189. “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kâdirdir.” Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir. Mülk Allah’ındır. Öyleyse, madem ki mülkün sahibi odur, madem ki gökler ve yer, göktekiler ve yerdekiler onun mülküdür, madem ki ben de onun mülkü-yüm, madem ki bizler de onun mülküyüz, madem ki bize mâlik olan, bizlere egemen olan odur, öyleyse ben niye bir başkasının beğeni-sine kendimi kurban edeyim de? Niye bir başkasının övmesiyle övüneyim de? Mâlikin övgüsü dururken, Mâlikin beğenisi dururken niye benim gibi mülk olan birilerinin övgüsüne, beğenisine kendimi kurban edeyim de? Allah övgüsü varken, Allah beğenisi varken niye ondan başkalarını hedefleyeyim de ben? Allah beğenmedikten sonra Allah övmedikten sonra tüm dünya beni alkışlasa ne yazar? Öyleyse öveceğimiz Allah olsun, övüleceğimiz sadece Allah olsun. Sadece Allah’ı övelîm ve sadece onun tarafından övülmeye, Onun övüp beğeneceği kullar olmaya çalışalım. Sadece Allah’ın övgüsüyle şeref duyalım. Allah şerefiyle şereflenelim. Çünkü mülk onundur, hayat onundur, ölüm onundur, cennet onundur, cehennem onundur. Öyleyse kulluk da ona yapılmalıdır, itaat ta sadece onun hakkıdır. Öyle değil mi? Düşünün, tüm dünya beni övmüşler, tüm dünya beni alkışlamışlar, ne çıkar? Ne işe yarar da bu kabirde? Ne işe yarar da bu Mahşerde? Kabirde beni hesaba çekecek olanlar onlar mı? Mahşer yerinde beni hesaba çekecek olanlar, bana cennet ya da cehennem verecek olanlar onlar mı? Değilse onların beni beğenmele-rinin, beni alkışlamalarının hiçbir mânâsı olmayacaktır. Bundan sonraki âyette de akıl sahipleri tanımlanır. Allah akıl sahiplerinin kimler olduğunu bakın bize şöyle anlatır: