152. “Andolsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu, Onun izniyle kâfirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı kimi âhireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. Andolsun ki O sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.” Ey müslümanlar, Allah size verdiği sözünü tuttu. Muhakkak ki Allah size olan va’dini yerine getirmiştir. Peki hangi va’di idi bu Rab-bimizin? Nasıl bir vaatte bulunmuştu müslümanlara? Hani sûrenin 111. âyetinde: “Onlar, incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” Ey müslümanlar, ey dostlarım, kesinlikle bilesiniz ki bu kâfir-lerin güçleri, kuvvetleri, sayıları ne olursa olsun asla size bir zarar veremezler. Sadece sizi incitmenin ötesinde hiçbir şey yapamazlar. Sizler benim desteğimde olduğunuz sürece onlar sizinle asla savaşa-mazlar, asla sizinle bir savaşı göze alamazlar. Bunlar korkaktırlar, tabansızdırlar, sizin karşınızda zinhar kaçarlar onlar. Eğer sizler onlar karşısında müslümanca bir tavır ortaya koyabilirseniz onların kaçmaktan başka yapabilecekleri bir şey yoktur buyurarak müslümanlara zafer va’dinde bulunmuştu Rabbimiz. Yine sûrenin 125. âyetinde: Ey müslümanlar, eğer sizler Allah için kâfirlerle tutuştuğunuz bir savaşta sabrederseniz, Allah yasalarına göre hareket ederek kâfirler karşısında dişinizi sıkar, Allah’a tam olarak güvenir, zaferin tümüyle Allah’a ait olduğunu bilir ve kaçmayı, geri dönmeyi akıllarınızın ucundan bile geçirmezseniz, muttaki olursanız, ve düşmanlarınız da ansızın size saldırırlarsa, o zaman kesinlikle bilesiniz ki Rabbinizin size şanlı, nişanlı melekler göndererek kesin yardım edecektir. Yâni böyle alâmetli, savaşçı, savaşı çok iyi bilen, savaş için hazırlanmış 5000 melekle size yardım edeceğim buyurmuştu. Yine biraz önce okuduğum 151. âyetinde: “Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkâr edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!” Buyurarak kesinlikle karşılarındaki kâfirlerin kalplerine korku atacağını, mü’minlerin kalplerine de cesaret vereceğini vaâdetmişti. İşte burada da bu ve benzeri mü’minlere zafer ve başarı va’dlerini hatırlatarak buyuruyor ki Rabbimiz, andolsun ki ben Uhud günü size vaat ettiğim yardım ve zafer sözümü yerine getirdim. Savaşın ilk dönemi sayısal azlığınıza rağmen kâfirler sizin önünüzde bozulup kaçmaya başladı da siz onları Allah’ın izniyle doğruyordunuz. Önünüze geleni, arkasından yetiştiklerinizi öldürüyordunuz. Böylece Allah size olan va’dini gerçekleştirmiş oldu. Allah size vaâdettiği galibiyeti, zaferi gösterdi, ama sizler Rab-binizin size vaâdettiği bu yardımının şartlarını terk ettiniz. Zaferin yardımın şartlarını bozdunuz. Neydi zaferin şartları? Savaşın sonuna kadar Allah yasalarına riâyet, Allah’ın emirlerinin dışına çıkmamak, sabır, sebat. Sizler bu şartları bozana kadar Allah’ın yardımı ve zaferiniz devam etti, ama: Ne zamanki sizler savaşta kalp zaafına düştünüz, ne zamanki ganimete meylettiniz, ne zamanki dünyalıklar karşısında yılgınlık gösterdiniz, ne zamanki emir ve kumanda konusunda münakaşaya başladınız, ne zamanki komuta merkezine karşı başkaldırdınız, yâni Ra-sûlullah’ın emirlerini uygulama konusunda çekişip ihtilâfa düştünüz, mevzilerinizi, konumlarınızı terk ettiniz işte o andan itibaren Allah size istediğiniz, beklediğiniz, sevdiğiniz galibiyeti, zaferi, arzuladığınız ganimeti gösterdikten sonra olan oldu. O zaman içinizden kiminiz dünyayı, dünyalıkları arzu ediyordu, Rasûlullah’ın yerleştirdiği mevzilerini terk edip ganimete koşuyordu, kimileriniz de âhireti, âhiretin mükafatını arzu ediyordu. Arkadaşlarının devşirmeye koyulduğu ganimetleri, dünyalıkları değersiz görerek Rasûlullah’ın yerleştirdiği mevzilerini terk etmemekten yana bir tavır alıyor, âhireti dünyaya, şehâdeti ganimetlere tercih ediyordu. Bu durum gerçekten sizler için yapılmaması gereken bir şeydi ama: Sonra Allah denemek için sizi ondan çevirdi. Sizi o zaferden çevirdi. Düşmanlarınızdan yüzünüzü çevirdi, ya da kâfirlere, düşman-larınıza karşı size lütfettiği yardımı, desteği geri çekti. Size o zaferin ucunu gösterdikten sonra onu sizden geri aldı. Ama bununla birlikte Allah yine sizi bağışladı. Pişmanlığınız sebebiyle sizi affetti. Yâni sizin bu davranışlarınız, bu sabırsızlığınız, ganimete meylederek Rasûlul-lah’a karşı gelmeniz, eğer Rabbiniz sizi affetmeseydi gerçekten topunuzun helâk olmasına sebep olabilirdi. Allah’ın yardımı ve affı sonu-cunda bu büyük felâketten döndürüldünüz. Karşınızda zafer kazan-mış olmalarına rağmen hem sizi, hem Medine’deki ailelerinizi bırakıp Mekke’ye dönüp gitti kâfirler. Galip gelmişlerken ya sizin üzerinize, ya da Medine’deki sahipsiz ailelerinizin üzerine yürüyüverselerdi ne olacaktı sizin haliniz? Rabbimiz bu âyetleriyle Uhut’ta müslümanların takındıkları tavırlarını sorgulayarak kıyâmete kadar yeryüzünde gerçekleşecek iman küfür savaşlarının yasasını ortaya koyuyordu. Kıyâmete kadar müslümanların kâfirler karşısında verdikleri savaşlarda Allah’ın yardı-mına ve zafere ulaşabilmek için dikkat etmeleri gereken hususlar per-çinleniyor. Bakın Allah ilk önce müslümanlara yardım ediyor ve zaferi onlara gösteriyor. Ama ne zamanki müslümanlar yılgınlık gösteriyorlar, Rasûlullah’ın emirlerine karşı geliyorlar, baş kaldırıyorlar işte o zaman Allah onlara karşı yardımını ve zaferini geri alıyor. Allah’ın Resûlünün tepeye yerleştirdiği okçular Rasûlullah Efendimizin emrine karşı geliyorlar. Düşmanın kaçıp da arkadaşlarının ganimet topladıklarını gören okçulardan bir kısmı Rasûlullah’ın ısrarla sakın yerlerinizden ayrılmayın buyruğuna karşı gelerek mevzilerini terk ediyorlar. Dünya malına meyilleri Rasûlullah’ın emrine galip geliyor. Ve işte Rabbimizin içinizden kimileri dünyayı istiyordu ifade-siyle zemmettiği bir davranışı sergiliyorlar ve Allah’ın yardımının kesilmesine sebep oluyorlar. Öyleyse unutmayalım ki yeryüzünde kıyâmete kadar zuhur edecek hak bâtıl savaşlarında ne zamanki müslü-manlar dünyaya, dünyalıklara meylederlerse savaşı kaybedecekler demektir. Allah desteğini kaybedecekler demektir. Yeniçeri rahatına meyledip, dünyaya meyledip bu ıssız çöller aşılmaz, bu sıkıntılar çe-kilmez diyerek kılıcını kınına soktuğu andan itibaren Osmanlının hayatında yenilgi başlıyordu. Bugün de âlimiyle, cahiliyle, kadınıyla erkeğiyle tüm Müslümanlar dünyaya, dünyalıklara meyledip, Allah’ın kendilerini görmek istediği kulluk mevzilerini terk edip, ilmi, tebliği, emri bil’marufu, cihadı bir kenara bırakıp ganimet sevdasına, mal mülk sevdasına kapıldıkları için kâfirler karşısında yenilgiyi yudumlamaktadırlar. Zillet ve meskenet içinde bir hayatı soluklamaktadırlar.