52. “Îsâ onların inkârlarını hissedince: “Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler: “Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahit ol.” Allah’ın elçisi Hz. Îsâ (a.s), İsrâil oğullarına kendisinden önceki tüm peygamberlerin dâvetiyle gelip onları içine düştükleri küfür ve şirkten Allah’a kulluğa çağırınca baktı ki halleri kötüce. Onları Hz. Îsâ iki şeye çağırmıştı. Birincisi Allah’a kulluk, Allah’a teslimiyet, ama sadece Allah’a kulluk, sadece Ona teslimiyet. Müslüman olmaya çağırdı onları. İkincisi de Allah’a yapacağınız bu kulluk noktasında bana tabi olun dedi. Başka hiçbir şey istemedi onlardan. Yapacağı bu risâlet konusunda, örnekliği ve tebliği konusunda ne bir ücret istedi, ne atlarına arabalarına bindirmelerini, ne bal-baklava yedirmelerini, ne elini-ayağını öpmelerini istedi onlardan. İstediği sadece Allah’a kulluk ve kendisine tebeiyyet. Şimdi insanlara din duyuran hocalar, (Allah kimseyi hoca yapmasın, müslüman yapsın) anlatıyorlar, anlatıyorlar sonra da gelsin yemekler, gelsin çaylar diyorlar ve yemeği yiyince de işleri bitiyor. Berikiler de yedirdi mi iş bitti biliyor. Tamam hoca efendiye ikramımızı yaptık, görevimiz bitti diyorlar. Eğer karşımızdaki öyle diyecekse Allah aşkına yemeyelim, adamları tatmin etmeyelim. Evet Hz. Îsâ (a.s) baktı ki İsrâil oğullarının dört duvarı yıkık. Yıllar yılı peygamber öldürmekle, Allah elçilerini yalanlamakla, Allah kitaplarını, Allah âyetlerini tahrif etmekle, Allah yolundan çıkıp kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamakla şöhret bulmuş, şirke batmış bir kavim, bir toplum olan bu insanlar müşrik Roma’yla da birleşerek kendi dinlerine, peygamberlerine, kitaplarına ihanet eder bir duruma gelmişlerdi. İşte böyle bir atmosferde kendilerine tevhidi getiren, kendilerini tek Allah’a kulluğa çağıran, kendilerini İslâm’a çağıran Îsâ (a.s)’ın bu dâvetine çok az bir Havari grubunun dışında icabet eden , iman eden çıkmayınca, onların bu küfürlerini ve küfürde ısrarlarını gören Hz. Îsâ onlara dedi ki: Allah yolunda bana kim yardımcı olacak? Allah yolunda gi-rişeceğim bir kavgamda kim bana yardımcı olup, benim yanımda yer alacak? Allah’a dâvet yolumda, Allah’ı insanlara duyurma yolumda, Allah’ın emirlerini dinleme konusunda, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda, bu kitabın âyetlerini çok uzaktaki insanlara götürme konusunda kim bana müzâhir olacak? Yeryüzünde Allah’ın yasalarını hakim kılma konusunda kim bana yardımcı olacak? Arkadaşlar Allah’ın dinini anlama ve yaşama konusunda, Allah’ın istediği gibi müslüman olma konusunda, aslında peygamberin hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimse kendisine yardımcı olmasa da peygamber tek başına kulluğu icra edendir. Yâni peygamber Allah’ın kendisine yüklediği görevini yapamadı da birilerinden bu konuda yardım istiyor değildir mânâ. Kendisi görevini yapmakla birlikte cemaatla yaşanma karakterindeki bu dini ikâme konusunda birilerinin yanı başında olmasını, birilerinin kendi menfaatleri icabı müslüman olup yükünü hafifletmesini istiyordu Allah’ın elçisi. İşte bu cemaat, bu ümmet bir Peygamberin yükünü hafifleten, derdini ve sorumluluğunu paylaşan en büyük destektir. Meselâ şu anda ben Konya’nın her mahallesinden, her evinden sorumluyum. Bu Allah dinini, Allah âyetlerini her yere götürmek, ulaştırmak zorundayım. Ama şu anda sizler de benim bu derdimi dert biliverseniz, sizler de benim sorumluluğumu hissediverip de bu işi yapmaya başlayıverseniz benim omuzumdaki yükler hafifleyecek demektir. Meselâ bu akşam içinizden birisi Aydınlık mahallesinde şu benim yaptığımı yapıp, Allah kullarına vahiy ulaştırsanız artık Aydınlık benim omuzumdan in-miş olacak. Elhamdülillah Aydınlıkta bu işi yapan birisi var ve artık be-nim oraya gitmeme gerek kalmamıştır diyecek ve rahatlayacağım. Meramda da bu işimi yapan birilerinin çıkması benim omuzumdaki bir yükün daha inmesi anlamına gelecektir. Öyle değil mi ama? Din anlatılacak ben, âyet anlatılacak ben, hadis tanınacak ben, hapse atılacak ben, sürgün edilecek ben, ben, ben. Niye hep ben yahu? Gelin beraber olalım. Gelin beraber çalışalım, gelin birlikte omuzlayalım Allah dinini. Gelin birlikte öğrenip birlikte tebliğ etme ve yaşama kavgası verelim. Eğer kitapsız ve sünnetsiz din olmayacağına sizler de inanır, sizler de bu yükü omuzlarınızda hissederseniz o zaman sizler de bana yardım etmiş olursunuz. Ama şunu da göz ardı etmeyelim ki, eğer bizler de peygam-berler gibi, onlar kadar bu mübârek yükü çekmeyi iliklerimize kadar hissedersek elbette Allah bize de onlara verdiği yardımcıları gönderecektir. Ama elbette bizim samimiyetimiz, bizim sorumluluk anlayışımız, bunu dert bilişimiz bu kadarmış ki Allah bu kadar yardımcı göndermiş. Allah bizi de aynı şuura erdirsin de o şuurumuz sonucunda bize de yardımcılar göndersin inşallah. Tabii göndermese de veya sizler bana destek çıkmasanız da elbette ben kendi gidebileceğim yerlerden sorumluyum. Kime gidebilirim? Kaç kişiye gidebilirim? Kaç yere gidebilirim? işte benim sorumlu-luk alanım budur. Demek ki Peygamberlere yardım, onların görevlerine yardım şeklinde olur. Yâni Peygamber (a.s) dünyada Allah’ın istediği adâleti gerçekleştirmek, insanların dünyada Allah’ın istediği hayat programını yaşamalarını sağlamak, insanların sadece Allah’a kul olmalarını gerçekleştirip onların cennet yollarını açmak, cehennem yollarına barikatlar koymak için gelmişlerdir. İnsanların yeryüzünde Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, kitap olarak Kur’an’ı ve bu konuda örnek olarak da Hz. Peygamberi tanımaları için gelmiş olan Peygamberin bu görevini, bu fonksiyonunu kendimize görev edinir, dert edinir iş edinir, din edinirsek biz de onlara yardımcı olmuş oluruz. Onların inandığına inanır, yaptıklarını yapar, sevdiklerini sever, reddettiklerini de reddedebilirsek, varlıklarını ve programlarını kendimize program kabul edebilirsek, isteklerine köstek değil destek olabilirsek o zaman biz de onlara yardımcı oluyoruz demektir. Biz de Ensârullah’ız demektir. Bakın Allah’ın peygamberi Îsâ diyor ki kim bana yardımcı olacak? Onun bu talebine karşılık: Havariler, Îsâ (a.s)’ın arkadaşları, Îsâ (a.s)’a iman etmiş müs-lümanlar, Allah ve peygamber yolunun yardımcıları, beyazlar, beyaz elbiseliler, beyaz elbiseli görünenler dediler ki: Biz Allah’ın yardım-cılarıyız, biz senin yardımcılarınızız. Bizler iman ettik Allah’a. Sen şahit ol ki bizler teslim olduk. Bizler müslüman olduk. Arkadaşlar, işte yardım budur. İşte Allah yolunda peygambere yardım budur. Ey peygamber, sen şahit ol ki biz iman ediyoruz ve imanlarımızı amel haline getirip müslüman oluyoruz. Allah’a inanıyoruz ve inancımızın gereğini yerine getiriyoruz. İşte namaza inanıyoruz ve kılıyoruz. İşte içkisiz sofrada oturmaya inanıyoruz ve içkisiz sofraya oturuyoruz. İşte oruca inanıyoruz ve tutuyoruz. Çünkü peygambere iman onun orucuna, namazına, cihadına iman demektir. Kitaba iman demek hayatı onunla düzenlemeye ve kıyâmete kadar onun geçerli olduğuna iman demektir. Allah’ın İsrâil oğullarına gönderdiği son elçisi Hz. Îsâ (a.s)’ın bu dünyadaki görevi bitmeye başlıyor. Rabbimiz onu bize anlatacak. Bir ömür mücâdelesini sürdüren kutlu elçisini Rabbimiz huzuruna alacak. Ama Îsâ (a.s)ın bu dünyadaki görevi bitmeyecekti. Rabbimiz kıyâmet öncesi Onu dünyaya tekrar bir daha indirecek ve Ona çok büyük bir görev daha verecek, kıyâmet öncesi insanlar Onun vasıtasıyla bir daha denenmeden geçirilecektir. Kitap ve sünnetin ortaya koyduklarına göre daha önce Allah’ın kitabını bir kenara bırakıp, kitabın kendilerinden istediği İslâm dinini bir kenara bırakıp kendilerince hı-ristiyanlık adı altında yepyeni bir din oluşturan, yahudilik adı altında yepyeni bir yol oluşturan yahudi ve hıristiyanların değer yargılarının yanlış olduğu kendilerine son bir kez daha hatırlatacak, Haç’ı kıracak, domuzu öldürecek, kendisinin Allah’ın oğlu olmadığını, vefatından ön-ce hiç kimseye ben İlâhım, ben Rabbim, Allah’ı bırakın da bana ve a-nama kulluk edin demedim diyecek, peygamberlik dönemimde size müjdelediğim Ahmed’in doğruluğunu tekrar ikrar ediyorum, Onun, benim ve tüm peygamberlerin tek dini İslâm’dır, müslüman olanlar kurtulacak, onların dışında kim hangi dinde olduğunu iddia ediyorsa hep-si cehenneme gidecek diyecek. İşte görüyoruz âyetlerde, Îsâ (a.s) müslümandı, Onun arkadaşları, Ona iman eden Havariler de müslümandı. Hz. adem (a.s) dan bu yana tek din vardı İslâm. Şu anda da Ona Allah’ın istediği biçimde iman edenler müslümanlardır. Şu anda Îsâ (a.s)’ı tanrılaştırmayıp Allah’ın kulu ve elçisi olarak Ona iman edenler sadece müslümanlardır. Ne hıristiyanlar, ne de yahudiler Ona Allah’ın istediği şekilde inanmamaktadırlar. Bundan sonra Havarilerin duaları geliyor.