15. “Ey Muhammed, de ki: “Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarında ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür.” Size sizin için süslenmiş, ziynetlenmiş olan bu geçici, bu sonlu dünya hayatından daha güzelini, daha üstününü, daha kalıcı ve değerlisini haber vereyim mi? Kadınıyla-kızıyla, atıyla-arabasıyla, altınıyla-gümüşüyle, elmasıyla-armuduyla, bağıyla-bahçesiyle bu dünyadan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Peki yâni şu anda uğrun-da her şeyimizi fedâ ettiğimiz, bir ömür boyu elde etmek için çırpındı-ğımız bu dünyadan ve dünyadakilerden daha mükemmel, daha hayırlı ne olabilir ki? Bu dünyanın şu güzelim kadınlarından daha güzel, daha hayırlı, daha ilgi çekici, bu dünyanın erkeklerinden daha değerli ne olabilir ki? Şu anda bakıp bakıp sevindiğimiz, göz aydınlığımız bu dünyanın oğullarından, kızlarından daha hayırlı ne olabilir ki? İnsanların şu anda kıbleleştirip hedef bildikleri, elde etmek için gecelerini gündüzlerine katarak bir ömür boyu çırpındıkları bu dünyanın altınından-gümüşünden daha kıymetli ne olabilir ki? Sayesinde insanların saygınlık kazandıkları bu dünyanın evinden-barkından, bağından-bahçesinden, villasından-köşkünden daha meftun edici ne olabilir? Mükemmel görünümlü otomatiğin otomatiği altımızda süzülüp giden bu dünyanın arabalarından, uçaklarından, gemilerinden daha güzel ne olabilir? Bizim için bütün bunlardan daha değerli, daha hayırlı, daha güzel ne olabilir ki Allah bunlardan daha güzellerinden söz ediyor? Halbuki dünyada şu sayılanlara ne kadar muhtacız bizler değil mi? Bütün bunlar dünyanın, hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlarsız bu hayatı yaşamamız mümkün değildir. Bunları göz ardı edersek bu hayat çekilmez olur. Bunlarsız bu hayatı yaşamak mümkün değildir. Yâni şöyle demek Allah dininde caiz değildir: Madem ki bu kadınlar değersizdir, madem ki onlardan daha değerlileri vardır, öyleyse Allah katında hayırlı olmayan bu kadınlarla hiç evlenmemeliyiz. Allah’ın hayırsız dediği bu kadınlarla asla beraber olmamalıyız. Madem ki bu dünyanın oğulları-kızları, evlâtları hayırsızdır, öyleyse hiçbir zaman çoluk-çocuk sahibi, evlâd-u ıyal sahibi olmamalıyız. Oğuldan-kız-dan uzak bir hayat yaşamalıyız. Madem ki altının-gümüşün Allah katında hiçbir hayrı, hiçbir değeri yoktur, öyleyse parasız-pulsuz, altın-sız-gümüşsüz bir hayat yaşayalım. Atımız-arabamız, ekinimiz, tarla-mız, tapanımız, bağımız, bahçemiz, koyunumuz, devemiz, meyvemiz, sebzemiz olmasın. Bunların hiçbirisine sahip olmayalım demek Allah’ın dinine, Allah’ın rızasına uygun bir anlayış değildir. Dünya hayatının devamı için, dünyada Allah’ın bizden istediği kulluğun idamesi için elbette bunlara da ihtiyaç vardır. Çünkü yeryüzünde Allah’ın istediği hayatın devamı bunlara bağlıdır. Yeryüzünde insan neslinin devamı kadınla erkeğin bir araya gelerek Allah’ın istediği biçimde bir beraberlik kurmalarına ve onlardan doğacak çocukların varlığına bağlıdır. Hayatın devamı yenilip içilecek maddelerin varlığına bağlıdır. Ama Allah diyor ki ey kullarım, bilesiniz ki sizin için bunlardan daha hayırlı, bunlardan daha değerli şeyler vardır. Bunlar da hayat için gereklidir ama, bunlardan çok daha hayırlı olan şeyler vardır. İşte Allah diniyle Allah dışındakilerin dinlerinin ayrıldığı, ayrıştığı nokta burasıdır. İşte Allah’ın değer yargılarıyla Allah’tan başkalarının değer yargılarının ayrıştığı nokta burasıdır. İşte Allah’ın hayata, dünyaya ve dünyalıklara bakışıyla Allah’tan başkalarının bakışının ayrıldığı nokta burasıdır. Allah’ın hayat programıyla, Allah’ın yoluyla, Allah’ın diniyle başkalarının yolunun, başkalarının hayat programlarının ayrıldığı nokta. İman yoluyla başka yolların kesiştiği nokta. İman yoluyla iman karşıtı yolların temel farkı işte buradadır. Allah dininin dışındaki dinler, Allah yolunun dışındaki yollar, Allah sisteminin dışındaki sistemler, programlar için hayat bu dünyadan ve sayılardan ibarettir. Onlar sadece bu sayılanları hedef alırlar. Tüm plan ve programlarını bu sayılanlar üzerine bina ederler. Hayatta kabul ettikleri değerler sadece bunlardır. Kadın onlar için kıbledir, para onlar için hedeftir, altın-gümüş onlar için hedeftir. Tüm hayatları, tüm endişeleri, paraya-pula, altına-gümüşe, ulaşmaktır. Bunlara ulaşmak onlar için bu dünyada her şeydir. Ama Allah’ın dininde, Allah’ın yolunda, Allah’ın hayat progra-mında böyle değildir. Allah’ın değer yargısına göre tamam, dünyada bunlar da olmalıdır, bunlara da ihtiyaç vardır, ama bu dünyada hedef sadece bunlar değildir. Bunlar her şey değildir. Bunlarla beraber bunlardan daha hayırlıların, bunlardan daha üstünlerin varlığına da iman vardır Allah’ın dininde. Bakın bu hayırlıları âyetin devamında Rabbi-miz şöylece anlatıyor: Muttakiler için, Allah’ın dininin bilincinde olanlar, Allah’a kulluk-larının, Allah’a karşı sorumluluklarının şuurunda olanlar, Allah’ın koruması altına girenler, velâyetlerini Allah’a verenler, Allah’ın kitabıyla birlikte olanlar, kitapla yol bulanlar, hayatlarını, bakışlarını, düşüncelerini, değer yargılarını, tanımlarını Allah’ın kitabına göre düzenleyenler için, hayatlarını Allah için yaşayanlar, hayatlarında Allah’ın sınırlarını aşmama konusunda duyarlı olanlar için, cehennemden korunanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Zemin-lerinden ırmaklar akan cennetler, yahut kendi taht-ı tasarruflarında ırmakların akıtıldığı cennetler vardır onlar için. Kendi emirlerine verilmiş bal ırmakları, su ırmakları, süt ırmakları ve şarap ırmakları akıp gitmektedir o cennetlerde. Eh peki şimdi şu anda dünyada da yok mu bu ırmaklar? Dünyamızda da gürül gürül akıp giden şu ırmaklarla dünyamızı da cennete çeviremez miyiz? Dünyada da bir cennet hayatı yaşayamaz mıyız? Cenneti dünyaya taşıyamaz mıyız? diyerek şu anda Allah dininden habersiz bir hayat yaşayan insanlar, kâfiriyle-müslümanıyla, erkeğiyle-kadınıyla Allah korusun dünyayı cennetleştirme, ya da cenneti dünyaya taşıma cinnetine kapılmışlar. İşte görüyoruz, insanlar evleriyle-barklarıyla, saraylarıyla-köşkleriyle, bağlarıyla-bahçeleriyle, parklarıyla-plajlarıyla, kadınlarıyla-kızlarıyla ne var? Pekâlâ biz de bu dünyayı cennete çevirebilir, pekâla bu dünyada biz de bir cennet hayatı yaşayabiliriz diyerek bir dünya görüşüne, bir dinler silsilesine sahip çıkmaktadırlar. Dünyayı cennetle özdeşleştirme, dünyayı tatminkâr bulma, yeterli bulma ve cennet hedefini diskalifiye etme kavgası içine girmektedirler. Ama bakın Allah diyor ki cennette bal, süt, su, şarap ırmakları akmaktadır. Dünyada da bunlar vardır, ama bakın bu cennetin, bu ırmakların bir özelliği daha var : Orada ebediyen kalış vardır. Cennet ve nimetleri ebedidir, sonsuzdur, ölümsüzdür. Orada ebediyen kalıcıdır o mü’minler. Rabbimizin muttakilere hazırladığı cennetindekiler dünyadakilerden farklıdır. Dünyadakiler bir gün gelip mutlaka son buldukları hal-de cennettekiler ebedidir. Bakın Allah’ın kitabında anlattığı bütün bu nimetler, bütün bu lütuflar kâfirlerin kulağına gittiği halde, kâfirler bunları duydukları halde, hayret ki yine de âhireti inkâr etmeye sebep bulabiliyorlar. Hayret ki cenneti gündeme almadan bir hayat yaşayabiliyorlar. Cennette Allah’ın Mü'minler için hazırladığı bu nimetler anlatılınca kâfirler diyorlar ki: Ne yâni! Onları pekâlâ biz de bulabiliriz dünyada! Biz de elde edebiliriz, bulabiliriz istediklerimizi bu dünyada. Bağ, bahçe, elma, armut, kadın, şarap ve canımızın istediği her şeyi canımızın istediği kadar buluruz! diyorlar. Ama: Deyince, o cennetin ve cennettekilerin ebediyen bu nimetleri kaybetmeden yaşayacakları söylenince işte orada adamların solukları kesiliyor. İşte orada pilleri bitiyor ve dilleri boğazlarında kalıyor adamların. Çünkü bunların dünyada elde ettiği şeylerin hiçbirisi sonsuz değildir. Ya onlar bu adamları terk edip gitmektedir, ya da kendileri bu nimetleri terk edip gitmektedirler. Hepsi dünya ile, ömürleriyle sınırlı şeylerdir. İşte bu cennet, hayatlarını Allah için yaşayan, Allah’ın âyetleriyle bir hayat yaşayan muttakiler için hazırlanmıştır. Başka neler varmış o cennette? Ve orada onlar için tertemiz eşler vardır. Tertemiz zevcler ve zevceler vardır. Erkekler için tertemiz zevceler, kadınlar için de tertemiz kocaları vardır orada. Evet âyet-i kerimede kadının temizliğinden, erkeğin temizliğinden söz ediliyor. Yâni eşlerin temizliğinden bahsediliyor. Bunun anlamı şudur: Oradaki eşler hem madde olarak kan, idrar, koku, hayız, nifas, dışkı vs gibi şeylerden temizlenmiş, arındırılmış olacak, bunların hiçbirisi olmayacak şeklinde tertemiz. Hem de mânâ olarak düşünebileceğimiz tüm pisliklerden de arındırılmış olacaktır onlar. Meselâ yalan, dolan, cinsinden aldatma cinsinden, ahlâksızlık, geçimsizlik cinsinden de bir kötülüğü, bir pisliği, bir necisliği, bir küfrü, nifakı, inkârı olmayacak tertemiz eşler verilecektir onlara. Çünkü dünyada onlar tertemiz bir hayat yaşamışlardı. İffetli bir hayat yaşamışlardı. İşte dünyada yaşadıkları bu tertemiz hayatın sonunda tertemiz bir cennette tertemiz eşleri vardır onların. Onlar birbirleri için hep temiz, hep genç, hep tomurcuk, hep taptaze eşlerdir. Başka ne vardır onlar için cennette? Bir de “rıdvanun minallah” vardır onlar için o cennette. Rıd-vanun minallah, Elhamdülillah. Bu sayılan cennet makamlarından, cennet nimetlerinden daha üstünü, daha yücesi de işte bu Allah’ın rıza ve rıdvanıdır. İşte dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıları bunlardır. Allah razı olacak o kullarından. Bu ne büyük bir şereftir. Bundan daha büyük bir nimet, bundan daha üstün bir şeref düşünülebilir mi? Cennet nimetleri, ama onların da ötesinde o cenneti sunan Allah’ın rızası ve hoşnutluğu. Çünkü onlar dünyada Allah’tan hoşnut olmuşlardı. Allah’ın dininden, Allah’tan gelenlerden, Allah’ın âyetlerinden, Allah’ın yasalarından, Allah’ın hayat programından razı olmuşlar, Allah için bir hayat yaşamışlar ve böylece Rablerini kendilerinden razı etmişlerdi, işte şimdi de Allah kendilerini razı ediyordu cennetiyle ve ikramıyla. Bu gerçekten çok önemlidir bizim cennetimiz için ki; Allah’ı razı etmek, Allah’tan razı olmaya bağlıdır. Allah’ı razı etmek, Allah’ın rızasına ulaşmak, dünyada Onun razı olduğu bir hayatı yaşamaktan geçer. Cennette Allah’ın rıza ve rıdvanına ulaşmak dünyada Allah’-tan ve Allah’ın gönderdiklerinden, Allah’ınkilerden razı olarak bir hayat yaşamaya bağlıdır. Din adına , hayat programı ve sistemi adına, hukuk adına, eğitim adına, kanun adına , kazanç adına, eşya adına ve ev tefrişi adına en güzeli olarak Allah’ınkileri bilir, kabul eder, Allah’ınkinden hoşlanıp razı olabilirsek Allah’tan razı olmuş ve Rabbi-mizi kendimizden razı etmiş olacağız. Hayatımızı hep Allah’a sorarak yaşayabilirsek, Allah’ın kitabıyla hareket edebilirsek, Resûlünün örnek hayatı örnekliliğinde yaşayabilirsek, Allah’ın razı olduklarından razı olup, razı olmadığı, izin ver-mediği şeylerden nefret edebilir, uzak durabilirsek, hayat program-larımızı insanlardan veya toplumdan veya Avrupa’dan, Amerika’dan, İsviçre’den, Fransa’dan almaya kalkışmayarak sadece Allah’ınkiler-den razı olabilir, kulluğumuzu sadece Allah’a yapabilirsek, böylece biz Allah’tan razı olunca Allah da bizden razı olacaktır. Ve işte razı olduğu kullarına razı olacakları bir hayatı sunuyor Allah. O muttakiler için işte cennette böyle bir hayat vardır. Tamam dünyayı, âhireti, cenneti, Allah’ın rızasını anladık da, peki şimdi ne ya-palım? Nasıl bir hayat yaşayalım da bu cenneti ve rızayı kaybetmeye-lim? Bu işi nasıl ayarlayalım? Yâni dünyayla âhiretin dengesini nasıl kuralım? Acaba Allah katındaki bu dünyadakilerden çok daha üstün, çok daha hayırlı olanları kaybetmemek için acaba dünyadakilerden tamamiyle soyutlanalım mı? Meselâ dünya kadınlarından uzaklaşarak bir hayat mı yaşayalım? Dağ başlarına, mağara kovuklarına mı gidelim? Hayır, yok böyle bir şey. Allah böyle bir şey istemiyor bizden. Rabbimiz kitabında bizzat evlenin diye emrediyor. Nisâ sûresinde, başka sûrelerde içinizde evlenmedik, cinsel arzuları doyurulmadık bir tek insan kalmasın diyor. Toplumunuzda köleler ve câriyeler de dahil herkesi evlendirin diyor. Aksine bütün bu emirler muvacehesinde dünyada Rabbimizin koyduğu bu toplumsal yasa gereği şartları haiz olduğu halde bir kimsenin ben evlenmek istemiyorum demeye hakkı yoktur. Nitekim Allah’ın Resûlü de nikâhı kendi sünneti olarak anlattık-tan sonra, evlenmeyen, sünnetini ihlâl eden kimselerin kendisinden olmadığını söylüyor. Bu din, kitabı ve sünnetiyle toplumda aç ve susuz hiç kimse kalmadığı gibi, ekonomik ihtiyaçları karşılanmamış bir tek insan kalmadığı gibi, cinsel ihtiyaçları karşılanmamış bir tek ferdin bile kalmamasını emretmektedir. Din böyle diyor. O zaman nasıl anlayacağız bunu? Kesinlikle daha hayırlıları vardır diye bu dünya kadınlardan ve erkeklerinden uzaklaşmayacağız. Bu dünyada Allah yasaları gereği kadın erkekle, erkek de kadınla beraber olacak. Ama burada Allah’ın istediği şudur: Kadın için erkek, erkek için de kadın hiçbir zaman Allah ve Resûlünün önüne geçmeyecektir. Kadının erkek için önemi, erkeğin de kadın için değeri unutmayalım ki Allah ve Resûlüne itaatle sınırlıdır. Eğer erkek için kadının, kadın için de erkeğin varlığı, sevgisi, arzuları, istekleri, ilişkileri Allah ve Resûlünün arzularının, isteklerinin, sevgilerinin, hatırlarının önüne geçerse, Allah ve Resûlü, Allah ve Resûlünün arzuları bir tarafa bırakılırsa o zaman işte bu kadın da bu erkek de hayırsızdır ve hayırlıyı kaybettirecek, cenneti kaybettirecek bir konumdadır. Ama aslında birbirlerine haram olan erkek ve kadının Allah’ın belirlediği biçimde nikâh bağıyla bir araya gelip, yâni Allah yasaları gereği bir araya gelip dünyada birlikte Allah’ın rızasını kazanabildikleri, helâl yollarla birbirlerinden istifade edebildikleri, Allah’ın istediği biçimde hayatlarını birleştirip huzur içinde birlikte Allah’a kulluklarını gerçekleştirebildikleri, birlikte cenneti kazanabildikleri sürece, Allah’ın razı olduğu bir aile yapısı oluşturup yaşadıkları sürece değerlidirler. Kadın ve erkek bir araya gelip bu hayatı yaşarlarken, hedef olarak eğer Allah ve Resûlünü belirlemişler, bir araya gelmelerinde Kitap ve sünneti ölçü kabul etmişlerse işte o zaman dünyanın süsü olan bu kadın ve erkek, dünyanın en güzel ziyneti olan bu Allah sevgilisi eşler elbette öteki âlemin de ölümsüz kadını ve erkeği olacak, cennetin ziyneti olacaklardır. Cennet işte bu kadın ve erkekle değer kazanacaktır. Değilse, Allah’ın istemediği bir şekilde bir araya gelen, Allah’ın istemediği bir hayat yaşayan, birleşmelerinin temel hedefi kulluk olmayan birliktelikleri kendilerini cennete götürmeyen, kitaptan ve sünnetten habersiz bir hayat yaşayan kadınında erkeğinde Allah katında beş paralık bir değeri yoktur. Oğullar, kızlar da böyledir. Oğullar kızlar da dünyanın süsü ve ziynetidir. Sever insanlar onları. Herkes oğulları, kızları olsun ister. Ama eğer onlar Allah ve Resûlünün önüne geçirilirse bilesiniz ki onlar kayıptadırlar. Allah’ın istemediği biçimde eğitilen çocuklar kayıptır. Allah’ın istemediği şekilde beslenen çocuklar kayıptır. Neyle besliyoruz çocuklarımızı? Bedenlerini, fikir dünyalarını, inanç dünyalarını neyle besliyoruz? Ne yediriyoruz onlara? Kimlere teslim ediyoruz kalplerini, kafalarını? Kimlere teslim ediyoruz eğitsinler diye? Duymaya başlı-yorlar, önce ne duyuruyoruz onlara? İyi bilelim ki yirmi yaşına gelmiş, otuz yaşına gelmiş, ama dinle tanıştırmadığımız, kitap ve sünnetle tanıştırmadığımız, materyalist eğitim çukurlarına gömdüğümüz, televizyon ekranlarına gömdüğümüz, stadyum çukurlarına, kumarhane yuvalarına, eğlence yuvalarına, zevk çukurlarına gömdüğümüz, güya istikbalini düşünerek paraya, bilgisayara, mühendisliğe yatırım yaptığımız çocuklarımız kayıptır. Bu çocuklar bizim için hayırlı değildir. Kendileri cehennem yolunda olan, bizleri de cehenneme götüren evlâtlar hayırsızdır. Öyleyse Allah için onları bu dünyada Allah’ın emâneti bilelim, emânetle ilişkilerimizi emânetin sahibinin istediği şekilde ayarlayalım, onları kitap ve sünnetle tanıştırarak hayırlı olan cennete kazandırmanın kavgasını verelim, onlarla birlikte cennete gitmenin kavgasını verelim inşallah. Unutmayalım ki oğulları ve kızlarıyla bu dünyada sonsuza dek cennete gitme hesabı içine girmeyen insanlar için, sahip oldukları oğullar ve kızlar sadece bu dünyanın süsüdürler, ama öteki âlemin ölümsüz ziyneti ve süsü değildirler. Oğullarıyla, kızlarıyla bu dünyada cennet hesabı içine girenler, oğullarını kızlarını cennete yatırım yapanlar, Allah’a kulluğa fedâ edenler için cennette onlarla birlikte yaşayacakları ebedilik hayatı vardır. Veya altın-gümüş, para-pul, servet-sâmân güzel şeylerdir bu dünyada. İnsanlar sever onları. Herkes sahip olmak ister onlara. Zaten daha önce de söylediğim gibi bizim onlardan uzak kalmamız da istenmiyor. Atlar, arabalar, ekinler, develer, koyunlar kimin hoşuna gitmez bu dünyada? Nitekim insan fıtratını herkesten daha iyi bilen Rabbimiz Nahl sûresinin sonlarına doğru bunu şöyle anlatıyordu: “Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz. Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.” (En’âm 5,6) Evet bizi bizden daha iyi tanıyan, bizim fıtratımızı herkesten daha iyi bilen Rabbimiz buyuruyor ki; onlarda sizin için sevip beğeneceğiniz pek çok güzellikler vardır. Akşamleyin meralardan, otlaklardan, yaylım yerlerinden göğüsleri dolu dolu evlerinize dönerlerken, evlerinize doğru salınıp gelirlerken ne kadar hoşunuza giderler onlar. Ayrıca sabahleyin evlerinizden onları yaylım yerlerine doğru salarken de keyifle onların güzelliklerini seyredersiniz. Göğüsleri sütle dopdolu olduğu halde salına salına size doğru gelen o davarlar sizin hoşunuza gider buyuruyor. Elbette hoşlanır insanlar bundan. Ama dünyada hoşumuza giden bu varlıklarımız bizi Allah’tan alıkoymamalıdır. Bizi Allah’a kulluk-tan alıkoymamalıdır. Bizi âhiretten, âhiret hesabına bir hayat yaşama-maktan alıkoymamalıdır. Bize Allah’ı ve âhireti unutturmamalıdırlar. Bunlara ulaşmamız, bunları elde etme derdimiz ve bunlarla ilişkileri-miz bize Allah yasalarını, Allah’ın helâl haram yasalarını çiğnettirme-melidir. Bunlar hayatımızda putlaşıp hedef haline gelmemelidir. Tüm bu sahip olduklarımızı günün birinde Allah için elimizden çıkarmamız söz konusu olduğu zaman hiç tereddüt etmeden fedâ edebilecek bir durumda olmalıyız. İşte o zaman bunlar dünyada güzelleşecek, hayırlı hale gelecek ve öbür tarafın hayırlılarını kazanmamıza sebep olacaklardır. Değilse Allah korusun öbür tarafın hayırlılarını kaybettiren birer dünya süsü, birer dünya hayırsızı olmaktan öte hiçbir şey ifade etmez bunlar. Demek ki insanların hevesi bazen kadınadır, bazen çoluk çocuğa, bazen kantar kantar altın ve gümüşe, bazen nişanlı atlara, mercedese, opele, şahine, bağlara, bahçelere, evlere apartmanlaradır. Âl-i İmrân sûresinin 14. âyetinde anlatıldığına göre Mevlâ bunlara bir heves kılmıştır insanda. Bazen marka, dolara, bazen inciye, mücevhere hevesi vardır insanın. Bu normaldir çünkü onun fıtratında vardır bu. Fakat insanın fıtratında mevcut olan bu hevesler, bu arzular, bu meyiller Peygamberimizin hadisinde de ifade edildiği gibi eğer İslâm’a, eğer Allah’ın kitabına, Rasûlullah’ın getirdiği vahye kanalize edilirse, vahye mutabakat ederse o zaman kişi iyi bir müslüman olacaktır. Meselâ paraya heves var kişide. Çok param olsun, çok servetim olsun ister insan. Tamam ama ona kul köle olma adına değil de, onunla insanlara hava atmak ve olmayacak yerlerden onu kazanıp, meşru olmayan yerlerde harcamak değil de, Allah’a düşmanlıkta değil de Allah’ın rızasını kazanma yolunda harcarsa, bu paranın, bu malın ve mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir, bu konuda Allah’ı söz sahibi kabul eder ve Allah’ın istediği biçimde kendisine, ailesine, müs-lümanlara, diğer varlıklara harcamayı bilirse işte o zaman kişinin paraya olan bu hevesi İslâm’a kanalize edilmiş demektir. Evet paranın kazanç yolunu da, sarf yolunu da Allah’a sorarak belirleyen bu konudaki heveslerini Rasûlullah’ın getirdiği dine mutabakat ettiren kişinin hevesi, Rasûlullah’ın getirdiğine uyum sağlamış demektir. Veya meselâ bir adam düşünün ki karısını seviyor. Hevesi var onda. Ama bir gün öğrendi ki, Allah kendisine peygamberi vasıtasıyla, karına şu şekilde davranacağını bildirdi. Meselâ namaz konusunda onu zorlayacaksın! Tesettür konusunda onu tehdit edip gerekirse hafifçe döveceksin dediyse, o da bunu öğrenir öğrenmez aynen Rasû-lullah efendimizin dediği gibi uygularsa, işte o zaman bu kişinin karısına olan hevesi Rasûlullah’ın getirdiğine teslim olmuştur. Allah’ın Re-sûlünün buyurduğu biçimde karısını insan bilen, onunla ilişkisini Ra-sûlullah efendimizin tarif buyurduğu biçimde ayarlayan, karısını Allah’ın kitabıyla ve Resûlünün sünnetiyle tanıştıran, onun cennet yolunu açıp, cehennem yollarına barikatlar koymaya çalışan bir kişinin karısına olan hevesi Rasûlullah efendimizin getirdiğine teslim olmuş, mutabakat etmiş demektir. Veya çocuğuna hevesi olup da ona olan hevesleri onu sabah namazına kaldırmaya engel olan ebeveynin durumu da budur. Çocuklarına olan hevesleri uykusuz kalacak, zayıf düşecek diye onu Ra-sûlullah’ın istediği biçimde sabah namazına kaldırmayan babanın ananın hevesleri, Rasûlullah efendimizin getirdiği dine mutabakat etmemiş demektir. Kızına hevesi olup da onu Rasûlullah’ın istemediği bir kılık kıyafetle sokağa çıkmasına izin veren veya onu balerist yapmaya, şarkıcı yapmaya çalışan, onu Allah ve Resûlünün istemediği şekilde eğiten, çocuklarını paraya yatırım yapan, onların Allah’ın dinine yatırım yapmayan bir ebeveynin hevesleri de Rasûlullah’ın getirdiğine uymamış demektir. İşte muttakiler için dünyadakilerden çok daha hayırlı şeylerin hazırlandığını anlattı Rabbimiz. Peki kimmiş bu muttakiler? Onların özellikleri neymiş? Ne derlermiş onlar Rablerine? Bundan sonraki âyetlerinde Rabbimiz bize onların dualarını ve özelliklerini anlatacak. Rabbimiz dünyayla âhiretin bir mukayesesini yapmış, dünyada verilenleri Allah yolunda iyi değerlendirenlere cennette onlardan çok daha hayırlıların verileceğini anlatmıştı. Öyleyse ey müslümanlar, gelin altın-gümüş sevdalısı olmayalım. Mark-dolar sevdalısı, dükkan-tez-gah sevdalısı, ekonomik yönden daha çok büyüme sevdalısı olmaya-lım. Dünyada hesabımızı bunlara göre yapmayalım. Gelin cennet hedefli bir dünya yaşayalım. Bu hesabı yaparken Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini ölçü alalım da Allah’ın rızanın nerede olduğunu güzel bilelim. Gelin kitapsız, sünnetsiz bir hesabın içine yanlış bir dünya-âhiret dengesi kurmayalım. Allah’a kulluğa dayalı bir hayat yaşayarak bu dünyayı ve bu dünyada Allah tarafından bize verilenleri Allah’a verelim. Bu dünyayı, bu hayatı onu bize veren Allah’a kulluğa dönüştürelim de sonunda Allah katında bizim için vaadedilen hayırlı olanları kazanmış olalım inşallah. Bakın bundan sonraki âyetinde de Rabbimiz muttakilerin dualarını gündeme getiriyor: