178. “İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azap onlaradır.” İnkâr edenler, küfredenler ve Allah’a karşı, Allah’ın elçilerine ve müslümanlara karşı savaş açanlar zannetmesinler ki kendilerine verdiğimiz dünya hayatı, dünya fırsatları, dünya mal mülk ve saltanatları kendileri için hayırlıdır. Bütün bu verdiklerimizin kendileri hakkında hayırlı olduğunu zannetmesinler. Hayır hayır bizim bu dünyada kendilerine vermiş olduğumuz bu fırsatlar, bu imkânlar onları aldatmasın. Bunlar asla kendileri için hayırlı değildir. Şu anda bizim verdiğimiz imkânlarla bu dünyada yaşıyorlar, bu fırsatlarla dünyaya hükmediyorlar, bunlarla Allah’a ve peygambere küfrediyorlar, bunlarla müslümanlara hakaret ediyorlar, bunlarla Allah dostlarını, garibanları eziyorlar, müslümanlara işkence ve zulümlerde bulunuyorlar. Dünyada şu anda güç kuvvet sahibi olmaları asla onlar için hayırlı değildir. Peki nasıl olacak bu iş? Nasıl anlayacağız bunu? Adamlar tüm dünyada güç kuvvet sahibi olsunlar, tüm dünyayı egemenlikleri altına alsınlar, dünyada müslümanlara verilmeyen mallar, mülkler, saltanatlar onlara verilsin ve de bu durum onlar için hayırlı olmasın. Bakın Allah diyor ki: Biz onlara mühlet veririz, fırsat tanırız ki günahları artsın, veballeri çoğalsın da cehennemdeki azapları artsın diye. Çünkü yaşadıkları bu kısa dünya hayatının sonunda onlara hazırlanmış alçaltıcı, kahredici bir azap vardır. Rabbimiz buyuruyor ki biz şimdilik dünyada onlara fırsatlar veriyoruz, imkânlar tanıyoruz, ama unutmasınlar ki onların ipleri bizim elimizdedir. Yakında göreceksin ben benim davama düşman olan, benim sistemime karşı savaş açan o kâfirleri bilemeyecekleri, anlaya-mayacakları yönlerden, hesap edemeyecekleri bir biçimde yavaş yavaş azaba, ikaba, cezaya yaklaştırmaktayım. Şu anda onlar bu kuş beyinleriyle peygamberi, müslümanları yalnız ve korumasız zannederek onlara saldırılarda bulunuyorlar. Halbuki onların safında benim olduğumu unutuyorlar. Onlar benimle savaştıklarının farkında değiller. Halbuki onların ipleri benim elimdedir ve ben onların iplerini uzatıyorum. Onlara mühlet veriyorum. Arzu ve istekleriyle onları baş başa bırakıyorum. Dünya istediklerinin tamamını onlara veriyorum da bu yüz-den başarılı olduklarını, doğru yolda olduklarını zannediyorlar ve aldanıyorlar. Aslında ben onları imhal ediyorum. Onlara zaman ve fırsat veren benim. Ama bilesin ki ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, ben imhal ederim, zaman veririm, fırsat veririm ama asla ihmâl etmem. Çünkü benim fendim sağlamdır. Benim tuzağım, benim planım, benim tedbirim pek yamandır. Ben tuzak kurdum mu, ben tedbir aldım mı, ben yakaladım mı onu kimse bozamaz, kimse ondan kaçıp kurtulamaz. İşte Allah Mekke’de fırsat tanıdı onlara. Muhammed (a.s) kar-şısında Mekke kâfirlerine fırsat tanıdı Rabbimiz. Uhut’ta fırsat verdi. Mûsâ (a.s) karşısında Mısırda Firavun oğullarına yıllar yılı fırsat tanıdı belki adam olurlar diye. Nuh (a.s) karşısında 950 yıl fırsat tanıdı kâfirlere belki müslüman olurlar diye. Allah’ın kutlu elçileri karşısında her bir dönem kâfirleri günler, geceler, aylar, yıllar yaşayıp saltanat sürdüler. Allah dokunmadı onlara. Hemen helâk edivermedi. Ama sonuç ne oldu? Ne oldular? Ne yaptı Allah onlara? Nereye gittiler? Hani neredeler şimdi? Hepsi de geberip Rablerinin huzuruna gitmediler mi? Şimdi kendilerini alçaltacak acıklı bir azabın içinde bağrışmıyorlar mı? Peki onların öldürdükleri, onların işkence ettikleri, zulmettikleri müslümanlar ne oldular? Onlar nereye gittiler? Onlar da uğrunda şe-hâdeti yudumladıkları Rablerinin cennetine gitmediler mi? Peki sonuçta kim kazançlı çıktı? Kimin hayatı kendisi için hayırlı olmuş? Kim kazanmış, kim kaybetmiş? Acaba bu kâfirlere verilen imkânlar, fırsatlar, galibiyetler onları Allah’ın azabından kurtarabilmiş mi? O zaman kesinlikle bilsinler ki bu imkânlar, bu fırsatlar kendileri için hayırlı değildir.