24. “Bu, onların: “Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.” İşte bu adamların bu cüretlerinin, bu yamukluklarının sebebi budur. Diyorlar ki bize cehennem ateşi sadece sayılı birkaç gün dokunacaktır. Bizler sadece sayılı birkaç gün cehenneme uğrayacağız o kadar. Ondan sonra doğru cennete gideceğiz. İşte yedi gün, kırk gün diyorlar. Hz. Mûsâ (a.s) ın Tura vahiy almaya gidip de Onun yokluğu döneminde buzağıya tapındıkları bir süre kadar cehenneme şöyle bir uğrayıp, merakları izale olduktan sonra direk cennete gideceklerine inanıyorlar. Öyle değil mi ama? Yahudiler, âlimler, din bilenler, din konusunda, vahiy konusunda tüm civar kabilelerin önderleri olan bu insanlar cennete gitmeyecekler de şu ümmî, şu cahil, şu hayrı şerri bilmeyen, şu dini onlardan öğrenen, şu siyaset konusunda kendilerine muhtaç olan insanlar mı gidecekler yâni? Şu halk kesimi, şu bizim kendilerine yol gösterdiğimiz, şu bizim kendilerini yönettiğimiz insanlar mı gidecekler cennete? diyorlar. Eğer bugün dünya üzerinde onları biz yönlendiriyorsak, onlara biz yol gösteriyorsak, hattâ cennetin pasaportunu, cennetin olurunu bile onlara şu anda biz veriyorsak, elbette öbür tarafta da biz önde olacağız diyorlar, kendilerini garanti cennetlik görüyorlar. Öyle ya, hocalar, din adamları, papazlar, keşişler, kardinaller dururken başkaları mı girecekti cennete? Hem Allah’ın bilgisine sahip ol, hem kitap bilgisine sahip ol, hem hoca ol, hem kitapla para kazan, hem kitapla amel etme, hem kitabın âyetlerini bilmeyenlere anlatma, hem onları az bir pahaya sat, kitabın âyetlerini keyfine göre tahrif edip değiştir hem de cenneti bekle. Bizde de var böyleleri, hem de pek çok. Bizler âlimleriz, bizler hafızlarız, bizler din bilenleriz, bizler kitap yazanlarız, bizler filân grubun üyeleriyiz, bizler falan zatın müritleriyiz, bizler Allah’ın has kullarıyız. Bizler direk cennete gideceğiz. Allah bizleri de koymayacak da cennetine sığırları mı koyacak? Bizden daha lâyık kim var cennete? Hattâ kabir sualimize bile filânlar cevap verecektir diyenler. Kendilerini mutmain görenler bizde de pek çok Allah korusun. Sanki Allah’la aralarında bu konuda bir sözleşme yapmışlar gibi, sanki Allah’tan bu konuda bir garanti almışlar gibi niye yaksın da Allah bizi? diyorlar. Bizler O’nun has kullarıyız, sevgili kullarıyız diyorlar. Bizler La İlâhe İllallah dedik. Ömrümüzde işte birkaç namaz da kıldık, zaman zaman oruç da tuttuk, arada bir mevlit falan da dinleyip okuttuk, türbeleri ziyaret edip yatırlara mumlar da diktik, dedemiz hocaydı, babamız hacıydı gibi kimileri de kendilerince bir savunma mekânizması geliştirerek tatmin olmaya çalışıyorlar. İşte gerek dünkü ve bugünkü yahudilerin, gerek hıristiyanların, gerekse bizim yerli yahudi ve hıris-tiyanların kendi kendilerine uydurdukları bu savunmaları maalesef onları dinleri konusunda aldattı. Lâ İlâhe illallah diyenleri Allah affedecektir ama kendisine şirk koşanları asla affetmeyecektir. Allah kitabında ancak kendisine şirk koşmadan ölenleri affedeceğini bildiriyor. Bir ömrü kendisi için yaşayanları, kendisinden başka Rab ve İlâh tanımayanları, Allah’ın kitabını kitap olarak tanıyıp o kitaba göre hareket edenleri, peygamberi örnek alıp onun gibi olma kavgası verenleri affedeceğini bildiriyor. Böylece bir hayat yaşayan, Allah’a Allah’ın istediği gibi iman edip kulluk yapma hedefinde olan mü’minlerin günahları çok da olsa, Allah onları ba-ğışlayacağını haber veriyor. Ama yaşadığı hayatta Allah’ı devre dışı bırakan, kitabı örten, kitabı gündemine almayan, evlenmesine-boşanmasına, yemesine-içmesine, giyimine-kuşamına, kazanmasına-harcamasına, hukukuna-ekonomisine, gecesine-gündüzüne Allah’ı karıştırmayan, peygamberi yok farz eden, peygamber örnekliğinden uzak kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde yaşayanları Allah’ın affedeceğine dair ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Kur’an’da bir tek âyet, bir tek işaret yoktur. Allah bu konuda kimseye açık bir çek vermemiştir. Şimdi böyle diye dursunlar, böyle kendi kendilerini avuta dur-sunlar. Ama: