154. “Kederden sonra, birtakımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa birtakımınız da kendi dertlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar, “Bu işte bizim bir fikrimiz var mı? “diyorlardı; Ey Muhammed! De ki: “Buyruğun hepsi Allah'ındır. “Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar, “Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik” diyorlar. De ki: “Evlerinizde olsaydınız haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. “Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalplerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.” Evet bu sıkıntıdan, bu gam ve kederden sonra Allah size bir güvenlik, bir emniyet duygusu indirdi ki içinizden bir kısmınızı uyku sarıyordu. Hattâ silahlarını bile bırakacak şekilde kendilerini emin hissedip uyuyorlardı. İşte bunlar içinizden Allah’a güvenleri tam olan, Allah’a tevekküllerinden ötürü cesaretlerini hiçbir zaman kaybetmeyen kimselerdi ki böylece Allah onların savaş ortamındaki korkularını kaldırıp yardım ve desteğini ulaştırmıştır. Savaşın ikinci bölümünde galip duruma geçen müşrikler müslümanlara karşı yine geleceğiz tehdidinde bulununca, yeni bir saldırıya maruz kalmaktan veya müşriklerin korumasız bir durumda olan Medine’ye yürümelerinden endişelenenler vardı müslümanların içinde. Buna karşılık Allah’a teslimiyetleri tam olanlar Allah’ın kendilerine gönderdiği bir güven duygusu içinde savaşın tüm acılarını unutmuş biz vaziyette uykuya dalarlarken beri tarafta bir grup da kendi başının derdine düşmüş, kendi canlarından başka bir şey düşünmez oldukları halde Allah hakkında cahiliye zannında, kötü zanda bulunuyorlar ve tedirginlik içinde kıvranıyorlardı. Bunlar ne Allah’ın dinine, ne Allah’ın elçisine, ne de öteki müslümanlara değer vermeyen, kâfirlerin mü’minlere karşı galebesine aldırış etmeyen sadece kendilerini, kendi menfaatlerini düşünen münafıklardı. Belki müslümanlar aleyhine bir komplo niyetiyle veya sadece ganimet devşirmek maksadıyla savaşa katılmış kimselerdi bunlar. Übey Bin Selül’le birlikte yarı yolda kaçıp giderlerken bunlar bu cesareti bile gösteremeyen kimselerdi. Bunlar Allah hakkında cahiliye zannı besliyorlardı. Allah hakkında düşünülmemesi gereken kötü bir zanda bulunuyorlardı. Allah’ın yenildiği, mağlup olduğu, ya da artık peygamberine yardım etmediği, peygamberin işinin bittiği, eğer o hak bir peygamber olsaydı kendisine yardım edileceği kötü zanlarında bulunuyorlardı. Kâfirlerin mü’minler karşısında Allah’ın bir hikmeti gereği böyle geçici bir zafer kazanmalarını nihaî bir zafer olarak değerlen-direrek artık iman davasının bittiği zannında bulunuyorlardı. İşte imanı kökleşmemiş, Allah’a itimatları perçinlenmemiş kimseler her zaman böyle kritik durumlarda sarsıntı geçirirler. Allah yolunda eziyetlere katlanamazlar böyleleri. Azıcık bir zor karşısında hemen imanlarından, davalarından dönüverirler. Bakın bu adamlar şöyle diyorlardı: Bu işten bize düşen bir şey var mı? Bu savaş işinde bize düşen bir tedbir var mı? Bu zafer işinde bize bir pay, bir ganimet var mı? Veya bu konuda bize bir söz hakkı var mı? Eğer bu konuda bize de bir söz hakkı düşseydi kesinlikle şimdi burada pisipisine öldürülmezdik. Eğer işin başında bizim sözümüz dinlenseydi bunlar başımıza gelmezdi. Bizi değil de peygamberi dinlediğiniz için bunlar başımıza geldi. Ne olacaktı bu savaş? Ne olacaktı bu müslümanlık? Medine’de gül gibi geçinip giderken bir peygamber geldi, bir cihad işi icad etti, biz Mekkelilere düşman olduk ve işte sonunda bunlar başımıza geldi. Halbuki emir konusunda, yasa konusunda, hayat programımız konusunda bu peygamberi dinlemeseydik, kendi hayat programımızı kendimiz belirleseydik bütün bunlar başımıza gelmeyecekti. Bütün bunlar müslüman olduğumuz için başımıza geldi. Halbuki hayatımız konusunda kendimiz söz sahibi olsaydık bu belâlara duçar olmazdık diyorlar. Evet hayat programımız konusunda bize de bir söz hakkı var mı? Bundan sonra şu egemenlik konusunda bize de bir yetki var mı? Yasa belirleme konusunda bize de bir söz düşecek mi? şeklindeki sorularına karşılık bakın Allah buyuruyor ki: De ki; emrin tamamı Allah’a aittir. Egemenlik tümüyle Allah’a aittir. Sizin savaşınızı barışınızı ve tüm hayat programınızı belirleme hakkı sadece Allah’a aittir. Zafer de, hezimette, galibiyet de, mağlubiyet de sadece Allah’a aittir. O mutlak egemen olandır ve dilediğini galip getirir, dilediğini de mağlup eder. Allah’tan başka hiç kimse bu konuda söz sahibi değildir. Peygamberim, korkuları sebebiyle onlar içlerinde sana açmadıkları bir şeyleri gizliyorlar. Onlar kendi aralarında bir küfür, bir nifak gizliyorlar ki onu sana açmıyorlar. Onlar seninle ve müslümanlarla birlikte bu savaşa çıktıklarından bin pişmanlık duyuyorlar ama bunu sana açıkça söyleyemiyorlar. Az evvel de ifade ettiğim gibi: Eğer azıcık da bizim sözlerimize kulak verilseydi burada öldürülmeyecektik diyorlar. Sanki ecelin iki olduğunu söylemeye çalışı-yorlar hainler. Bir taraftan Übey Bin Selül münafığının Medineden dışarı çıkmayalım şeklindeki reyinin doğruluğunu, diğer taraftan da Ra-sûlullah Efendimizin ashabının istişaresine uyarak Medine’nin dışına çıkarak savaş verme kararının yanlışlığını vurgulamak istiyorlar. Böylece peygamberi değil de Übey Bin Selül’ün dinlenmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Evet bizi dinleseydiniz burada ölmeyecektiniz diyorlar. Allah da buyurur ki bakın: De ki peygamberim, eğer sizler evlerinizde olsaydınız, Allah’ın üzerlerine ölümü takdir edip yazdıkları yine mutlaka devrilecekleri yere çıkıp gideceklerdi. Yâni eğer Allah adına bir savaşla Uhud’a kadar gelmeyip evlerinizde kalmış olsaydınız ölüm yazılmış olanlarınız mutlaka orada da öleceklerdi. Yâni ne savaşa iştirak etmeniz ölüm sebebidir, ne de evlerinizde kalmanız yaşama sebebidir. Allah ölümü takdir etmişse onu geri çevirmek mümkün değildir. Takdir etmemişse de kimse kimsenin kılına bile dokunamaz. Allah bütün bunları mü’minlere yardımı olmadığı için, mü’min-leri sevmediği için değil, dostlarını yardımcısız bırakmak istediği için değil, sizlerin göğüslerinizin içini yoklamak, göğüslerinizin içindeki ih-lâsı, nifakı açığa çıkarmak, kalplerinizdekini temizlemek için böyle yapmaktadır. Hem müslümanların kalplerini yatıştırıp bu tür mahrumiyetlere alıştırmak hem de müslümanların arasındaki münafıkları açığa çıkarmak için böyle yapar Allah. Allah kalplerin özünü bilendir.