186. “Andolsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitab verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.” Andolsun ki mallarınız ve nefislerinizle, canlarınızla imtihana tabi tutulacaksınız. Mallarınız ve canlarının bu dünyada imtihan ko-nusudur. Bir gün bu dünyada bir mala ulaşırız, unutmayalım ki bu bir imtihan konusudur. Bir gün malımızı kaybederiz bu da bir imtihandır. Bir gün oğlumuz kızımız dünyaya gelir bu bir imtihandır, bir gün gelir oğlumuzu kızımızı kaybederiz bu da bir imtihandır. Bir gün evlenir bir kadına sahip oluruz bir imtihandır, bir gün gelir canciğer hayat arkadaşımızı kaybederiz bu da bir imtihandır. Bir gün babamızı, anamızı kaybederiz bu da imtihandır. Bunlar Allah’ın yeryüzünde koyduğu imtihan yasalarıdır ve bu imtihanlardan kaçıp kurtulmamız asla mümkün olmayacaktır bu dünyada. Sadece Rabbimiz şöyle dua etmeliyiz: Allah’ım, bizi bu dünyada dayanamayacağımız imtihanlarla imtihan etme. Gelmişsek bu dünyaya mutlaka imtihan edileceğiz. Varlıkla, yoklukla, sevinçle, kederle, ölümle, hayatla imtihan edileceğiz. Doğan her bir güneş, başlayan her bir sabah, ele geçen her bir fırsat, kaybedilen her bir imkân, batan her bir gün bizim için bir imtihanın habercisidir. İmtihansız bir saniye bile düşünmemiz mümkün değildir bu dünyada. Bir gün her şey bizim olabilir yine imtihandır, bir gün her şeyimizi kaybedebiliriz yine imtihandır. Bir de sizler sizden önceki kitap ehlinden, yahudilerden, hıris-tiyanlardan ve müşriklerden çokça eziyetler göreceksiniz. Onlar sizi üzecekler, size eziyetler verecekler, sıkıntıya sokacaklar sizi. Eğer onlardan gelebilecek bu eziyetlere, bu sıkıntılara sabreder, dayanır, direnir ve her şeye rağmen müslümanca kalabilmeyi, müslümanca ölebilmeyi becerebilirseniz, muttaki davranabilir, hayatınızı Allah için yaşamayı, Allah’ın istediklerinden şaşmamayı becerebilirseniz gerçekten bu zordur, gerçekten bu azme değer bir iştir ve işte o zaman kazanmış olacaksınız. Ehl-i Kitap ve kâfirlerin her cinsinden gelebilecek tahriklere kapılmadan, müslümanlığınızın kazandırdığı ahlâkınızı, şahsiyetinizi bozmadan, onların terbiyesizliklerine, suçlamalarına, sataşmalarına, küfürlerine rağmen, en kötü şartlar altında bile haktan, adâletten, müslümana yakışır vakardan vazgeçip onlar seviyesine düşmeden Allah’ın koruması altına girerek korunursanız kazanan sizler olacaksınız. Çünkü kötülere, kötülük yapanlara karşı iyilik gerçekten zor bir şeydir ama mutlak sûrette sahibini başarılı kılacaktır. Kötüler karşısın-da sabreden, onlara karşılık vermeyen, onların kötülüklerini örten, ört-bas eden, bağışlayan bir müslüman gerçekten azmedilmesi gereken, azmedilmeye değen, övülmeye değen bir iş yapmıştır diyor Rabbi-miz. Yâni kendisine kötülük yapan kimseleri, affederek, onların cinsliklerine sabrederek onları İslâm ahlâkıyla etkileyerek ıslah etmek, onları müslümanlaştırmak maksadıyla büyüklük göstererek affetmek gerçekten çok büyük azim, çok büyük karar ve müsamaha sahibi kimselerin yapabileceği bir şeydir diyor Allah. Ecdadımızın tarihi bununla doludur. Müslümanların sabırlarını, müsamahalarını gören nice muannit kâfirler İslâm’la şereflenme imkânı bulmuşlardır. Kötülük yapanlara karşı iyilik yapmak, İslâm’a kazanma adına onları affetmek bu gerçekten zordur. Kötülüğe karşı iyilik yapmak her kişinin karı değildir. Bu ancak sabreden erlerin karıdır. Bu ancak sabır erlerine bir vergidir. Yâni kendi nefsinden çok davasını düşünen, insanların Allah davasına gönül vermelerini şahsından ön planda tutan, davasının gönüllerde ma’kes bulması ve muzaffer olması uğruna her şeyini fedâ edecek kadar sabreden kişiler ancak bu duruma ulaşabilir. Böylece onun mesajı gönüllere nüfuz eder. Onun bu ihsanı karşısında en zalim insanlar, en katı kalpliler bile eriyerek sonunda ona ve dinine düşmanlık besleyen insanların ona ve dinine sıcak bir dost olduğunu görülecektir. Dün onu ve dinini yok etmek isteyen zalimlerin yarın onun davasına gönül verdiğini göreceksiniz. Meselâ böyle gözü dönmüş, gemi azıya almış, size kötülük yapmak isteyen birine karşı o anda söylenecek güzel bir söz, tatlı bir tebessüm, sakin bir konuşmanın o anda birden bire ortamı değiştiri-verdiği, kötülük yapmak isteyenin bile utanarak bu kötülükten vazgeçtiği çok görülmüştür. Öyleyse daha büyük kötülüklere fırsat vermemek, daha büyük felâketleri tevlid etmemek ve insanlara İslâm ahlâkını gösterip onların da müslümanlaşmalarını sağlamak için kötülük karşısında kötülüğü değil, kötülük karşısında iyiliği tercih etmeliyiz. Zor da olsa buna kendimizi alıştırmalıyız Allah yardımcımız olsun.