Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

3. Ayet

3Âl-i İmrân Suresi

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ

(O Allah,) sana Kitab’ı hak ve kendinden önceki (Kitapları) doğrulayıcı olarak indirdi. Tevrât’ı ve İncîl’i de (Allah) indirdi.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

3,4. “Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitabı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitabı indirdi. Doğrusu Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli azap vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.” Bizimle ilişki kurmak, bize vahyini, bize mesajını, bize arzularını, bize yasalarını, bize kendi ulûhiyet ve rubûbiyetini, bize bizden istediği kulluğu aktarmak, anlatmak üzere Allah kitap gönderendir. Allah kitabı hak ile indirendir. Kıyâmete kadar geçerliliği olan, kıyâmete kadar insanlığın tüm problemlerini çözecek olan bu kitabın indirilişi haktır.İnsanlığın problemlerinin tamamının çözümü, bu hak kitapla olacaktır. İnsanlığın ilki Hz. Adem (a.s)’la başlayan, yeryüzündeki hayat süreci içinde Rabbimiz ilk dönem peygamberlerine sözlü vahiyler ve suhuflar göndermiş, sonra sırasıyla; Tevrat, Zebur ve İncil’i göndermiş, sonra da onların tümünü tasdik edici olarak, topyekün insanlık için hidâyet kaynağı olarak son kitabı, Kur’an’ı göndermiştir. Bu kitap, Allah’ın daha önce indirdiği öteki kitapları tasdik edendir. Onların hep-sini doğrulayandır. Aslında Kur’an’ın tasdik ettiği kitaplar şu anda yahudi ve hıristiyanların ellerinde bulunan ve “Tevrat budur”, “İncil budur” diye sahiplenip bağırlarına bastıkları kitaplar değildir. Bundan önce Rabbimiz Tevrat ve İncil’i de hak olarak, hüden olarak, hidâyet kaynağı olarak, insanlar onlarla yol bulsunlar, hayatlarını onlarla düzenlesinler diye göndermişti. İşte bu son kitap da tıpkı öncekiler gibi hüden linnas olan bir kitaptır. Bu kitap hüden linnas olan bir kitaptır. Allah Hâdîdir. Allah yol göstericidir.Bu anlamda, Kitaplar ve peygamberler de yol göstericidir-ler. Cenâb-ı Hakk kitaplar ve peygamberler göndererek kullarına hidâyetini ulaştırmıştır. Ve hidâyet herkese açıktır. Yâni Allah’ın kullarına gönderdiği kitapları “Hüden linnas” dır. Bütün insanlık için hidâyet kaynağıdır. Aslında Kur’an herkese genel mânâda hidâyeti göstermek için inmiştir. Ama bu kitabın hidâyetini kabul etmede, isteyerek bunun hidâyetini seçmede herkes eşit olmayacaktır. Kimileri bununla hiç ilgilenmeyecek, bunu anlamaya yanaşmayacaktır. Öyleyse insanlar bu Kur’an’a yanaşmadı mı Kur’an kimseye hidâyet edemez. Kur’an’a yaklaşan kişi eğer onunla yol bulmak ister-se ancak O, o zaman hidâyet edebilir. Çünkü "Hüden linnas" dır Kur’an. Ama "Hüden lilmuttakîn" dir de aynı zamanda. Yâni herkese yol gösterecek kapasitede değildir. Herkes bununla yol bulmak istemez, herkes buna yol sormaya gelmezse o zaman, o sadece takvalılara yol gösterecek, sadece onlara hidâyet edecektir. Ötekiler için hattâ yine Kur’an’ın ifadesiyle bu kitap kimilerinin zararını, ziyanını artıracaktır. "Kur’an zalimlerin ancak zararını artırır." (İsrâ 82) Demek ki Allah hidâyeti isteyenlere, kitapları, peygamberleri ve diğer hidâyet vesileleriyle hidâyet eder. Allah kullarının kalplerine hidâyete yönelik İnşirâh verir hidâyetine karşı onların kalplerini, zihinlerini açar, onların ellerinden tutar, küfre ve kâfirlere karşı gönüllerine tiksinti yerleştirir, şeytan ve ordularına karşı, onların kalplerindeki korkuyu kaldırıp onun yerine cesaret koyar, cenneti sevdirir, cehennemden nefret ettirir, rızasıyla hoşnut eder, razı olduklarını sevdirir, namazı, orucu, zekâtı, helâlleri, sevdiklerini sevdirir sevmediklerine karşı kalplerine tiksinti verir. Bütün bu tasarruflar da Rabbimizin hidâyet cümlelerindendir. Ama Allah’ın kendilerine açtığı kitap ve peygamberler gibi hidâyet kapılarından girmek istemeyen, rahmet kapılarından istifade et-mek istemeyenler, kitapla beraber olmayanlar, peygamberle tanışmak istemeyenler, Allah’ın hidâyet vesileleriyle ilgi kurmayanlar, kendi fiilleriyle, kendi iradeleriyle sapıklığı tercih ettikleri için Allah da onlar için tüm dalâlet yollarını açıvermiş ve artık böyleleri şeytanların, hevâ ve heveslerinin peşine takılıp dünyada da ukba’da da kaybedenlerden olmuştur. Kadınıyla-erkeğiyle, genciyle ihtiyarıyla, doğulusuyla-bâtılısıyla, Asyalısıyla-Avrupalısıyla, geçmişiyle-geleceğiyle, öncekileriyle ve sonrakileriyle kendisine iman eden, kendisine sarılan, hayatını kendisiyle düzenlemek için başvuran herkesi hakka, doğruya, hidâyete ulaştıracak bir kitaptır bu. Bir de Furkân’dır Allah’ın kitabı. Furkân fark eden, ayıran anlamınadır. Hakkı bâtıldan bâtılı haktan ayıran demektir. Bir de, fark ettiren anlamınadır. Kitap kişiye yolunu fark ettirir, hayatını fark ettirir. Kitapla beraber olan kişi hayatındaki tüm bozuklukları, tüm şirkleri, tüm bozuk düzenlikleri fark ediverir. Kitabın böyle fark ettirici ve ayırıcı bir özelliği vardır. Hani arabanızla bir yere giderken karanlıkta arabanın farlarını yakıverince önünüz nasıl aydınlanıyor değil mi? Köprüyü, virajı, uçurumu, tehlikeyi nasıl anlarsınız onunla değil mi? İşte Kur’an da böyle bir Furkân’dır. Olaylara Kur’an’ın gözlüğüyle bakıverdiniz mi o her şeyi size fark ettiriverecektir. Ama Kur’-an’dan habersizsek, olaylara Kur’an’la bakabilecek bir duruma gelmemişsek, aile hayatımızı, toplum hayatımızı, hukukumuzu, eğitimi-mizi kazanmamızı harcamamızı, sosyal ve siyasal yapılanmalarımızı, ekonomik düzenlemelerimizi Kur’an kaynaklı, Kur’an rehberli düzen-lemezsek, tüm bunları Kur’an’ın gözetiminde yapmazsak hiçbir zaman aydınlığa çıkmamız mümkün olmayacaktır. Evet, Allah’ın kitabı Furkândır. Furkân, Kur'an-ı Kerîm'de değişik anlamlarda kullanılmıştır: 1- Zafer anlamında: "Hani Musa 'ya doğru yola gelirsiniz diye, o kitabı (Tevrât'ı) ve Furkân'ı (zaferi) vermiştik" (Bakara, 53). 2- Dinde insanı sapıklıktan ve şüphelerden çıkarma anlamında: "(O Kur'an ki) insanlara tam hidayettir, doğru yolu ve hak ile bâtılı ayırdeden (dalâletten kurtaran) hükümlerin nice açık delilleridir'' (Bakara,185). 3- Kur'an ile eş anlamda: "Furkân'ı, âlemlerin (ilâhi azap ile) korkutucusu olsun diye, kuluna (Hz. Muhammed'e) indiren (Allah'ın şânı) ne yücedir" (Furkân,1) Müfessir Zemahşeri Bakara suresinin 53. âyetini tefsir ederken Furkân'la ilgili olarak daha değişik anlamlar vermekte ve şöyle demektedir: Yani Musa'ya Tevrat'ı verdik. O Tevrat ki, hem ilâhı bir kitaptır, hem de hak ile bâtılı birbirinden âyırdedendir. Veya ayette geçen Furkân; hüccet, âsâ, yed-i beyzâ ve diğer mucizeler demektir. Yani Hz. Musa'ya bunlar verilmiştir. Furkân, helâl ile haramı birbirinden ayırdeden ilâhı kanunlar anlamına da alınabilir. Başka bir görüşe göre de furkân, Hz. Musa ile düşmanlarını biribirinden ayırdeden Zafer anlamındadır. Nitekim En-fâl, suresinin 21. ayetinde geçen "Furkân Günü" Bedir'de kazanılan zafer anlamına gelmektedir. Veya Kur'an, bölüm bölüm, parça parça indirildiği için Furkân olarak adlandırılmıştır. Demek ki bu kitap Furkân’dır, bu kitap hakkı ve bâtılı ayıran, hakkı ve bâtılı bize tanıtandır, fark ettirendir. Şunu kesinlikle bilelim ki bu kitabı tanımadan, bu kitapla tanışmadan bizim hak ve bâtılı tanıma imkânımız yoktur. Furkân’a ulaşmadan bizim hakkı ve bâtılı tanıyıp, hakka tabi olup bâtıldan uzaklaşmış bir hayata ulaşmamız kesinlikle mümkün değildir. Bir de bu bize şunu hatırlatıyor ki değer yargısı olarak bizim Allah’tan, Allah’ın kitabından başka birilerini kabul etme hakkımız yoktur. Yâni bir şeye iyi, ya da kötü deme yetkimiz yoktur. Haram ya da helâl deme yetkimiz yoktur. Şu anda birilerine sorsanız hepimiz ayrı ayrı bu iyi, şu kötü deriz. Öyle değil Allah’a soracağız, Allah’ın kitabına soracağız, Furkân’a müracaat edeceğiz. Eğer Allah iyi demişse, Furkân iyi demişse iyidir, kötü demişse kötüdür. “Bana göre bu iş böyledir” Olmaz, sana göre olmaz. Bana göre de olmaz. Ya nasıl olur? Fukana göre olur. Furka-nın dediğine göre olur. Dikkat ederseniz şu anda demokratik bir hava içinde insanlar herkese her şeyi soruyorlar da Allah sormuyorlar. Problemleri Allah’a sormamanın sebebine gelince, eğer çözümü Allah’ça buldunuz mu artık diğer insanların hayat hakkı olamayacaktır. Çünkü hak ve bâtılı en iyi halleden Allah’tır, Furkân olan Allah’ın kitabıdır. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım ki hangi insan ki, hangi toplum ki, hangi aile ki Kur’an’la beraber olur, Furkân’la tanışır, Furkân olan bu kitapla birlikte problemleri çözmeye çalışır, problemlere Kur’an kaynaklı yaklaşmayı prensip edinirse. Bir konuda önce Allah ne diyor? Kur’an ne diyor? Diyerek Allah’ın kitabına müracaat eder ve çözümü Allah’ın kitabında ararsa, Kur’an’la görmeye, Kur’-an’la bakmaya çalışırsa o mutlaka aydınlığa ve hayra ulaşacaktır. Ve bu aydınlığa ulaşması sonunda kendi lehine olacaktır. Yâni dünyada aydın, mutlu bir hayat elde etmiş olacaktır. Öyleyse ey müslümanlar! Gelin ekonomiyle ilgili bir derdiniz mi var? Ekonomik hayatınızı aydınlığa, düzlüğe çıkarmak mı istiyorsunuz? Hukukunuzu aydınlığa çıkarmak mı istiyorsunuz? Eğitiminizi düzlüğe çıkarmak mı istiyorsunuz? Aile hayatınızı, toplum hayatınızı, gecenizi, gündüzünüzü, bugününüzü, yarınınızı, namazınızı, orucunuzu zikrinizi fikrinizi dünyanızı, âhiretinizi aydınlığa çıkarmak mı istiyorsunuz? Çözüme ulaştırmak, düzlüğe çıkarmak mı istiyorsunuz, O halde problemlere basîretlerle bakmak zorundasınız. Problemleri kitaba arzetmek ve Furkân’la çözüm bulmak zorundasınız. Başka türlü çözüm bulmanız da huzura kavuşmanızda kesinlikle mümkün olmayacaktır. Başka çaresi yok. Bu kitap Furkân’dır. İyiyi-kötüyü, hakkı-bâtılı, doğruyu yanlışı insanlar ancak bu kitapla öğrenebileceklerdir. Çünkü hak-bâtıl konusunda, iyi-kötü konusunda, hidâyet-dalâlet konusunda Allah’tan başka tanım getirecek yoktur. Allah’ın Furkân olan kitabından başka çözüm getirecek yoktur. Çünkü Kayyûm O’dur. Alîm ve Hakîm olan Odur. Alîm ve Hakîm olmayanın Kayyûm olması müm-kün değildir. Kayyûm olmayanın da Rab, Melik ve İlâh olması mümkün değildir. Allah’ın âyetlerini örtenler, örtbas edenler, Allah’ın âyetlerini gündemlerinden düşürerek bir hayat yaşayanlar için şedît bir azap vardır. Çünkü Allah Azîzün züntikamdır. İnsanlara özgürlük verir. Dünyada dileyen dilediğini yapabilir. Allah’ın âyetlerini gündeme alarak, Allah’ın âyetlerine sarılarak da, Allah’ın âyetlerini örtüp, Allah’ın âyetlerini yok farz edip kendi hevâ ve hevesleriniz istikâmetinde de bir hayat yaşayabilirsiniz. Mü’min de olabilirsiniz kâfir de. Sonucuna kendiniz katlanmak şartıyla dilediğinizi yapabilirsiniz bu dünyada. Ama unutmayın ki Allah’ın âyetlerini örtüp, reddedip onlarsız bir hayat yaşayanlara şedît bir azap vardır. Allah’tan gizlenemezsiniz, kaçıp kurtulamazsınız. Çünkü: