalara girişen yahudilere, münafıklara dikkat çekiyordu bu âyetleriyle Rabbimiz. Diyorlardı ki ey müslümanlar, hani bu peygamberiniz Allah’ın elçisiydi? Hani Allah ona yardım edecekti? Hani ne oldu? Niye yenildiniz? Yalancı bir adamın arkasına düşerek bu kadar adamınızı niye telef ettiniz? Bizi dinleseydiniz, bize itaat etseydiniz başınıza bu felâketler gelmezdi diyerek müslümanları dinlerinden döndürmek, peygambere karşı kalplerinde şüphe uyandırmak, onları can evlerinden vurmak isteyen kâfirleri asla dinlememeleri, onlara asla itaat etmemeleri konusunda uyarıda bulunuyordu. O halde kâfirler dinlenmeyecek, kâfirlere asla itaat edilmeyecek. Gerek dünkü, gerekse bugünkü kâfirler, gerek yerli, gerek yabancı kâfirler. Hangi cinsi olursa olsun dinlemeyin onları. Onlar asla sizin hakkınızda hayır düşünmezler. Ama sakın ha bu kâfirleri bırakın-ca, bu kâfirlerin velâyetinden çıkıp Allah’ın velâyeti altına girince, bunları değil de sadece Allah’ı dinleyince bunların bize bir şey diyebile-ceklerinden filân korkmayalım. Bakın Allah diyor ki: