16,17. “Onlar ki "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru”diyen sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarf eden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.” Muttakiler diyorlar ki; ey Rabbimiz, Biz sana iman ettik. kitabı-na iman ettik. Biz senden gelen hayat programına iman ettik. Senin dinine, senin elçine onun getirdiklerine ve senin değer yargılarına iman ettik. Biz senin dünya ve âhiret değerlendirmene, dünyayı senin istediğin gibi değerlendirdiğimiz takdirde senin bize vaâdettiğin hayırlılara iman ettik. Biz inanıp teslim olduk ki bu âyetler doğrudur. Fâtiha doğrudur, Bakara doğrudur, Âl-i İmrân doğrudur, Nisâ doğrudur. Biz iman ediyoruz ki sen ne diyorsan doğrudur ya Rabbi. Biz inanıyoruz ki senin bize örnek olarak seçip gönderdiğin, vahyinle şereflendirdiğin, bilginden kendilerine akdarıda bulunduğun peygamberlerinin dedikleri, örnekledikleri, uyguladıkları, hayatları doğrudur. Biz tüm bunlara iman ediyoruz. Senin ve Resullerinin inanın dediklerinin tümüne iman ediyoruz. Ama ya Rabbi, inanmakla birlikte, tasdik etmekle birlikte insan oluşumuz sebebiyle bazen bilgisizce ve gaflet içinde başka başka yollara gidiyoruz. Bazen nefis ve şeytanlar sebebiyle senin bu doğrularının dışına çıkıyoruz . Senin değer yargılarından gaflet ediyoruz. Bazen senin âyetlerine karşı körlüğümüz sebebiyle, kendi hevâ ve heveslerimizle bir dünya değerlendirmesi yapıyoruz. Bir âhiret değerlendirmesi yapıyoruz ki, hata ediyoruz. Ey rahmeti bol olan Rabbimiz, ne olur sen bizim hatalarımızı bağışla. Günahlarımızı affet. Bize yol gösterip, bizi razı olacağın yolda yürüt. Bize yanlışlarımızı göstererek bizi razı olacağın kullukta istihdam et. Böylece ey Rabbimiz bizi cennet yolunda tutarak cehennem yollarından koru. Bizi bağışlayıp cennetine idhal buyur. Senin rahmetin olmadan, senin yardımın, senin affın olmadan biz ne yaparız? Senin rahmetini, senin affını, senin cennetini kaybedip ateşine gidersek nice olur bizim halimiz? Ne olur Rabbimiz, bizi bu dünyada Müslümanca yaşatıp müslümanca öldür ve sonunda bizi hayırlılarıyla müj-delediğin cennetine erdir. İşte muttakilerin duaları. Onlar bir ömür boyu dua dua Rablerine yalvarıp yakarırlar. Onlar tüm hayatlarını duaya dönüştürürler. Onlar Rableri karşısında kendi âcizliklerini, kendi horluklarını ve Rablerinin büyüklüğünü bilirler. Onlar istenecek makamı, dövülecek kapıyı iyi bilirler. Rablerine devamlı dua ederler. Çünkü Rablerinin hatırını kazanmanın dışında başka dertleri yoktur onların. Bakın onların özelliklerini şöylece anlatıyor Rabbimiz: 1-) Sabirîn’dir onlar. Sabrederler. Direnç sahibidirler, dayanık-lıdırlar, hayatlarında, kulluklarında süreklilik, devamlılık vardır onların. Bıkmadan usanmadan Allah’ın istediğini yapmaya devam ederler. İbâdetten bıkmamaya, günahtan kaçınmaya sabırları devamlıdır. Allah’ın nasıl isterse kendilerini öylece imtihan ettiğine, edeceğine iman ettikleri için, Rableri tarafından kendilerine gönderilen sorular istikâmetinde Allah’a kulluğa sabrederler. Bazen nimetle, bazen bollukla, bazen darlıkla, bazen yangınla, bazen hastalıkla, bazen zenginlik, bazen fakirlikle, Rabbimizin nasıl isterse öylece imtihan edeceğine iman edip sabrederler. Bazen müslümanların zaafiyetleriyle, bazen kâfirlerin gücüyle, bazen zaferle, bazen yenilgiyle, bazen Bedirle, bazen Uhud’la imtihan eder Allah. Onlar o konuda sabrederler. Yâni o konuda, o makamda Allah kendilerinden nasıl davranmalarını istiyor-sa, nasıl kulluk etmelerini istiyorsa öylece kulluk ederler. Şeytanın sıkıntıları, şeytan dostlarının ürettiği sıkıntılar, dünyanın tabii sıkıntıları, bir de müslümanlıklarının farkında olmadan yaşayan müslümanlardan gelebilecek sıkıntılara rağmen, aleyhlerinde işleyen tüm şartlara rağmen yine de müslüman kalabilme bilinciyle sabrederek Rablerinden yardım isterler. Allah’a kulluktan, Allah’ın istediklerini icra etmekten vazgeçmek, geri adım atmak akıllarının ucundan bile geçmez onların. Allah’ın razı olduğu mü’minler olma noktasında ayaklarının çakılmasını dilerler. Geri dönüşü düşünmezler. Hep sırat-ı müstakimde olmak isterler. Bu sabır ve kararlılıklarıyla onlar geri gitseler de, ileri gitseler de, yerlerinde dursalar da hep o yoldadırlar. Allah düşmanlarıyla, İslam düşmanlarıyla mücâdele konusunda sabrederler, itaate devam konusunda, namaz, abdest, infak, ilim, cemaate devam, emr-i bil’ma-rufa devam konusunda, mâsiyetlerden içtinap konusunda, zina, içki vs den kaçınma konusunda sabrederler. Şu imtihan dünyasında Rablerinden gelen hikmetini bilmedikleri belâ ve musibetlere, hadisata sabrederler. İşte bunlar muttakilerdir, işte bunlar gerçek mü’minlerdir. Hayatı Allah için yaşayan insanlardır bunlar. Onlar için sıkıntı-keder, bollukdarlık, hastalık-sağlık, fakirlik-zenginlik asla problem değildir. Tek dertleri, tek problemleri vardır onların, o da dünyada müslümanca bir hayat yaşamak, hayatı müslümanca değerlendirmek, müslümanca kalabilmek, müslümanca ölebilmek ve sonunda Rablerinin hatırını kazanmak, rahmetine ve cennetine ermek. Bunun dışında başka dertleri, düşünceleri yoktur onların. Tüm dünyayı kendilerine verseler de, tüm dünyayı kaybetseler de ne gam? Müslümanlıkları, İmanları var ya. Rablerinin hatırı onlarla beraber ya. Hasta olsalar da, kederli olsalar da, sıkıntılı günler yaşasalar da, sevinçli olsalar da, başarıya ulaşsalar da tek hedefleri müslüman kalmalarıdır. İşte buna da sabır denir. 2- Sâdıkîn’dir onlar. Rablerine, Rablerinin emirlerine sadâkatle bağlanmış, gönülden inkıyâd etmiş tasdik ehlidir onlar. Allah’ın dinini gönülden doğrulayıcısıdır onlar. Sıdk iddianın eyleme geçirilmesi demektir. Sıdk, iddianın ispatı, imanın uygulamaya geçirilmesi demektir. Sadaka da buradan gelir. Yâni sadaka da tasdik kökünden gelir. Bir adamın cebindeki parasının tümünün Allah’a ait olduğuna inanması, bu bir iman iddiasıdır. Buna inandığını iddia eden adam Allah’a ait olan bu parasını Allah’ın istediği yerlerde infak etmeye, sadaka vermeye başladı mı işte bu, o imanın, o iddianın tasdiki anlamına gelecektir. Tasdik imandan da öte bir kavramdır. Ya da imanın ispatıdır. Onun içindir ki Rasûlullah efendimiz sâdıktı. Rasûlullah efendimizin sıdk sıfatı vardı. Hz. Ebu Bekir Efendimiz mü'min olmanın da ötesinde aynı zamanda sıddîktı da. Yâni iddiasını eyleme geçirmiş, imanının ispatını gerçekleştirmiş bir sahabeydi. Öyleyse onlar imanlarını sadece iddia planında, sadece söz planında bırakmayıp imanlarını amele dönüştürerek ortaya koymuşlardır. İmanlarının eylemini gündeme getirmişler, imanlarını amele dö-nüştürmüşler, hayatlarını bu imanlarına bina etmişlerdir. Her hareketlerinde, her adımlarında, hayatlarının her bir saniyesine bu imanın mührünü vurmuşlardır. 3- Gânitîn’dir onlar. El pençe divan durmuş, Rablerinin emirlerine âmâde beklemektedirler. Hep kul olduklarının şuurunda bir hayat yaşarlar. Hep Allah’ı dinlerler. Yüzlerini Hanifler olarak, boyun eğiciler olarak Rablerine çevirmiş Rablerinden emir beklemektedirler. Sadece O’na yönelip, sadece Allah’a kul olmak üzere, sadece Onun rızasını kazanmak üzere tüm varlıklarıyla, akıllarıyla, fikirleriyle, düşünceleriyle, kalpleriyle, geceleriyle, gündüzleriyle, işleri aşlarıyla, çocukları, aileleriyle her şeyleriyle Allah’a yönelirler. Allah’ın rızasına yönelirler. Fıtratlarını bozmadan Allah’a yönelirler. Allah’tan başkalarına kesinlikle kulluk etmeyerek, Allah’tan başkalarını dinlemeyerek, Allah’tan başkalarının çektiği yere gitmeyerek, Allah’tan başkalarına dua etmeyerek, Allah-tan başkalarına sığınmayarak müslümanca bir hayat yaşarlar. Yönlerini sadece Allah’a çevirmişler, sürekli kendisine kulluklarıyla şeref duydukları Allah’tan teklifler beklerler. Hayatları boyunca Rablerinin kendilerine şeref kazandıracak emirlerini ve tekliflerini dört gözle beklerler. Rablerinden kendilerine bekledikleri teklifler gecikince de acaba biz ona lâyık değil miyiz? Acaba Rabbimiz tekliflerini neden geciktirdi? diye hep Rableri karşısında kendilerini, kendi kulluklarını sorgularlar. Keşke ibâdete dair, imânâ ve itaate dair yeni bir şeylerle emrolunsaydık derler. Bir köle düşünün ki gece gündüz, işi gücü sadece efendisine hizmete hazır. Ama onun bu teslimiyetine karşılık efendisi de doyumsuz ve zalim değildir. Aman hizmetçim şu işi bitirince hemen ondan şunu isteyeyim demez. Onun gücünü, takatini bilir efendi. Namaz, abdest, oruç gibi eylemsel kullukların yanında durum türünde, dinlenme türünde de bir kulluk ister ondan. İçki içmeden oturma, zina etmeden durma, gıybet yapmadan dinlenme türünde de bir kulluğu kabul eden bir Rab’dir O. 4- Münfikîn’dir onlar. Mallarını Allah yolunda harcarlar. Malla ve sahip olduklarıyla ilişkilerini Allah’ın istediği biçimde ayarlarlar. Malları ve sahip oldukları her şeyleri konusunda Allah’ı söz sahibi bilirler. Allah rızık olarak kendilerine ne vermişse onu Allah yolunda ve Allah’ın istediği biçimde infak ederler. İlim mi verdi Allah rızık olarak? Akıl mı verdi? Sıhhat mı verdi? Basîret, zekâ mı verdi? El mi verdi? Dil mi verdi? Boş zaman mı verdi? Sıhhat mı verdi? Bunları verenin yolunda kullanarak infak ederler. Bir ömür boyu Allah’ın verdiklerini Allah kullarıyla paylaşmanın kavgasını verirler. Çünkü onlar ellerindekilerin tamamının vericisini bilmektedir-ler. Mülkün sahibinin farkındadırlar. Nereden kazanılacak? Nerelerde harcanacak? Hayatın sahibi kimdir? Hayat kime verilecek? Kimin yolunda fedâ edilecek? bunun şuurundadır onlar. 5- Müstağfirîndir onlar. Müstağfirîne bil’eshardır onlar. Seherlerde istiğfar ederler. Seher vakti gecenin son üçte biri, gecenin devrini tamamlayıp bitmeye başladığı dönemdir. Yâni saat 3-5 arası gecenin sükûnete erdiği dönemdir. Gecenin en sakin olduğu dönem. Sarhoşların sesi kesilmiş, koşuşanlar, gidenler, gelenler kesilmiş, gıy-bet edenler, birileri adına komplolar hazırlayanlar, hepsi susmuş. Hattâ köpekler bile susmuş. Kişinin Rabbiyle daha bir içli dışlı olabileceği bir dönemde o mü’minler kalkarlar, yanlarındaki ehillerini, yatak arkadaşlarını ve çocuklarını da uyandırıp Kur’an okurlar, namaz kılarlar ve Rableriyle buluşmaya çalışırlar. Rablerine istiğfarda bulunurlar. Rablerinin rahmetiyle tecelli ettiği o mübârek seherlerde sevgilileriyle beraber olmaya çalışırlar. Çünkü gerçekten Allah’la buluşma noktasında gecenin apayrı bir yeri vardır. Gece Rable buluşma anıdır. Meleklerin daha bir yaklaştığı, Allah’ın affının harman olduğu bir andır o an. Mü’minler gece Rableriyle buluşma adına, Rablerini zikretme ve Onun huzurunda secdelere kapanma adına, Rablerine istiğfarda bulunma adına uyku-larını terk ederek kalkarlar. Rableri hatırına sıcak yataklarını terk e-derler, yanlarını yattıkları yerden ayırırlar. Ve Rablerinin büyüklüğünü, yüceliğini ve kendilerinin de küçüklüğünü anlayarak Ona istiğfarda bulunurlar. Allah karşısında eksikliklerini, kusurlarını anlayıp, ya Rabbi biz sana senin istediğin kulluğu beceremedik, deme adına Allah’a istiğfarda bulunurlar. Ya da ya Rabbi bize yüklenen emirler konusunda bir kusurumuz, bir eksiğimiz, bir yanlışımız olmuşsa, Rabbimiz olarak, sahibimiz olarak senin bizden istediklerini yerine getirirken bir ihmaliniz olmuşsa, emri verenin yüceliğine, azametine yakışmayan bir hareketimiz, bir zaafımız olmuşsa ya Rabbi senden istiğfarda bulunup o kusurlarımızın affedilmesini, o eksiklerimizin örtülmesini ve kaale alınmamasını diliyoruz. Veya; ya Rabbi bizler gücümüz nispetinde sana kulluk yapmaya çalışıyoruz, ama sen bizim Rabbimiz olarak her şeyin en güzeline, en mükemmeline lâyık olduğu halde eğer bizim yaptıklarımız sana lâyık değilse kusurumuza bakmayıver. Eksiklerimizi, kusurlarımızı görmeyiver ya Rabbi. Yaptıklarımızı tam kabul ediver ya Rabbi derler. Eksikliklerinizden ötürü ne olur Allah’ım kusurumuza bakma, ancak bu kadarını becerebildik derler. Ya Rabbi senin için daha güzelini yapmalıydım, ancak bu kadarını becerebildim diyerek eksiklerinin örtülmesini dilerler. Zaten istiğfarın mânâsı da budur. İstiğfar Rabbimizden eksiğin örtülmesini, kusurun görmezden gelinmesini, hatanın kaale alınmamasını, ve de yapılanın tam kabul edilmesini istemektir. O mü’minler geceleri kalkıp böylece Allah’a istiğfarda bulunurlar. Çünkü, kim olursa olsun, makamı, mansıbı ne olursa olsun, kullarından hiçbirisinin asla Ona lâyık kulluk yapamayacağını, onun için de sürekli kendisinden kusurlarının eksiklerinin örtülmesini istemesini emretmektedir Allah. Siz Benim karşımda bu tavırda olun, kul olduğunuzu, eksik olduğunuzu, benim de tüm kusurlarınızı örtecek, affedecek güçte olduğumu itiraf ederseniz, beni böyle tanırsanız sizi affedeceğim diyor Allah. Ve kendisinin yönelişleri çok çok kabul ettiğini ortaya koyarak böyle bir hayat yaşayan kullarına ne büyük mükâfatlar hazırladığının müjdesini vermektedir. Bundan sonraki âyetinde de Rabbimiz, işte bu müminlerin dünyada ulaştıkları izzet ve şereflerin en büyüğünü ortaya koyacak. Böyle yaşayan, bu özelliklere sahip olan muttakilerin nasıl büyük bir nimet ve şerefe erdirildikleri anlatılacak. Bakın Rabbimiz şöyle buyuruyor: