153. “Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah işlediklerinizden haberdardır.” Okçular Rasûlullah Efendimizin emrine muhalefet ederek yerleştirildikleri yerlerini terk ederek dünyalık peşine düşünce Halid Bin Velîd komutasındaki süvariler okçulardan geriye kalan birkaç kişiyi şehid ederek o boğazı geçip müslümanlara arkalarından ansızın saldırıya geçti. Müslümanlar neye uğradıklarını bilemediler. Tabii bu ara-da Halid’in müslümanları arkadan kuşattığını gören, kaçmakta olan müşrikler de geriye dönerek müslümanlara saldırıya geçince müslü-manlar iki ordu arasında kalıp bozguna uğradılar. İki ordu arasında Müslümanlar doğranıyorlardı. Bu arada Rasûlullah’ın şehid edildiği haberi de yayılınca müs-lümanlar tamamen bozguna uğrayıp bir kısmı Uhud’a doğru, bir kısmı da Medine’ye doğru kaçmaya başladı. Yaralı bir vaziyette Allah’ın Re-sûlü yanı başındaki birkaç müslümanla birlikte olduğu yerde kalıp kaçmakta olan müslümanlara çağırıyordu. Bakın Allah diyor ki: Hani siz kesin elde ettiğiniz zaferin yenilgiye dönüşmesi, peygamberin şehid edildiği söylentisinin yayılması, galip durumda olan müşrik ordusunun Medine’deki çoluk çocuklarınıza saldıracağı korkusuyla hiç kimseye bakmadan, kendi başınızın derdine düşmüş bir vaziyette alabildiğine kaçıyordunuz. Peygamber de arkanızdan sizi çağırıp duruyordu. Ey müslümanlar, kaçmayın! Kaçmayın! Bana doğru gelin! Bana doğru gelin! Ben buradayım! diye sizi çağırıyordu. Evet Peygamberi arkanızda bırakmıştınız. Peygamber arkada savaş meydanında kalmıştı. Savaş meydanında çakılıp kalan, kaçma-yı zerre kadar aklının ucundan bile geçirmeyen peygamber kaçanları çağırıyor ve yeniden düşmânâ hücuma geçmelerini emrediyordu. Evet zaferi bizzat gözlerinizle gördükten sonra sizler kaçıyordunuz. Peygamberi bile savaş alanında bırakıp kaçıyordunuz. Peygamberin çağrısına bile kulak vermeden, onun dâvetine bile icabet et-meden, peygamberin yanında kalan az bir grup müstesna kaçıyordunuz. Böylece Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah sizi gama karşı gamla cezalandırdı. Siz bu kaçışınızla peygamberinizi üzdünüz, Allah da sizi üzdü. Veya siz peygamberinize gam üstüne gam tattırdınız. Onun emrine muhalefet edip şehrin dışında müşrikleri karşılama isteklerinizle, o tepeye yerleştirilen okçularınızın yerlerini terk etmeleriyle, peygamberi geride bırakıp savaş alanından kaçmanızla siz peygamberi kederden kedere sevk ettiniz, Allah da sizi kederken kedere sevk etti. Yaralanmanız, şehid olmanız, ele geçirdiğiniz zaferi kaybet-meniz, avucunuzun içindeki ganimetlerden mahrum edilmeniz, bunlardan daha büyüğü peygamberin şehid edildiği yalan haberinin size ulaşması gibi gam üstüne gam tattırdı Allah size. Kaybettiklerinize, kaybettiğiniz fırsatlara ve de uğradığınız felâketlere, başınıza gelen musibetlere üzülmeyesiniz diye Allah böyle yaptı. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Evet anlıyoruz ki, bütün bunları müslümanları eğitmek için yapıyordu Rabbimiz. Allah yolunda başlarına gelenlere sabredip metin olmaları, Allah’a güvenlerini sarsmamaları gerekiyordu. Allah bu konuda onları yetiştirmeyi murad ediyordu. Çünkü biz biliyoruz ki acı acıyı unutturur, gam gama galip gelir. Allah bir saniye içinde galipleri mağlup, mağlupları galip getirebilir.