Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

31. Ayet

31Âl-i İmrân Suresi

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.”

Dipnot

Allah’a (cc) imanın rükünlerinden biri de Allah (cc) sevgisidir. Sevgiyse kalbin amelidir. Her insan sevdiğini iddia edebilir. Allah (cc) bu ayette “sevgi kanununu” açıklamıştır. Allah (cc) sevgisi, Allah Resûlü’ne (sav) ittibaya bağlıdır. Kişi, Allah Resûlü’ne (sav) ittiba edip, onu örnek aldığı ve Sünnet’ini yaşadığı oranda Allah’ı (cc) seviyor demektir. (bk. 24/Nûr, 63)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

31. “Ey Muhammed, de ki: “Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış-lasın. Allah affeder ve merhamet eder.” Yine peygamber efendimize bir “gul” emri daha. Rabbimiz peygamberine şu sözü de söylemesini emrediyor: Ey mü’minler, ey iman iddiasında bulunanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, Allah’ı sevdiğinizi iddia ediyor, Allah’ı seviyor görüntüsü içindeyseniz, imanınız, iddianız, görüntünüz buysa o zaman bana tabi olun. Bana tabi olun ki Allah’a sevgi iddianız, Allah’a iman iddianız gerçek olsun. İşte Allah’a imanın ispatı, Allah’ı sevmenin delili budur. Öyleyse ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’ı seviyorum diyen kişi, sevdiği Allah’ın seçip, kendisi için kulluk modeli olarak gönderdiği elçisine tabi olmalıdır. Çünkü Allah’a imanın, Allah’ı sevmenin, Allah’a Allah’ın istediği, Allah’ın razı olduğu kulluğun, itaatin, teslimiyetin pratik örneği peygamberdir. Peygambere Allah’ın istediği şekilde inanmadan, onu kulluk örneği bilmeden, tüm hayatında ona tabi olmadan, onun yaşadığı hayatı yaşayıp, adım, adım onun yolunu takip etmeden, onun gibi Allah’a inanmadan, onun gibi Allah’ı sevmeden Lâ İlâhe illallah iddiası da boştur, Allah’a iman iddiası da, Allah’ı sevme iddiası da boştur. Yâni bir kişi ben Allah’a iman ediyorum, ben Allah’ı seviyorum, ben Allah’a kulluk yapmak zorunda olduğumu biliyorum, ama Rabbi-me yapmam gereken bu kulluğun modelini, stilini ben kendim belirlerim. Bu konuda hiç kimseye, hiçbir örneğe ihtiyacım yoktur diyerek peygamberin örnekliliğini reddederse, onun ortaya koyduğu örnek kulluk hayatını reddederse, bu adamın günde milyar kere de tekrarlasa La İlâhe İllallah demesinin hiç bir anlamı yoktur. Çünkü Rabbimiz kullarına bir kitap, bir kulluk programı gönderirken unutmamalıyız ki, onu peygamberle göndermiş, peygamberi kullukta temel örnek kılmıştır.O bu konuda sanki form dilekçedir. Rabbimiz işte sizden istediğim kulluğun modeli peygamberdir, ona bakın ve öylece yaşayın buyuruyor. Eğer öyle olmasaydı çıkarırdı peygamberini devreden ve bu kitabını melekleriyle gönderirdi. Kitabını herkesin posta kutusuna atardı ve ey kullarım, işte size indirdiğim kitabım elinizdedir, onu okuyun, anlayın ve uygulayın deyiverir olur biterdi. Gerçi şimdi birileri peygamberi posta memuru durumuna indirgeme kavgası veriyor. Bugün kimileri Rasûlullah’ı devreden çıkararak kendi sosyal , ekonomik , siyasal hayatlarına, kendi zevk ü sefalarına çok rahat bir şekilde fetva bulabilmenin derdindeler. O zaman Kur’an’ı kendi istedikleri gibi yorumlayabilecekler, keyiflerine göre bir din yaşayabilecekler. Çünkü Kur’an genel nasslar ihtiva eder. O genel nassların pratikte uygulaması Rasûlullah’ın hayatındadır. Peygamberi devreden çıkardınız mı ortada ne Kur’an kalır ne din? Çünkü peygamberi devreden çıkardınız mı genel özellikleriyle bir din ortaya çıkacaktır ve insanlar bu dinle alâkalı kendi yorumlarını din kabul edecekler ve sanki Kur’an’ın pratiğiymiş gibi bir hayat yaşayacaklar. Sonra da insanları kendilerine, kendi anlayışlarına, kendi dinlerine çağıracaklar. Gelin bizim gibi olun, bizim gibi yaşayın diyecekler, gerçekten bu çok yanlış bir şeydir. Öyle yapmayalım da, kendi yorumlarımızı, kendi anlayışlarımızı, kendi hevâ ve heveslerimizi bir kenara bırakalım da, kendimizi ve kendimiz gibileri bir tarafa bırakalım da Allah’ın onayladığı Rasû-lullah efendimizin, Kur’an’ın ve Rasûlullah efendimizin onayladığı öteki peygamberler örnekliliğinde, yine Allah ve Resûlünün onayladığı sahâbî örnekliliğinde bir hayat yaşayalım. Çünkü unutmayalım ki elçinin varlığı kitaptan önceliklidir. Biz biliyoruz ki Allah pek çok peygamberler göndermiş ve onlardan pek çoğuna kitap ve sahifeler de vermemiştir. Demek ki bir Allah yasası olarak elçilerin varlığını kabul etmek zorundayız. Müslüman olarak bizim hayatımızda elçi olacak, kullukta örneğimiz olan bu elçi Allah’tan sözlü yahut yazılı vahiy alacak, bu vahyin nasıl anlaşılacağını, nasıl uygulanacağını, bu vahiyleriyle Allah’ın bizden nasıl bir kulluk istediğini Allah emri ve yetkisiyle insanlara duyuracak, uygulayacak, gösterecek ve insanların gözleri önünde pratik bir hayat sergileyecek, insanlar da o elçinin Allah’tan almış olduğu vahyin pratik örneğini görmüş olacaklar. İşte böylece insanlar aynen örneklerinin yaptıklarını yaparak, onun gibi bir hayat yaşayarak Allah’a iman ederlerken, Allah’ı severlerken, Allah’ı Rab kabul ederlerken bu iddialarını ispat etmiş, gerçekleştirmiş olacaklar. Değilse peygamberi kulluk örneği kabul etmeden, onun pratik hayatını devre dışı bırakarak, sünnetini göz ardı ederek bir iman ve sevgi iddiası boş bir iddiadan öteye geçmeyecektir. Demek ki peygamber efendimizin hayatı, onun sünneti, onun uygulamaları Kur’an’la özdeştir. Kitabı peygamberden, peygamberi de kitaptan ayırmak, kitapla peygamberin arasını açmak mümkün de-ğildir. Peygamberin sözleri, uygulamaları ve sünneti sadece kendisini ve kendi dönemini bağlar. Şu anda bizim elimizde Allah’ın kitabı var. Biz kitapla amel ederiz, bizi sadece kitap bağlar. Demek önceki âyetlerde de dediğimiz gibi Allah korusun peygamberi öldürmek anlamına gelecektir. Böyle düşünen sapıkları bir kenara bırakarak Allah’ın Resûlünü kendimize örnek kabul edelim. Hep onun gibi olmaya, onun gibi yaşamaya, onun gibi Allah’a inanmaya, onun gibi sevmeye, onun gibi kulluk etmeye, onun gibi yiyip-içmeye, onun gibi giyinmeye, onun gibi konuşup-yürümeye ve adım, adım onu izlemeye çalışalım. Gücümüz, imkânımız nisbetinde buna gayret edelim. Onun sünnetini, onun uygulamasını bilemediğimiz veya bilip de gücümüzün yetmediği yerlerde de: Ya Rabbi, biz nefislerimize zul-mettik, ya Rabbi biz beceremedik, örneğin gibi olamadık, peygambe-rin gibi yapamadık, onun gibi cesur, onun gibi hasbi olamadık, onun gibi fedâkârlık yapamadık, onun gibi sana ve dinine şahitlik edemedik, onun gibi bir kul, onun gibi bir eş, onun gibi bir baba, onun gibi bir koca, onun gibi bir komutan, onun gibi bir yönetici olamadık. Örneğimize benzeme konusunda, örneğimize ittiba konusunda biz nefislerimize zulmettik, bizi affet ya Rabbi diyelim. Sakın ha sakın şöyle diyenlerden olmayalım: Eh o bir pey-gamberdi. O Allah desteğinde bir elçiydi. Elbette Allah’a Allah’ın istediği kulluğu o gerçekleştirecekti. Biz onun gibi olamayız ki. Biz onun yaptıklarını yapamayız ki. Ya da, onun devri geçmiştir. Onun hayatı, onun yaşantısı o döneme ait bir yaşantıydı. Biz onun gibi asla olamayız, o kesinlikle bize örnek olamaz. Devir değişmiştir, şartlar farklılaşmıştır diyenlerden olmayalım inşallah. Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Demek ki Allah sevgisi peygambere tebeiyetten geçiyor. Kim ki peygambere tabi oluyorsa o Allah’ı seviyor demektir. Tabi ki peygambere tabi olup onun izini takip etmek için de onu tanımak zorundayız. Onun sünnetini, onun uygulamalarını bilmek zorundayız. Elbette peygamber tanınmadan, hayatı bilinmeden ona tabi olunamaz. Rasulullah efendimize tabi olma konusunda pek çok hadis vardır. Ben onlardan birkaç tanesini burada okuyayım inşallah. Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) ”Yüz çevirenler dışında ümmetimin hepsi cennete girer-ler”, buyurdu. Bunun üzerine, Ey Allah’ın elçisi cennete girmeyi kim istemez ki? Denildi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de: “Bana itaat eden-ler cennete girer, bana karşı gelenler de cenneti istememiş demektir” buyurdu. (Buhari, İ’tisam 2) Cabir (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp ta ateşine pervane ve çekirgeler düşmeye başlayınca onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için eteklerinizden tutuyorum, siz ise elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Müslim, Fezail 19) Âbis İbn-i Rabia (r.a) şöyle demiştir: Ben Ömer İbn-i Hattab’ın Hacer’ül Esved’i öptüğünü gördüm. O esnada diyordu ki: “Bilirim ki sen bir taşsın ne fayda verirsin ne de zarar. Eğer Rasulullah (s.a.v.)’ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim. (Buhari Hac 50, Müslim Hac 251) Bakın bundan sonra bir itaat emri daha geliyor.