21. “Allah'ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adâleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.” Allah’ın âyetlerini küfreden, Allah’ın âyetlerini örten, örtbas edenler. Kefera kelimesinin böyle örtme mânâsı vardır. Allah’ın âyetlerini örtenler, Allah’ın âyetlerinin muradını gizleyenler, âyeti okuyup mânâsını, muhtevasını örtenler, metnini okuyup mânâsını gündeme getirmeyenler, veya o âyette Allah’ın esas kastını gündeme getirmeyenler. Aman bu âyeti insanlar duymasınlar, aman bu âyetin muhtevasına insanlar muttali olmasınlar, eğer insanlar tarafından bu âyetin muhtevası anlaşılırsa mutlaka değişirler, mutlaka müslümanlaşırlar. O zaman benim saltanatım biter. Benim elimi eteğimi öpmekten vazgeçerler. Eğer toplumda Allah’ın âyetleri bilinirse benim, bizim âyetlerimiz, bizim yasalarımız dama atılır diyerek Allah’ın âyetlerini duyurmamaya çalışanlar. Veya âyetin metnini okuyup da ama bizimle, bizim hayatımızla ilgisini göz ardı edenler. Âyetin kulluğa yönelik tarafını gündeme getirmeyip malumata boğanlar. Ses ihtizazlarına, makama boğarak, insanların dikkatlerini melodiye çekerek mânâyı örtüp saklayanlar. Veya sanki o âyet orada kullanılmak için inmiş gibi âyetleri Arapça’nın alıştırma kitabı haline getirenler, mânâ ve muhtevasının üzerinde durmayanlar. Veya âyetlerin bazılarını gizleyip, bazılarını gündeme getirenler. İşlerine gelenleri açıklayıp, işlerine gelenlere izin verip işlerine gelmeyenleri yasaklayanlar. Bedenen ve malen, bireysel ve toplumsal kulluğun tarifi adına Allah’ın istediği, Allah’ın gönderdiği dini örtenler, Allah’ın Kitabının konuşulmasını, öğrenilmesini yasaklayıp, duyulmasını, duyurulmasını istemeyenler. Ve de haksız yere Allah’ın elçilerini öldürenler. Yâni kendi zanlarına göre de, kendi bilgilerine göre de peygamberlerin öldürülmeyi hak etmediklerini bildikleri halde, hak olmayan, haklı olmayan bir sebeple peygamberleri öldürenler. Yapmamaları gereken bir iş olduğunu bile bile peygamberleri öldürenler. Peygamberin toplum içinde kıstaslığına, toplum içinde denge unsuru oluşuna, Allah’a kulluğa dâvetine dayanamayarak bizzat onların vücudunu ortadan kaldıranlar. Peygamber kanı dökenler. Allah’ın kendilerine açtığı rahmet kapılarını kendi elleriyle kapatanlar. Kendilerini kurtarmak üzere gelen Allah elçilerinin kanına girenler. Ya da günümüzde olduğu gibi Peygamberi kendi başına bırakarak, peygamberin dâvâsına, dâvetine, mesajına kulak vermeyerek, peygamberle ilgilenmeyerek, peygamberin sünnetine kayıtsız kalarak, peygamberin misyonuna sahip çıkmayarak öldürenler, öldürülmesine göz yumanlar, seyirci kalanlar. Meselâ şu anda birileri eğitim programlarıyla, birileri kılık kıyafet kanunlarıyla, hukuk anlayışlarıyla, ekonomi anlayışlarıyla, hayat programlarıyla peygamberin yolunu, onun sünnetini, onun anlayışını yok etmek, toplumdan silmek isterken biz de eğer beri tarafta eli böğründe buna seyirci kalırsak, onun yolunu, onun sünnetini öğrenip müdafaa gayreti içine girmezsek, onun sünnetini öldürmek isteyenlere karşı biz de diriltme kavgası vermezsek, sünnet düşmanlarının işlerini kolaylaştırmış ve peygamberin öldürülmesine yardımcı olmuşuz demektir Allah korusun. Eğer Peygamberin bu görevini, peygamberin varlık fonksiyonunu bizler de kendimize görev edinir, dert edinir, iş edinir, din edinirsek, onu yolunu, onun sünnetini çok iyi öğrenir, peygamberi sahiplenir, onun inandığına inanır, onun yaptıklarını yapar, onun sevdiklerini sever reddettiklerini de reddedebilirsek, peygamberin varlığını ve programını kendimize program kabul edebilirsek, isteklerine arzularına köstek değil destek olabilirsek o zaman biz de ona yardımcı olup öldürmek isteyenlere engel olmuş oluruz. Değilse ona ve onun getirdiği mesaja karşı kör ve sağır kesilirsek o zaman biz de peygamberi öldürüyoruz demektir. Peygamber bizim ilgisizliğimiz yüzünden öldürülüyor demektir. peygamberin örnekliliğini reddetmek de peygamberi öldürmek demektir. İşte bu: İnsanlar arasında adâletle hükmeden, adâleti, hakkı hakim kılmak için çırpınan din bilenleri, din tebliğcilerini öldüren, toplumdan silmeye, susturmaya çalışanlar var ya, işte onlar için elim bir azabı müjdele peygamberim. Allah’ın âyetlerini reddeden, Allah’ın âyetlerine karşı zalimce bir tavır takınan, Allah’ın görsel ve işitsel âyetlerini kendi gözlerinden, gönüllerinden, kulaklarından sakladıkları gibi insanların kalplerinden kazımaya, gözlerinden saklamaya, kulaklarından söküp almaya, gündemlerinden düşürmeye sa’yedenler. Aman toplumda Allah’ın âyetleri gündeme gelmesin, aman âyetler bu insanların kulaklarına gitmesin diyerek Allah’ın âyetlerinin okunmasına, anlatılmasına engel olarak, yasaklar koyarak âyetleri hayatın sınır taşları olmaktan çıkaran, onların yerine kendi âyetlerini, kendi yasalarını ikâme etmeye, Allah’ın âyetlerinin görüntüsünü silmeye çalışan, âyetleri hayata karıştırmayanlara ve haksız yere Allah’ın elçilerini öldürenlere, aleyhlerinde öldürülmelerine bir delil olmadığı halde peygamber katillerine ve de toplumda Allah’ın istediği adâleti, Allah’ın istediği kulluğu icra ve yayma çabası içinde olan Allah erlerini öldürmeye çalışanlara elim bir azabı müjdele diyor Rabbimiz. Bu âyetler indiği dönemde, Medine’de ve civarda yaşayan ya-hudilere hitap ediyordu. Çünkü bu özellikler onların özellikleriydi. Daha önceleri ataları Allah’ın peygamberlerini öldürmüş, Allah’ın âyetlerini küfretmiş, Allah’ın kitabını tahrif etmiş, kendilerini âyetlerin atmosferinden çıkarmış, Allah’ın dinini bir kenara bırakarak kendi hevâ ve heveslerini din edinmiş yahudileri hedefliyordu bu âyetleriyle Rab-bimiz. Rabbimizin elçiler ve vahiy göndererek mübârek kıldığı kutsal şehir Kudüs pek çok Allah elçisinin öldürülmesine şahit olan bir kentti. Süleyman ve Dâvûd (a.s) lar döneminde gerçekten müslü-manlıklarının, Allah’a kulluklarının ve buna bağlı olarak da izzet ve şereflerinin, devlet ve saltanatlarının zirvesinde bir hayat yaşayan İsrâil oğulları daha sonra haktan, hidâyetten, Allah’ın kitabından, Allah’a kulluktan ayrılarak sapma ve yahudileşme sürecine girer. Allah’ın kendilerine gönderdiği kitabı ve o kitabın pratiği olan peygamberlerinin yolunu bir kenara bırakarak kendi hevâ ve heveslerine, içlerindeki din adamlarının, siyaset adamlarının, idarecilerinin istek ve arzularına, emir ve yasaklarına uyarak yepyeni bir din, yepyeni bir yol ihdas eden ve kendi kendilerine uydurdukları, oluşturdukları bu dinin adına da yahudilik adını veren bu toplum yeni girdikleri bu yolda akla hayale gelmedik zulümler irtikâp ederler. Allah’ın kitabını tahrif etmek, Allah’ın âyetlerini reddetmek, Allah’ın âyetlerini günlük hayatlarından kovmak, Allah’ın âyetlerinden habersiz bir hayat yaşamak ve hattâ kendi kitaplarını kendileri yazmak, kendi hayat programlarını kendileri belirlemek gibi sapıklıklar yanında, Allah’ın rahmet kapıları olarak kendilerine açtığı peygam-berlere hayat hakkı tanımayarak onlardan pek çoğunu öldürürler. Allah’ın kutlu elçilerinden kimilerinin bizzat vücudunu ortadan kaldırmak, kimilerinin yoluyla, mesajıyla, dâvetiyle ilgilenmeyerek, susturarak, takibe alarak, zulmederek, örnekliliğini ortadan kaldırarak öldürürler. Sadece peygamberleri değil aynı zamanda toplum içinde peygamberlerin dâvetine sahip çıkan, peygambere ve ona gönderilen vahiyle birlikteliklerini sürdüren, vahiy bilgisine sahip olan, samimiyetle bu vahiyle amel edip insanları bu bilgiye çağıran, insanları Allah’a kulluğa ve peygambere itaate çağıran, Tevrat’ın toplumda anlaşılıp uygulanması için çırpınan, toplumda peygamber yolunun canlı tutulmasına sa’yeden, toplumun sapmasına, toplumun küfrün ve şirkin gir-dabına yuvarlanmasına rağmen kendileri sapmadan, sapıtmadan adâletin, hakkın, Allah’a kulluğun öncülüğünü yapan, Allah dininin gündemde olması için gecelerini gündüzlerine katarak koşturan ve top-lum içinde sayıları az olan âlimleri de öldürmüşlerdi. Çünkü varlıklarıyla, hayatlarıyla, misyonlarıyla toplum içinde hep Allah’ı ve peygamberi hatırlatan, Allah’a kulluğu ve peygambere itaati çağrıştıran bu kıstasları, bu örnekleri görmeye tahammülleri yoktu adamların. Toplum içinde kendilerine Allah’ı ve peygamberi hatırlatan, Allah’ın dinini hatırlatan, tevhidi çağrıştıran bu insanlar susturulmalı, yok edilmeliydi ki rahat edebilsinler. Evet yüz yıllar boyu işte böyle bir sapma sürecine girer İsrâil oğulları. Nihâyet Mekke’de Allah’ın Resûlü zuhur eder. Allah Mekke’-de son elçisini gönderir. Hem yahudiler için, hem de tüm insanlık için Rabbimiz son rahmet kapısını da açar. Allah’ın Resûlü Mekke’den Medine’ye hicret buyurur. Medine’de Evs ve Hazrec kabilelerinden oluşan ve hicretle Ensâr adını alan, peygambere ve onun getirdiği dine kucak açan müslümanların yanı başında Beni Nadir, Beni Kaynuka yahudileri ve yine Medine’ye çok yakın bir bölgede, Hayber’de yaşayan Hayber yahudileri bulunmaktadır. Bunlar Allah’a inandıklarını, Allah’ın elçisi Hz. Mûsâ’ya ve Ona gönderilen Tevrat’a inandıkları, Tevrat’la amel ettiklerini iddia etmektedirler. Ama aslında ne Tevrat’la ne de Mûsâ (a.s)’la uzaktan ve yakından hiç bir ilgileri kalmamış insanlardı bunlar. Tarih içinde Allah’a isyan etmiş, Allah’ın kitabını bozmuş, tahrif etmiş, Allah’ın âyetlerini küfretmiş, kitabın defterini dürmüş, Allah elçilerini öldürmüş, Allah elçilerinin yolunu takip edenleri yok etmiş bir toplumdular. İşte bunları hedefleyerek bu âyetlerinde Rabbimiz bu topluma seslenerek son elçiye, son kitaba iman etmedikleri sürece kendileri için elim bir azabın müjdelenmesini istiyordu. Ama, daha önce ifade ettiğimiz gibi unutmayalım ki Kur’an-ı Kerîm sadece belli bir döneme, sadece belli bir dönem insanına hitap eden, sadece belli bir dönem insanının problemlerine çözüm getiren, sadece belli bir dönem insanını ilgilendiren bir kitap değildir. Kur’an-ı Kerîm kıyâmete kadar tüm insanlığa, tüm toplumlara hitap eden bir kitaptır. Yâni o dönem yahudi toplumuna ait olan şu sayılan özellikler kimde, hangi toplumda varsa, bu özelliklere kim sahipse unutmayalım ki onlar için de aynı tehdit, aynı azap geçerli olacaktır. Evvelki gün Kudüs, dün Medine ve civarı, bugün tüm dünya ve kıyâmete kadar yeryüzünün hangi coğrafyasında olursa olsun kim ki, hangi toplum, hangi şehir, hangi kasaba, hangi nahiye, hangi köy ki Allah’ın âyetlerine karşı böyle kâfirce, zalimce bir tavır takınırsa, Allah’ın kitabını tahrif eder, Allah’ın kitabından habersiz bir hayat yaşarsa, Allah’ın elçisini öldürür, peygamberi örneklikten çıkarır, peygamberin yolunu, peygamberin sünnetini öldürürse, peygamber yolunda gitmek isteyen mü’minlere hayat hakkı tanımaz, insanları peygamberler yoluna dâvet eden âlimleri yok etmeye, dâvetçileri susturmaya çalışırlarsa, kodeslere tıkmaya çalışırlarsa o zaman onlara da elim bir azap müjdelenecek. Hem dünyada bir yıkılış, bir alçalış, bir horluk, hakirlik azabı, hem de âhirette dayanılmaz bir cehennem azabı müjdelenecek onlara. Peki kim müjdeleyecek onlara bu azabı? Dün bu görev Rasûlullah efendimizindi. Dün onlara bu azabı o müjdeliyordu, bugün de bu görev bizimdir. Allah bizden onlara bunu müjdelememizi istemektedir. Peki bu âyetleri bilmeyen, tanımayan, bu âyetlerin bilincinden uzak bir hayat yaşayan bizler, kendileri bile bu âyetleri tanımayan bizler nasıl duyuracağız bu âyetleri onlara? Öyleyse bu âyetleri önce biz kendimiz tanıyacağız, kendimize duyuracağız. Bu âyetleri kuşanıp Allah düşmanlarının karşısına geçip onları bu âyetlerin tehdidiyle uyaracağız. Diyeceğiz ki ey insanlar, eğer Allah’ın âyetlerini örtmeye, örtbas etmeye, Allah’ın âyetlerini yok farz ederek bir hayat yaşamaya, Allah’ın âyetlerini kendi gündemlerinizden, insanların gündemlerinden silmeye, Allah’ın âyetleri yerine, Allah’ın yasaları yerine kendi yasalarınızı ikâme etmeye devam ederseniz, eğer Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (a.s) a, onun yoluna, onun sünnetine hayat hakkı tanımamaya, onu örneklikten çıkarıp başka örneklerin peşinde gitmeye, böylece peygamber öldürmeye devam ederlerse, peygamber yoluna çağıran Allah dostlarını susturmaya, öldürmeye çalışırsanız, bu küfürlerinizden, bu şirklerinizden vazgeçip adam olmazsanız kesinlikle bilesiniz ki yakında Allah’ın elim bir azabıyla karşı karşıya geleceksiniz. Çok yakında korkunç bir yıkılışla yıkılacaksınız. Âhirette de dayanılmaz elim bir azap sizi beklemektedir. Kesinlikle bir Allah yasası olarak bilesiniz ki Allah’la, Allah’ın diniyle, Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın yasalarıyla, Allah’ın elçileriyle, Allah’ın dostlarıyla savaşa tutuşan toplumların dünyada rezil ve rüsva olup zillet ve meskenete düşmelerinin sebebi işte budur. Kesinlikle bilesiniz ki bu yasa sadece İsrâil oğullarına mahsus bir yasa değildir. Genel bir yasadır bu.