176. “Ey Muhammed! Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah âhirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azap vardır.” Gerek müslümanlarla savaşan Mekke müşrikleri, gerek Me-dine’de için için müslümanları çökertmeye çalışan münafıklar, yahu-diler ve gerekse tüm dünya kâfirleri, küfürde yüzenler, küfür yolunda yürüyenler, küfür yolunda koşanlar, küfür yolunda birbirleriyle yarışanlar sakın seni mahzun etmesin ey peygamberim. Büyük güç ve kuvvet gösterileriyle, büyük zulüm ve sömürüleriyle küfürde, kâfirlikte ileri gitmiş görünenler, tüm dünyayı egemenlikleri altına almış gibi görünenler, ekonomik, siyasal ve askeri güçleri dünyayı tutmuş gibi görünenler, sana ve dinine kafa tutacak duruma gelmiş gibi görünenler, kendilerini bir şey zannedip Allah’a, Allah’ın dinine saldırıya geçenler sakın seni üzmesin. Onların bu ferah, fahur tavırları karşısında sakın zerre kadar üzüntüye düşme. Onlar Allah’a asla bir zarar veremezler. Onların savaşları seninle, sizinle değil Allah’ladır ve Allah’a karşı yapabilecekleri hiç bir şey yoktur. Sûrenin önceki bölümlerinde de geçti, Rabbimiz ısrarla kâfir-lerin müslümanlarla yaptıkları bir savaşta karşılarında sadece müs-lümanları değil Allah’ı bulacaklarını vurgulamaktadır. Onların karşıla-rında sadece müslümanlar yok, Allah vardır ve onların Allah’a karşı yapabilecekleri bir şey yoktur buyurularak hem kâfirler uyarılmakta, hem de müslümanlara muazzam bir destek verilmektedir. Ey müslü-manlar unutmayın ki Allah’ı karşılarına alıp sizinle giriştikleri bir sa-vaşta Allah dünyayı onlara dar edecek ve sizi galip getirecektir. Ey peygamberim ve ey müslümanlar! Allah’ın âyetleriyle savaşan, Allah’ın âyetlerini örtüp, âyetlerin defterini dürüp kendilerince bir hayat yaşamaya çalışan bu kâfirlerin bu insanların dünyada sahip oldukları güç ve kuvvetleri, imkân ve saltanatları seni aldatmasın, sizi aldatmasın. Onların beldelerde, şehirlerde, metropollerde, ülkelerde, kıtalarda egemenmiş gibi görünmeleri, yeryüzünün mülk ve saltanatına sahipmiş gibi görünmeleri, saltanatlarının müslümanlardan daha büyükmüş gibi görünmesi seni üzmesin. Bu insanların yeryüzünde kibir ve gurur içinde yaşamaları, makamlarının, mevkilerinin mallarının mülklerinin çokluğu, iktidarlarının saltanatlarının sarsılmayacakmış gibi görünmesi, hiç yıkılmayacakmış gibi görünmesi, dünyada refah içinde yüzmeleri seni üzmesin. Tüm mevcudat Allah’a teslim olmuşken, tüm mevcudat Allah’ın âyetlerini dinlerken, Allah’la ve Allah’ın âyetleriyle savaşa tutuşan bu inkâr ehlinin maddî gücü ne olursa olsun, malları mülkleri, mevkileri, iktidarları saltanatları ne kadar da büyük olursa olsun dünya metaı çok azdır ve onlar bir gün bitecek, öbür tarafa intikal etmeyecek. Bir gün bitecek ve asla âhirete intikal etmeyecek şeyler ne kadar da büyük olsa boştur ve küçüktür. Şimdi Allah böyle buyururken onların ellerindeki güç ve kuvvetleri karşısında, iktidar ve saltanatları karşısında kahrolan, onların ellerindekileri baygın baygın seyreden, onlara imrenen ve onlar karşısında aşağılık duygusu içine düşen günümüz müslümanlarına ne de-mek lâzım? Şu anda müslümanlar şöyle diyorlar. Efendim tamam, bunlar kâfirdir, bunlar Allah düşmanlarıdır anladık da, acaba Allah bu düşmanlarına niye büyük büyük güç ve saltanatlar veriyor? Acaba niye bu kâfirlere müslümanlar karşısında zaman zaman galibiyet veriyor? Bakın bunun sebebini de Rabbimiz âyetin sonunda şöyle anlatıyor: Allah onlara âhirette bir pay, bir nasip vermek istemiyor da ondan. Allah istiyor ki bu kâfirler tüm paylarını, tüm nasiplerini bu dünyada onlara takdim edip bitirmelerini istiyor. Evet kâfirler tüm iyiliklerini, tüm tayyibatlarını ve hasenâtlarını dünyada yiyip bitirmişlerdir. Yaptıklarının karşılığını dünyada yiyip bitirmişlerdir. Dünyada yaşadılar, zevk ü sefa sürdüler. Allah kâfirlere dünyada yaptıklarının karşılığını zaten ödemektedir. Kâfirlerin dünyada işledikleri ufak tefek iyi amellerinin karşılığı peşinen dünya hayatında kendilerine ödenmektedir. Onların amellerinin hiçbirisi âhirete intikal etmemektedir. Zaten onlar âhirete inanmadıklarından tüm yatırımlarını dünya adına dünyada karşılığını bulma adına yapmaktadırlar. Ve yaptıklarının karşılığını peşin peşin dünyada alıyorlar zaten. Dünyada bolca mülk ve saltanat, dünyada bolca zevk ve sefa, dünyada bolca güç ve kuvvet, dünyada bolca nimet ve devlet vererek âhirette hiçbir nasiplerinin kalmamasını istiyor Rabbimiz. Âhirette de sadece azîm bir azapları var onların. Allah’ın cennetini, Allah’ın rahmetini kaybettikleri gibi çok büyük bir azabı hak etmişlerdir o kâfirler. Bir insanın kendisine bundan daha büyük bir zarar vermesi mümkün müdür? Dün ve bugün müslümanların bu konudaki düşünce yanlış-lıklarını, kâfirlerin durumlarına bakarak içine düştükleri halet-i ruhîyeyi çok iyi bilen Rabbimiz bakın aynı konuda bir değerlendirme, bir uyarı daha yapacak: