157,158. “Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır. Andolsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.” Eğer Allah yolunda çıktığınız bir savaşta ölür ya da öldürülür-seniz Allah’tan bir mağfiret, bir bağışlama kâfirlerin ömür boyu top-ladıklarından toplayacaklarından daha hayırlıdır. Ölseniz de, öldürülmüş olsanız da unutmayın ki Allah’a haşr olunacak, Allah’a sevk olunacak, Onun huzurunda toplanacak ve hesabı Ona ödeyeceksiniz. Mükafat veya cezanızı Ondan alacaksınız. Allah’tan bir mağfirete ulaşmanız, Allah’ın geçmişinizi sıfırla-ması kâfirlerin dünyada topladıklarından çok daha hayırlıdır. Allah yolunda çıktığınız bir savaşta ölür ya da öldürülürseniz buna ulaşacak-sınız. İşte dünya budur. İşte hayat budur. İşte dünyada Allah’ın yasası budur. Dünyada Allah yasası gereği herkes ölecek. Ölümden kurtulan hiç kimse yoktur, ama önemli olan Allah adına ve Allah yolunda olma-sıdır. Allah için gittiği Uhut’ta şehid olan da, Allah ve Resûlünün dâvetine icabet etmeyip, Uhud’a iştirak etmeyip Medine’de karılar gibi evlerinde kalanlar da, kalplerindeki nifak hastalıklarından ötürü, sudan sebeplerle yarı yolda müslümanları terk edip, ökçelerinin üstünde gerisingeriye dönenler de, böyle bir iman küfür savaşında her iki ordunun dışında kalanlar da, Uhut’tan habersiz dünyanın değişik bölgelerinde yaşayanlar da hepsi hepsi öldüler. Sanki Uhud’a iştirak edenler öldü de diğerleri yaşadı mı? Orada doğranıp Allah için şehid olanlar öldü de onları doğrayanlar ölmediler mi? Uhut’ta mağlup olanlar öldüler de galipler ölmediler mi? Savaşın en ön safında yer alanlar öldüler de gerilerde kalanlar ölmediler mi? Yeryüzünün en büyük mülk ve saltanatına sahip olan, cinlere bile hükmeden Süleyman (a.s) bile bir gün bu dünyayı terk edip giderken başkaları ölmeyecekler mi? Kim ölmeyebilir ki bu dünyada? Kim çare bulabilmiş, kim becerebilmiş ki ölmemeyi? İşte hayat budur. İşte Allah’ın yeryüzünde işleyen yasası budur. Hayat ölümle iç içedir. Hayat da, ölüm de reddedilemeyecek bir gerçektir. Öyleyse kesinlikle bilelim ki ölüm adım, adım bizi takip etmektedir. İnsan Rabbine doğru çabalamaktadır. Rabbine doğru, ölüme doğru hızla koşmaktadır. Her an tıpkı bir maraton gibi hızla Rabbine doğru gidiyor insan. Öyle değil mi? İnsanın dünyada tüm çabası, tüm gayreti, tüm uğraşısı, gitmesi, gelmesi, yürümesi, durması, yatması, uyuması, yemesi, içmesi hep Rabbine doğrudur. Her şey bir gün insanı Rabbiyle karşı karşıya getirmeye yöneliktir. Yâni insan dünyada her an Allah’a yaklaşıyor demektir. Her haliyle Allah’a doğru gidiyor demektir. Kişi her nefesi yaşama adına alır ama, her nefesiyle Allah’a biraz daha yaklaşıyor. İnsanoğlu yaşa-mak için nefes alır ama her nefesi onu ölüme biraz daha yaklaştırmaktadır. Nefes almasa ölecek, ama nefes alsa yine ölecek. Hani a-cele giden ecele gider, yavaş gidenin de ecel arkasından yetişir ya, işte insanoğlu her adımda mezardan kaçar ama, her adımda ona doğru biraz daha yaklaşır. Öyleyse unutmayalım ki, bizim de tüm çabalarımız, tüm uğraşlarımız mezara doğrudur. Biz şu anda mezar aramaya çıkmışız. Belki şu anda içimizden birisi burada bulacak aradığı mezarını. Burada öldük mü işte mezarımız burası. Ne o korktun mu? Hiç korkma-ya gerek yok. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım ki şu anda üzerimizdeki elbisemiz ilk kefenimiz ve şu anda üzerinde oturdu-ğumuz mekân bizim ilk mezarımız olabilir. Her şey yokluğa doğru, yok olmaya doğru gidiyor. Sema, arz, ay, güneş, yıldızlar, bitkiler, insan her şey yokluğa doğru gidiyor. Hepsi gitsin ben kalırım, ben gitmek istemiyorum diyemezsiniz. Öyleyse ey müslümanlar, sakın bu kâfirler gibi düşünmeyin. Sakın Allah yolunda yapılacak bir savaşı kesin ölüm sebebi kabul edip savaştan geri durmayın. Asıl böyle yaparsanız ölümünüzü, sonu-nuzu hazırlamış olursunuz. Sizler dünya hayatı yerine âhireti satın alanlar olun. Fâniyi verip de bâkîye talip olanlar, dünya hayatının basit zevklerini bırakıp cennete ve Allah’ın rızasına talip olanlar olun. Allah yolunda, Allah’ın egemenliğini gerçekleştirmek için, ila-i kelimetullah için savaşın. Çünkü unutmayın ki Allah yolunda savaşanlar geçici ve basit dünya hayatını satıp karşılığında ebedî olan âhireti satın almışlardır. Kim dünya hayatının geçiciliğini, derbederliğini, fâniliğini, zavallılığını bilir de Allah yolunda savaşarak buradaki zevkini, sefasını âhi-ret hayatı, âhiret mutluluğu için fedâ etmeyi becerebilirse, fâniyi verip bâkîyi kazanmayı becerebilirse, Allah’ın mağfiretini kazanabilirse işte kazançta olan odur. Dünyayı da âhireti de en iyi değerlendiren odur. Öyleyse dünya hayatına karşılık âhireti satın almak isteyenler Allah yolunda savaşsınlar. Unutmayın ki kim Allah yolunda savaşırken ölür ya da öldürülürse Allah huzurunda toplanacak ve ecirlerin en büyüğüne ulaşacaktır. Yine unutmayalım ki Allah adına savaşan bir müslüman ölse de galiptir kalsa da. Bundan sonra bu savaş çerçeve-sinde Rasûlullah efendimizle alâkalı bir değerlendirme gelecek: