23. “Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabı'na çağırılmışlar sonra onlardan birtakımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.” Kendilerine kitaptan, Allah bilgisinden, vahiy bilgisinden bir pay, bir nasip verilenler. Kendilerine Tevrat verilenleri, İncil verilenleri, Zebur verilenleri, Kur’an verilenleri görmedin mi peygamberim? Baksana ey peygamberim, şu kitap ehlinin durumuna. Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş, kitap bilgisine sahip oldukları halde, kitaptan haberdar kılındıkları halde, kitabın tahsilini yaptıkları halde, kitabı yüklendikleri halde, kitabın hafızı oldukları halde, ona tahammül edememiş, kitabı kaybetmiş, kitapla amelden uzaklaşmış, kitaptan habersiz bir hayat yaşayanlara bir baksana. Adamların kitapları var. Ellerinde Tevrat’ları, İncilleri var. Ellerinde hayatlarını düzenleyebilecekleri Kur’-an’ları var. Ama kitaplarını, imanlarını, kitap bilgilerini, satmışlar. Pey-gamber bilgilerini satmışlar. Dünya menfaati sebebiyle ellerindeki kitabı bir kenara bırakmışlar. Gerek, ben Tevrat’ın mü’miniyim, ben İncil’in mü’miniyim, ben Kur’an’ın mü’miniyim, ben kitap ehliyim, benim kitabım var, ben Allah’ın peygamberine inandım, Mûsâ (a.s) benim peygamberimdir, Îsâ (a.s) benim peygamberimdir, Muhammed (a.s) benim peygamberimdir diyen, bu kitaplara, bu peygamberlere inandığını iddia eden, bu kitapları ve bu peygamberleri tanıyıp iman ettiklerini iddia eden din bilenler anlatılıyor, din tahsili yapanlar, din bilgisine, kitap ve peygamber bilgisine sahip oldukları halde yamukluk yapanlar anlatılıyor. Bunlara aramızda hüküm verilmek üzere Allahın kitabına gelin denildiği zaman onlardan bir grup yüz çevirerek uzaklaşıp gidiyor. Gerek ehl-i kitap olan yahudi ve hıristiyanlardan, gerekse bizim ehl-i kitaptan sapanlara, sapıtanlara, hayatlarında sadece Allah’ı değil de tâğutları söz sahibi bilenlere, hayatlarını Allah’ın istediği gibi değil de kendi istedikleri gibi, ya da tâğutların istedikleri gibi düzenlemeye çalışanlara, eğitim hayatlarını, sosyal, siyasal, toplumsal ve bireysel hayatlarını Allah ve Resûlünün belirlediği prensiplerle göre ayarlamak yerine, kitap ve sünnete başvurmak yerine kendi hevâ ve heveslerine göre, ya da tâğutların direktiflerine göre ayarlayıp düzenleyenlere denilse ki gelin Allah’ın indirdiğine, gelin Allah’ın kitabına, gelin peygamberin sünnetine denilse. Gelin problemlerimizi Allah’ın kitabıyla çözelim denilse. Bir problem mi var? Çözüm mü arıyoruz? Bir hukuk problemi var da çözüm mü arıyoruz? Gelin hukuku Allah’ın kitabıyla çözelim. Bir eğitim problemi var da ne yapalım mı diyoruz? Bir ihtilâf mı var? Muhakeme olmak mı istiyoruz? Bir konuda karar vermek mi istiyoruz? Bir karar mı alacağız? Bir iş mi yapacağız, ya da yapmayacak mıyız? Pozitif ya da negatif bir eylem mi ortaya koyacağız? Yâni bir konuda bir tavır mı belirleyeceğiz? Gelin Allah’la ve peygamberle belirleyelim. Gelin onu Allah desin ve biz peygamber örnekliğinde yapalım. Gelin içinde bulunduğumuz durumu Allah’ın kitabına götürelim. Dünyamıza hakim, hayatımıza hakim olan Allah’ın kitabı hakem olsun. Kitap ne demiş-se, nasıl yapmamızı istemişse öylece kabul edelim. İşte din budur zaten. Allah’ın bizden istediklerini fert planında peygamberimiz, toplum planında sahabe nasıl uygulamışsa onu din kabul edip aynen uygulamaya çalışan kişi dindardır. İşte gelin Allah’a, gelin Allah’ın kitabına denilince, yâni Allah’ın istediklerini peygamber örnekliğinde anlamaya, kabul etmeye, uygulamaya deyince bu tür insanlar: Onlardan bir grup senden yan çizerler, tevella edip sıvışırlar diyor Rabbimiz. İşte şu anda böyle insanların köşe bucak Allah’ın kitabına çağıranlardan kaçtıklarını görüyoruz. Peki suçun ne senin? Niye kaçıyorlar bu insanlar senden? Eh tabii sen onları kitaba çağırdın. Sen onlara gelin Kur’an okuyalım dedin. Suçun bu işte. Sen gelin problemleri Kur’an’la çözelim dedin. Sen kitaba gidelim dedin. Peki Tevrat’a, İncil’e, Kur’an’a inandığını iddia eden o adam ne yapıyor? O diyor ki hayır ben problemleri babamla, Hocamla, Abimle, Şeyhimle, efendimle, büyüğümle çözerim. Yazarımla, çizerimle çözerim. Yahut tâğut’un mahkemesiyle çözerim diyor. Peki hani az evvel kitap diyordun? Tevrat, İncil, Zebur, Kur’an, Allah, peygamber filân gevelîyordun? Ne oldu o sözlerin? Eh kitabı anladık, saygı değerdir, hürmet ederiz, ara sıra teberruken okuruz onu. Peygamberi de anladık, hürmete lâyık birisidir, bazen bazen salavat gönderir, arada bir ziyaret eder, toprağını öperiz. Adı anılınca elimizi kalbimize koyarız ve şöyle bir saygı ihraz ederiz. Ama hayatımı düzenlemeye gelince, problemlerimi çözmeye gelince benim başka Rablerim var, başka efendilerim var, benim büyüğüm var, benim efendim var, benim şeyhim var, benim yazarım, çizerim var, benim emirim, amirim var, benim sözünü dinleyeceğim ve problemlerimi kendisine arz edeceğim birilerim vardır diyor. Nisâ sûresinde de böyle davrananların halis münafık ve kâfir olduklarını an-latıyor Rabbimiz. Bu âyet hep başkalarını değil bizi anlatıyor. Kendimizi bir sorgulayalım. Kitaba çağrıldığımız zaman acaba biz ne yapıyoruz? Biz ne âlemdeyiz kitapla beraberlik konusunda? Kitabın hayatımızda hak emliği konusunda ne âlemdeyiz? Yoksa bizler de fikir planında tamam, konuşmaya gelince tamam kitap sünnet, okunmalı, anlaşılmalı, kitapsız sünnetsiz olmaz diyoruz da bunu eyleme dönüştürüp gerçekleştirme planında tüyüyor muyuz? İman planında, iddia planında tamam da, amel planında yan mı çiziyoruz? Hayatımızın kaçta kaçı kitap kaynaklı? Allah için bir düşünelim ve gayrete gelelim inşallah. Dün peygamber onları Allah’ın kitabına çağırmıştı. Bugün biz de insanları Allah’ın hükmüne, Allah’ın kitabına, Allah’ın yasalarına ve peygamberin pratikte uygulamalarına çağırırken, bu insanlar müslü-manız dedikleri halde, eğer buna razı olmazlar da başka başka Rabler, başka başka hayat tarzları, başka başka yasalar, başka başka hayat programları arayışları içine giriyorlar, başkalarının kanunlarını uygulamadan yana bir tavır sergiliyorlarsa kesinlikle bilelim ki onlar da münafıklardan olacaklardır. Peki acaba bu insanlar niye böyle davranırlarmış? Ben kitap ehliyim, benim de bir kitabım var, ben Allah’a da, Allah’ın elçilerine de, Allah’ın kitabına da, Allah’ın kitap ve peygamber göndererek benim hayatıma karıştığına da inanıyorum diyen bu insanlar acaba niçin kitaba müracaat etmeden bir hayat yaşayabiliyorlar? Acaba niye hayatlarına kitabı karıştırmak istemiyorlar? Bu cesareti nerden alıyorlar? Diyorlar ki adamlar: Tamam bu kitap belki Mûsâ (a.s) döneminde değerliydi. Muhammed (a.s) döneminde bu kitap belki pek çok problemleri çözmeye yetiyordu. Ama bizler şu anda o dönemde yaşamıyoruz ki. Bizim devrimiz değişti. Yaşadığımız dönem çok farklıdır. Artık bu kitabın bizim problemlerimizi çözmesi mümkün değildir diyorlar ve bir de bundan sonraki âyette anlatıldığı gibi şöyle düşünüyorlar: