32. “De ki: “Allah'a ve peygamberlere itaat edin. “Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah inkâr edenleri sevmez.” Tekrar de ki peygamberim, Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. Evet Rabbimiz kendisine itaatin yanı başında peygamberine itaat istiyor. Çünkü Allah’a itaat Resule itaattir. Resule itaat, Resule tebeiyyet Allah’a itaattir. Allah’a itaatle peygambere itaat eş değerde-dir. Çünkü Allah’a itaatin modelidir peygamber. Allah’a itaatin nasıl olacağını bize gösteren peygamberdir. Allah’a itaatin pratiğidir peygamber. Yâni biz hem Allah’a iman ve itaat etmek, hem Resûlüne iman ve itaat etmekle mükellefiz. Yâni hem “Eşhedü en la İlâhe illallah” diyerek Allah’a iman ve Ondan başka İlâh olmadığına şehâdet ederken, hem de “Ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve Rasûlühu” diyerek Rasûlullah efendimizin örnekliliğine şehâdet etmek zorundayız. Bizler hem Kur’an okumak, Allah’ın kitabıyla birlikte olmak, hem de sünnet okumak, sünneti tanımak ve onunla birlikte olmak zorundayız. Dinde Allah’la peygamberin arasını ayırmaya hakkımız da yetkimiz de yoktur. Peygamberin görevi sadece bize kitabı ulaştırmaktır, o sadece bir postacı olarak bize Kur’an’ı ulaştırmıştır, peygamberin bunun dışında başka bir görevi, başka bir fonksiyonu yoktur. Binaen aleyh bize Kur’an yeter. Bizim Allah’ın kitabının dışında başka hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur. Biz Kur’an’la beraber olduk mu, Kur’an’la amel ettik mi bize yeter. Bizim Resûle de, onun örnekliliğine de ihtiyacımız yoktur mantığı en büyük zulümdür. Kime karşı zulümdür? Allah’a karşı, Allah’ın âyetlerine karşı, Kur’an’a karşı, peygambere karşı işlenmiş en büyük bir zulümdür bu. Allah’ın bu kadar apaçık âyetlerini duyduktan, tanıdıktan sonra bir müslümanın böyle bir zulmün içine düşmesi mümkün değildir. Çünkü eğer gerçekten peygambere ihtiyaç olmasaydı, peygamberin varlığı, peygamberin uygulamaları, peygamberin hayatı, peygamberin sünneti bizim için hiçbir değer ifade etmeyecek olsaydı o zaman Allah bu kitabı herkese gönderirdi. Kitaplarından anladıkları gibi bir hayat yaşarlar olur biterdi. Ama bakıyoruz ki Hz. Adem’den bu yana yeryüzünde peygambersiz bir toplum olmadığını, peygamber örnekliliğinde din gönderildiğini görüyoruz. Allah her topluma o toplum içinden seçtiği peygamberleri önekliğinde din göndermiştir. Ve gönderdiği bu dinin temel kitabında da kendisine itaatle birlikte peygamberine itaat istiyor. Acaba bunu neyle izah edeceğiz. Sadece kendisine itaat isteseydi mesele açıktı. Ama bakıyoruz ki kendisine itaatle birlikte peygambere itaati da farz kılıyor Rabbimiz. Bakıyoruz ki kitapsız ve sahifesiz dönem var, toplum var ama peygambersiz hiçbir toplum yoktur. Bu neyin nesidir? Allah ne anlatıyor bu sünnetiyle bize? Anlatıyor ki mutlak olarak peygamberlere itaat edilecektir. Allah kendilerine itaat edilsin diye peygamber göndermektedir. Öyleyse Resûle itaat olmayan, peygamberin örnekliliğini reddeden bir din anlayışını yasallaştıracak olursak acaba bu âyetleri nereye koyacağız? Eğer bu âyetlerde anlatılan peygambere itaatten kasıt ona indirilen Kur’an’a itaat anlamına geliyorsa o zaman zaten kitabının her bir bölümünde kendisine ve kitabına itaati vurgulayan Rab-bimizin bir de ayrıca Resûlüne itaati gündeme getirmesinin ne anlamı olacaktı? Ne gerek vardı buna? Rabbimiz kitabının pek çok yerinde Resûlünün risâletine, Resûlünün hayatına, hayatının tertemiz oluşuna şehâdette bulunarak, örnekliliğine dikkat çekerek ona itaati emrediyor. Evet acaba Rabbi-mizin Resûlünün hayatını tescil edip onayladığını ısrarla bize bildirmesinin alamı ne olabilir? Madem o peygamberin hayatı, onun sünneti bizi ilgilendirmeyecekti de neden ısrarla örnekliliğinden söz ediliyor? Neden ısrarla ona itaat vurgulanıyor? Bunu bir düşünelim. Bakın âyetin sonu gerçekten çok müthiş: Eğer yüz çevirirlerse. Eğer Allah’a itaatten, peygambere itaatten yüz çevirirler, Allah’a ve peygamberine itaatten çıkarlar, peygamberin örnekliliğini reddeder, ona itaatten çıkarlarsa bilesiniz ki Allah böyle kâfirleri asla sevmez. Demek ki Allah’a itaatten çıkmak da küfürdür, peygambere itaatten yüz çevirmek de küfürdür. Ben Allah’a inanırım, ben Allah’ı severim, ben Allah’ın kitabına inanırım ama peygamberi tanımam, peygamberi sevmem, peygambere itaat etmem demek kâfirliktir ve Allah asla kâfirleri sevmez. Ben Allah’a kulluk yaparım, ama bu kulluğun modelini kendim belirlerim. Bu konuda benim peygambere ihtiyacım yoktur demek küfürdür Allah korusun. Allah’ın istediği gibi Resûlünü dinde temel bilip, kullukta örnek bilip, ona itaat eden, onun örnekliliğinde onun gibi bir hayat yaşamaya çalışanlar Allah’ın sevdiği mü’minlerdir. Böyle yapanlar hem dünyalarını hem de âhiretlerini kazanacaklar, kendileri için güzel bir örneği değerlendirmiş olacaklardır. Ama onu kabul etmezlerse o zaman da kendileri bilir, cehenneme kadar yolları vardır. Canları isterse. Çünkü cennet yolu peygamber rehberliğindedir, cennet yolu peygambere itaattedir. cehennem yolu da şeytan rehberliğindedir. Dileyen peygam-ber örnekliliğinde cennete, dileyen de şeytan rehberliğinde cehenne-me gidebilir. Peki bizim yasal örneğimiz sadece Muhammed (a.s) mı? Yâni sadece Ona mı itaat edeceğiz? Allah’ın hayatlarını onaylayıp bizim kendilerine itaatimizi istediği başka yasal örneklerimiz var mı? Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz bunu şöyle anlatıyor: