Âl-i İmrân Suresine Dön

Âl-i İmrânآل عمران

55. Ayet

55Âl-i İmrân Suresi

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ

(Hatırlayın!) Hani Allah demişti ki: “Ey Îsâ! Seni vefat ettirecek, kendime yükseltecek, kâfirlerden (ve onların tuzak ve hilelerinden) temizleyeceğim. Sana tabi olanları kıyamete dek kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca bana olacak. İhtilaf ettiğiniz konularda aranızda ben hükmedeceğim.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

55. “Allah demişti ki: “Ey Îsâ! ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, İnkâr edenlerden seni tertemiz ayıracağım; Sana uyanları, kıyâmet gününe kadar, inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim.” Evet, herhalde konu anlaşıldı. İsrâil oğulları Allah’ın elçisi, Allah’ın kelimesi Îsâ (a.s) kendilerine geldiği dönemde İslâm’dan çıkmışlar, Allah yolunu, peygamberler yolunu terk edip küfre ve şirke düşmüşlerdi. Rabbimizin ifadesine göre içlerinde çok az müslüman vardı. İşte İmrân ailesi, Zekeriya (a.s), oğlu Yahya (a.s), Meryem ana-mız ve onların çevrelerinde samimiyetle Allah’a iman etmiş, Allah yolunda yürüyen azıcık bir grup vardı. Allah’ın elçisi söyleyin bana, içinizde gerçekten Allah’a teslim olmuş kimler var? İçinizde ne kadar müslüman var? dediği zaman içlerinden az bir grup olan sadece Havariler müslümanlıklarını ikrar etmişler ki bunların adedi de sadece 12 civarındaydı. Öteki İsrâil oğulları o günün dünyasında egemen güçlerle beraber olarak azınlıkta gördükleri, güçsüz gördükleri Hz. Îsâ (a.s)’a ve beraberindeki bu bir avuç müslümana karşı tuzak kurmak istediler, Allah’ın elçisini öldürmek istediler. Ama onların tuzaklarının tümünü boşa çıkaracak olan Allah’tı. Hz. Îsâ’yı öldürmeyi başaramadılar. Yıllar sonra aynı kâfir insanlar son elçi Hz. Muhammed (a.s) a karşı da aynı tuzağı kurmak istediler. Medine’de Rasûlullah efendimize de aynı hain planlarını uyguladı yahudiler ama Allah tuzaklarını bozup kendi başlarına geçiriverdi. Bakın Allah diyor ki: Onlar peygamber Îsâ (a.s)’a tuzaklar kurdular da: Evet Allah buyurdu ki, “Ey Îsâ, muhakkak ki ben seni onların aralarından çekip alacağım. Seni onların içinden çıkarıp, alıp kendime yükselteceğim. Seni uyutacağım. Seni bir çeşit vefat ettirecek, seni onların şerrinden koruyacak, o kâfirlerin seni öldürmelerine fırsat ver-yeyeceğim. Onların kötülüklerinden seni temizleyecek, pisliklerini sana dokundurmayacağım. Onların küfürlerini, şirklerini, pisliklerini asla sana dokundurmayacağım. Ve sana tabi olan müslümanları da yeryüzünde kıyâmete kadar kâfirler ve müşrikler üzerine üstün kılaca-ğım, üstün getireceğim. Sonra dönüş banadır. Hepiniz bana dönecek ve yaşadığınız hayatın hesabını bana ödeyeceksiniz. Ve aranızda ihtilâf ettiğiniz konularda ben hüküm vereceğim.” Rabbimiz buyuruyor ki ben seni teveffa ettireceğim. Teveffa vefat ettirmek: ruhunu almak anlamına gelir ki müfessirlerimizden kimileri bu mânâya dayanarak Îsâ (a.s)’ın Allah tarafından vefat ettirilip huzuruna yükseltildiğini söylerler. Kimileri de buradaki öldüreceğiz ifadesini geniş zaman kipi olarak anlamışlar ve öldürülmeden yükseltildiğini ve sonra kıyâmet öncesi tekrar dünyaya indirilip öldürülme eylemimin gerçekleştirileceğini söylemişlerdir. Nitekim Nisâ sûresindeki bir âyetinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Kitap ehlinden, ölmeden önce, Îsâ'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyâmet günü onların aleyhine şahit olur.” (Nisâ 159) Ehl-i kitaptan hiç kimse yoktur ki ölümünden önce Ona inanmayacak olsun. Îsâ (a.s)’ın ölümünden önce ehl-i kitabın tamamı, ya da ehl-i kitaptan kimileri Ona iman edecektir. Bu kıyâmete yakın Hz. Îsâ (a.s)’ın tekrar yeryüzüne gelmesi döneminde yaşayan ehl-i kitap için söz konusudur. Kıyâmet öncesi yeryüzüne indirilen Hz. Îsâ (a.s)ın haçı kırması ve domuzu öldürmesiyle o anda hayatta olan yahudi ve hıristiyanlar eyvah! Meğer bizler şu anda Îsâ (a.s)’ın dinini yaşıyoruz diye kendi hevâ ve heveslerimizi yaşıyormuşuz diyerek sapıklıkların-dan vazgeçecekler, Îsâ (a.s)’ın getirdiği dinin Muhammed (a.s)’ın getirdiği İslâm diniyle aynı olduğunu anlayacaklar, Hz. Îsâ (a.s)’ın müs-lüman olduğunu anlayacaklar, kabul edecekler ve kendileri de Îsâ (a.s) ın vefat edip kıyâmet kopmadan önce Ona ve dinine iman edip müslüman olacaklar. Gerçekten hıristiyanların sapak noktalarından birisi de işte bu âyette anlatılan konudur. Hıristiyanların Allah’ın elçisi Hz. Îsâ (a.s) ko-nusunda yanılıp Onu İlâh kabul edişlerinin sebebi işte bunlardı. Birincisi önceki âyetlerde ifade edildiği gibi Hz. Îsâ (a.s)’ın Allah’ın bir kelimesi, bir yasası olarak babasız dünyaya gelmesi, ikincisi yine önceki âyetlerde anlatıldığı gibi Îsâ (a.s)’ın Allah’ın izniyle bir kısım mûcizeler göstermesi, körleri görür hale getirip, ölüleri diriltmesi, gaybî konulara Allah tarafından muttali kılınması ve işte bu âyette anlatılan gökyüzüne yükselmesi, yükseltilmesi konusudur. Yâni bir beşer olarak ölmediği, aksine tapınılmaya lâyık bir tanrı olarak yaşadığı konusudur. İlk iki konuyu Kur’an da onaylar ve Allah’ın izniyle bunların gerçekleştiğini vurgular. Üçüncü konuya, yâni onun teveffa edilip yükseltilmesine gelince bu konu gerçekten gaybî bir konudur. Tevilini Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği ancak kalbinde hastalık bulunanların oraya buraya sündürebilecekleri müteşabihattan bir konudur. Ve Rabbimiz onların aralarında ihtilâf ettikleri konunun hükmünü yarın vereceğini ifade ediyor. Allah’ın elçisinin bir tanrı mı? Yoksa Allah elçilerinden bir beşer mi olduğunu yarın size haber verecek. Veya yarın Allah’ın haber vereceği hükümleri bu âyetten sonra gelecek âyetlerde ortaya konacaktır. Îsâ (a.s) onların arasından farklı bir ayrılışla ayrılmış olacaktı. Allah sevgili kelimesini katına yükseltecek ve tıpkı anasının tertemiz hayatı gibi yaşadığı tertemiz bir hayatın sonunda, gönderildiği İsrâil oğullarının küfürlerine, şirklerine bulaşmadan yaşadığı tertemiz bir hayatın sonunda bir dünya hayatı bitmiş olacaktı. Sonra önce de ifade ettiğim gibi kıyâmete yakın bir zamanda yeryüzünde yeni bir hayat yaşayacak, sonra öldürülüp cennete yükseltilecek bir hayatın sahibiydi Îsâ (a.s). Ona verilen bu müjdeden sonra Rabbimiz Ona iman eden mü’minler için de bir müjdede bulunuyor: Ve sana uyanları, kıyâmet gününe kadar, inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Peki acaba kimdi burada kast edilen Îsâ (a.s)’ma tabi olanlar? Bunlar o günkü müslümanlıklarını ikrar eden, Ensârullah olduklarını söyleyen Havariler, sonra, onlardan sonra gelip de şirke düşmeden, Allah’a oğullar izâfe etmeden, Îsâ (a.s)’ın tanrı ya da tanrının oğlu olduğunu iddia etmeden, Îsâ (a.s)’ın Allah’ın bir kulu ve elçisi olduğuna iman etmiş kimseler, yâni dünün ve bugünün müslümanlarıdır. Mûsâ (a.s) da, Îsâ (a.s) da, Muhammed (a.s) da, tüm diğer peygamberlere de Allah’ın istediği biçimde inanan ve bu Allah elçileri arasında bir ayırım yapmayan mü’minlerdir. İşte bu müslümanları kıyâmete kadar her bir dönemde kâfirlere üstün kılacağını haber veriyor Rabbimiz. Bu müslümanlar kâfirlerden üstündür diyor Rabbimiz. Allah böyle diyor ama bakıyoruz şu anda bu müslümanlar Allah yargısını bir kenara bırakıp, adım adım kâfirleri takiple meşguller. Herhalde Allah’ın bu âyetlerine rağmen, Allah’ın bu yasalarına rağmen şu anda müslümanların kendilerinden alçak bir konumda olan yahudi ve hıris-iyanları kendilerinden üstün görmeleri, kendilerinden şerefli kabul etmeleri müslümanlara zillet ve meskenet damgasının vurulduğu anlamına gelmektedir. Müslümanların bu tavırları Allahu âlem kendilerine zillet ve meskenet damgasının vurulduğunun delili ve alâmetidir. Tıpkı evvelki gün Allah yasalarını terk ettikleri için, Allah kitap-larını reddettikleri için, Allah elçilerinin değer yargılarını reddettikleri için yahudi ve hıristiyanlara zillet ve meskenet damgası vurulduğu gibi. Şu anda müslümanlar da bu Allah âyetlerini görmezden geliyorlar, Allah yasalarına karşı geliyorlar, Allah’ın değer yargılarını reddediyor-lar, Allah siz üstünsünüz dediği halde, hayır onlar bizden üstündür diyerek, kâfirleri kendilerinden üstün bir konumda görerek, tüm hayat programlarını onlardan almaya ve müslümanlıklarının bilincinden uzak bir hayat yaşamaya yöneliyorlar. Arkadaşlar, Rabbimiz bizim bu âyetlerin bilincine ermemizi istiyor. İç dünyamızdaki yenilmişlik, ezilmişlik, kölelik psikolojisinden kurtulmamızı ve üstünlüğümüzü anlamamızı istiyor. Öyleyse bu âyetlerle kuşanıp kâfirlerden her zaman ve her konuda üstün olduğumuzu anlamak zorundayız. Ne bu küçüklük yahu? Siyasal üstünlüğü üstünlük zannediyoruz. Ekonomik üstünlüğü gerçek üstünlük zannediyoruz. Kim demiş bunların üstünlük sebebi olduğunu? Değer yargılarımız Allah’ın değer yargıları değil. Bakın bin yıldan daha fazla dünya üzerinde hüküm süren Roma’dan, Romalılardan, Roma imparatorlarından kitabında bir satırlık bile söz etmeyen, değer vermeyen Rabbimiz, o Romanın içinde, küçücük bir köyde yaşayan, ama Allah’a kullukla temayüz eden küçücük bir aileden, yâni İmrân ailesinden, Zekeriya’dan, Yahya (a.s)’dan, Meryem’den ve Îsâ (a.s) dan söz ediyor, onları ölümsüzleştiriveriyor. Anlıyoruz ki Allah’ın değer yargısına göre o küçücük aile tüm Roma’dan ve Romalılardan üstündür. Öyleyse bilelim ki bugün o günün Roma’sını temsil eden Amerika karşısında, batı dünyası karşısında bir tek müslüman daha üstündür. İşte bu gerçeği anlamamız gerekecek. Maalesef bugün müslümanlar bu gerçeği anlayamadıkları için kendilerini kâfirlerden alçak görüyorlar, kâfirleri kendilerinden üstün görüyorlar ve aşağılık psikolojisi içinde kâfirlerin siyasetlerine endeksli bir siyaset, kâfirlerin ekonomilerine endeksli bir ekonomik hayat, kâfirlerin hukuklarına endeksli bir hukuk kabullenmekten yanalar. Madem ki onlar ekonomik yönden bizden üstünler, madem ki onlar siyasal yönden, teknolojik yönden bizden üstünler öyleyse bizler de onlar gibi olmak, onlar gibi yaşamak, onları takip etmek zorundayız diyorlar. Ama kesinlikle bilelim ki müslümanlar böyle yaptıkları sürece, dünyada rezillik, dünyada horluk, hakirlik, dünyada Allah azabı onların üzerinde olacaktır. Halbuki yeryüzünde bir tek müslüman ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’tan başka sözü dinlenecek İlâh kabul etmiyorum, benim dinim İslâm’dır, benim dinim ne eski Romanın, ne yeni Roma’nın, ne A.B.D nin, ne Rusya’nın, ne Çin’in dini, yolu, anlayışı, sistemi değildir. Benim dinim şu dünya üzerindeki ırkların, milletlerin dini değildir. Benim dinim ne yahudi dini, ne Hıristiyan dini, ne Türk dini, ne de Arap dinidir. Benim dinim Allah dini olan İslâm’dır diyen bir tek müslüman bilesiniz ki tüm dünyadan üstündür. İşte bu dünyadaki Allah’ın değer yargısı budur. Peki dünyanın değer yargısını anladık. Acaba öbür dünyanın değer yargısı nasıldır? Bakın Allah onu da şöylece ortaya koyuyor: